Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bu kitabın bana hediyesi kıpkırmızı olmuş bir çift göz oldu!Görünmez bir tutkal var üzerinde,dikkatli olun;muhtemelen tek gün alacak okumanız...<br />Cehaletin getirdiği kronik tatminsizlik ve aslında neyin diktası altında yaşadığımız üzerine çok başarılı bir eser.Küçük bir özdeyişle bitirmek gerekirse;<br />"Ignorance is bliss."<br />Bir özdeyiş de ben üreteyim.<br />"till there`s nothing more to long for..."
Hem eğlenceli, hem de gerçekten düşündürücü bir roman "Kumru ile Kumru". Kaçımız kendimize şu soruyu soruyoruz: "Para ne işe yarar? Parayı ne için kazanıyoruz?". Genelde içinde bulunduğumuz toplumlar fertlerine bazı şeyleri gelenek, görenek, usul, alışkanlık v.s. adı altında dayatırlar. Buna karşı çıkanımız da pek azdır. Hatta onlar farklı yaşıyor, davranıyor, söylüyor diye onları, sanki hakkımızmış gibi kınarız. Halbuki gerçek cesaret, cebinizdeki cep telefonu iş görüyorsa yeni modeli almak zorunda hissetmemek, ya da komşunuz sahip oldu diye benzer bir koltuk takımını almaya heveslenmemektir. Aslında ne çok eşyamız var. Ne çok obje ile uğraşıyoruz. Gerçekte onlar bizi yönetiyor, kendi bakımlarını yaptırıyor ve eskidiklerinde onları yenilememizi sağlıyorlar. Buna dur demiyoruz, çünkü hayır dememek en kolayı. Özgün olun! Kendiniz olun! Olmazsanız romandaki karaktere benzer sonunuz, demeyeceğim ama romandaki kara mizahı görmezden gelmeyin. Tuzağa düşmemek için yol yakınken romanı okuyun ve okutun.
Tahsin Yücel'in bu yapıtında en önemli vurgu, çağımızın hastalığı tüketim çılgınlığıdır. Tüketim toplumunda birey de tükettiği oranda var olacaktır. Ne kadar çok tüketirsen o kdar çok var olursun. Peki hangi nesnelerin tüketimi gerekir? Bu soruya elinizdeki kumanda'nın düğmesine bastığınız an cevap gelir : Çığlık çığlığa bir kız, bir nesnenin reklamını yapıyordur. Koltuk takımları,buzdolapları Kumru gibi nice kadının düşlerini süsler. Kapitalizmin, küresel sermayenin insanlığa en büyük hediyesi nesnenin egemenliğini kabullenmektir. Artık bizi idare edenler basın-medya ille de televizyondur. Televizyonsuz Kumru ( ve nice insan) kendini toplumun dışında hisseder. Kimliksiz ve kişiliksizdir. Kumrular çok çevremizde. Lütfen izleyin, bir masaya gelen arkadaşın elinde taşıdığı pahalı cep telefonunu masaya bırakması bir kimlik eksikliğinin giderim isteği değil mi? Allah sonumuzu iyi etsin.
teknolojinin ne derece hayatımıza musallat olduğunu anlatması bakımından güzel bir kitap.fakat kitapta argolar hiç hoş değil.ayrıca insanın yatak odasına bu denli girilmez ki.bir de kitapta ince ideolojik serpiştirmeler var.migrosta alışveriş esnasında başörtülü kızların çamaşırları üstlerinde denemesi,ismail beyin sultanı görünce söylediği cümle.bu küçük serpiştileri geçmemek lazım.
“Kumru ile Kumru”, bir köyden kente göç hikayesi. Kendisinden iki yıl önce doğup yaşatılamayan Kumru ablasının adını alan Kumru, hemşehrisi Pehlivan Haydar’la evlendirilip İstanbul’a, bu iri kıyım ama yumuşak kalpli adamın yaşadığı kapıcı dairesine yerleşiyor. İkili İstanbul’un göbeğinde, İstanbul’dan ve kapitalizmin vardığı noktadan habersizce sanki bir kapıcılar kolonisi içinde birbirlerine alışmaya başlıyorlar. Bir süre sonra erkek olanı çok zeki, kız olanı özürlü çocukları da katılıyor tek odalı evlerine.
“Kumru ile Kumru”, tüketim toplumunu ve bu toplumun getirdiği insani ilişkileri hedef alan keskin bir eleştiri barındırıyor. Tahsin Yücel, kapitalizmin bu son aşaması üzerine çözümlemeler girişmiyor elbette. Bir edebi metine uygun biçimde, sorunu Kumru, Pehlivan ve diğer roman kişileri aracılığıyla, hayatın akışı içerisinde görünür kılmış. Aslında pek çoğumuzun farkına vardığı, akıntısına karşı direnmeye çalıştığı sorunun bir romanda dillendirildiğinde daha çarpıcı bir hal aldığını söyleyebilirim. Alışkanlıklarımızla hayatın içinde ilk bakışta göremediklerimizi görünür hale getirirken edebiyatın gücüne bir kez daha güven tazelememizi sağlıyor Yücel.
Kentli orta sınıfların bir süredir aşina olup hayret edici bir uyum gösterdikleri tüketme hazzına ve eşyanın imparatorluğuna çarpıcı bir çerçeve sağlamak için hikayesinin merkezine kentin yeni misafirlerini, kırsaldan göç eden eğitimsiz insanları seçmiş yazar. Böylelikle artık bize ve romanlara çok uzak olan bir başka insan tipi ile karşılaşıyor, bu insan tiplerinin sisteme bağlanma dinamiklerine, onların da bizler gibi yavaş yavaş eşyanın boyunduruğu altına girmelerine, insanın şeyleşme süreçlerine tanık oluyoruz.
İlk romanı “Mutfak Çıkmazı”nda, “Peygamberin Son Günü”nde ve “Yalan”da olduğu gibi, “Kurmru ile Kumru”da da basit hayatlardan trajik hikayeler çıkaran Tahsin Yücel’in belki de tek eleştirilecek yanı ironiyi biraz olsun elden bırakmaması, böylelikle de tutkuyu abartılı, inandırıcılığı zaman zaman düşürecek boyutlara, masalsı bir havaya taşıması. İnsanlar arasındaki ilişkilerde de var bu abartı ve masalsılık. Yine de, hem çizdiği insan tiplerinin canlılığı hem de onları yan yana getirdiği diyaloglar bu fazlalıkları gideriyor. Bu uzun metnini anlatım bozukluklarına hiç düşmeden tamamlamanın üstesinden gelmiş ve Kumru kişiliğinde yerli bir “Madam Bovary” kazandırmış edebiyatımıza.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Tahsin Yücel karmaşık gibi görünen (aslında karmaşıkta olan) konuları sade anlatımı ve kolay okunur üslubuyla günümüz sorunlarının en önemlilerinin aralarında gezirniken bizi de bu geziye katıyor, TV, gecekondu kültür alt üst sınıf ayrımı insanın kendine yabancılaşması gibi sorunların acılarıyla bizi göz göze getiriyor.