işte emperyalizmin ve kapitalizmin iğrenç yüzü,denildiği gibi bir tetikçinin bir ülkeyi nasıl al aşağı ettiğininhazin öyküsü.yiğit Bulutun bir yazısından alıntı yapıyorum Nasıl mı? İki hayat var; İzmir’de yaşayan ve ödeyeceği vergi daha kaynaktan kesilen “Emel abla”. Ve Atina’da oturan “emekli” olmuş Yorgo. Yorgo “bir emeklilik” şirketinden emekli olmuş. O şirket de “birikimleri” fonlarında değerlendiriyor. Bu fon yani Yunan Emeklilik Fonu, 2003 yılında “emeklilerine getiri” sağlamak amacıyla, Türkiye’ye 100 milyon dolar sokuyor. Bu parayı kademeli olarak 1.50-1.77 arasında TL’ye çeviriyor ve Türk Hazinesi’nin borçlanma kağıtlarına yatırıyor yani Hazine bonosu alıyor...
Emel ablam İzmir’de oturuyor. Kamu görevlisi olarak çalışıyor ve “döviz-faiz-borsa” üçgeninden herhangi bir kazanç sağlamıyor... Aylık kazancının yüzde 30’u üzerinde bir kısmı kaynağında kesiliyor, devletimize vergi veriyor... Bu noktada Yunan Emeklilik Fonu’na dönelim. Yorgo’nun parasını değerlendiren fon, 2003 yılında açtığı pozisyonu kapatmaya karar veriyor ve 2007 yılı içinde Hazine bonolarını satıp yeniden dolar alarak operasyonu tamamlıyor... Şimdi sıkı durun; koyduğu 100 milyon dolara karşılık geri aldığı para tam 225 milyon dolar... Hemen soralım; aradaki 125 milyon dolar yani yıllık yüzde 30’un üzerindeki dolar bazındaki net kazanç nereden geldi?
işte günümüzde her şey daha farklı ama kazananlar aynı insanlar..