Milli mücadele dönemine Ankaradan veya İstanbuldan bir pencere açmak yerine yazar bu sefer ilginç birşey yapmış.Milli mücadele döneminde bir köyü ele almış.Türk klasikleri arasına girebilecek ve okursak boşa çıkmayacak bir kitap...
I. Dünya SAvaşı'nda büyük bir yenilgiyle çıkan Osmanlı İmparatorluğu kendi yıprandığı ve sonucunda yıkıldığı gibi halkıda yıpranmıştır. bu kitapta I. dünya savaşı sonrası başlayan kurtuluş savaşı sürecinde bir köyde yaşananları ele almaktadır. I. DÜnya savaşı gazisin,in yeni hayatı için bu kasabayı kendine yurt seçmesi ve yaşamı hikaye edilmiştir.kısa sürede okunacak bir kitapdır. dili oldukça sadedir, okuaynı sıkmıyor.
Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler'in "sanat şahsî ve muhteremdir" görüşünü paylaştığı ve "sanat için sanat" yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında yapıtlarında belli tarihsel dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet'in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet'in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920'lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955'ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır. Romanları arasında en önemli ve ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır.
Kitabtan önce çeşitli dergilerde kitab hakkında çeşitli yorumlar okumuştum. Tabii ağırlıklı olarak menfi yönde. Bir kaçı da lehinde. Merak edip aldım , okudum ve şunu gördüm aslında hadiseye nasıl baktığınızın çok önemli olduğu ortaya çıkıyor. Bir defa kesinlikle bir hakaret var. Siz buna realizim diyebilirsiniz ama bence bu onu aşan Anadolu köylüsünün yoklukla mücadelesini çok kötü resmeden bir roman. Yazar bütün bir roman boyunca sanırım bir tek yerde aslında hakaret olsun diye yazmıyorum ama demiş ve aynı şekilde devam etmiş. Roman tekniği ve o zamanki şartları gözönünde bulunduracak olursak iyi diyebileceğimiz bir eser. Kimileri belki bu gerçekliği olduğu gibi resmetmiştir diyebilir o zaman bende dostoyevskinin kendi köylülerini nasıl resmetmiş bir de ona bakın derim
Yakup Kadri, Türk edebiyatının ilk romancılarından birisi. Hemen devrin öncesinde Tanzimat edebiyatında ürün veren kişilere baktığımız zaman dillerinin ne kadar ağır, yabancı terkiplerin ne kadar sık kullanıldığını görüyoruz. Fakat Yakup Kadri dilini tamamen halk deyişlerine yaklaştırarak bu eseri kaleme almış.
İkinci önemli husus ise Batılı anlamda Realist unsurların ağır bastığı bir roman olması. Eğer yanlış bilmiyorsam Halit Ziya Uşaklıgil'in "Bir Ölünün Defteri" adlı romanından sonra "Günlük" temasını işleyen ilk roman olarak karşımıza çıkıyor.
Kurtuluş savaşı yıllarını anlatması bakımından oldukça önemli bir eser. Ne kadar Türk Köylüsünü biraz aşşağılayıcı, onlara tepeden bakan bir havada yazılmış olsa da, Dönemin Türkiyesinde Türk köylüsünün de bundan çok farklı olduğu savunulamaz. Yakup Kadri gerçekten çok güçlü bir kaleme sahip. İlköğretim ve Ortaöğretim öğrencilerinin kesinlikle okuması gereken eserler....
'Muhayyilemizin derinliklerinden çıkarıp, aşkımızın ateşinde kaynata kaynata saf bir cevher haline koyduğumuz ve en mükemmel kadın örneğine göre şekil verdiğimiz putun kendi istek ve iradesiyle gidip bir gorile teslim oluşu veya çamura batışı bize iki kat elem verir.Bir yandan içimizde bir yaradanın öbür yandan en kıymetli malı elinden alınmış bir insanın yürek acısını duyarız. sonra içimizden bir ses 'Artık imkan kalmadı.'der. Bunun anlamı o dönüp bize gelse de artık hayatımızda ona hiçbir yer vermeyeceğiz demektir. Çünkü, artık o, bizim nazarımızda, temizlenmeyecek suretle kirlenmiştir. Temizlenmeyecek ölçüde çürümüştür, kokmuştur.'(s.115) 'Ateşe atılmış bir adamın yüzüne akıtılan bir damla suyun değeri nedir? Bir gece yarısı, bir çölde yolunu şaşırıp kalmış adama, uzaktan görünen bir ışığın değeri nedir? Hasta döşeğinde müthiş sancılarla kıvrandığımız anda elimizi sıkan elin değeri nedir? Haksız yere darağacına giden bir masum indinde, son saate yetişen adalet hükmünün değeri nedir? Çarmıhtaki İsa'nın ayağı dibinde ağlayan Meryem'in gözyaşının değeri nedir? '(s.167) Günümüzde de devam eden aydın ile halk tabakası arasındaki uçurumu gözler önüne seren, Anadolu'nun bir köyünde maddi varlığı ve manevi ufkuyla, düşünce dünyasında da yalnızlığı iliklerine kadar yaşamış, adeta yalnızlığıyla arkadaş olmuş, bir subayın derin hikayesi... Kitabı okuduktan sonra yazara haksız yere nasıl yüklenildiğini bir kere daha gördüm.Yazar hem aydına hem de halk tabakasına haklı eleştiriler getirerek Sezar'ın hakkını Sezar'a vermiş, taşın altına herkesin elini sokması gerektiğini dile getirmiştir.
Kitapla ilgili farklı eleştiriler var. Bir kısım eleştirmen kitapta Türk köylüsüne hakaret edildiğini iddia ederken bir kısmı ise o dönemin gerçeklerini yansıttığını söylüyor. En iyisi kimin haklı olduğunun kararını kitabı okuduktan sonra siz verin. Tabii bu arada hiç kimsenin itiraz etmediği bir tek husus var ki; o da eserin akıcı ve kaliteli olması…
Yaban'ın Türk Klasikleri arasında mutlaka okunması gereken bir eser olarak görüyorum.Y.K.Karaosmanoğlu bu eserinde bence daha yalın ve anlaşılır bir dil kullanmış.Ortaokul yıllarında okuduğum bu kitabı tekrar okudum ve emin olun aynı tadı tekrar aldı.Ulu ÖNDER'in 'köylü milletin efendisidir' sözünün boşa çıkamdaığını bir kez daha görmüş olacaksınız.
Cumhuriyet yıllarında Yunanlıların yaptıkları zulümleri incelemek ve kayıt altına almak amacıyla Atatürk tarafında oluşturulan Tetkik-i Mezalim Cemiyeti bünyesinde Halide ediple beraber nadoluyu gezen Yakup Kadri, ordaki birikimlerini romana aktarmıştır. Köydeki insanlarımızın bazılarının ulusal savaşa bakış açısını da yansıtır bu kitap. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının en eönemli eserlerinden biridir.
Kurtuluş Savaşı sırasında kurulan 'Tetkik-i Mezalim Cemiyeti' içerisinde bulunan Yakup Kadri'nin,yenilen ve geri çekilirken büyük kıyımlar yapan Yunan ordusunun ardında bıraktığı köylerdeki durumu gözlemlemesi sonucu aldığı notları yaklaşık on beş yıl sonra romanlaştırması ile oluşan Yaban;toplumsal gerçekçilik açısından "köy"e ve "halk"a geri dönüştür. " 'Yaban';bir ruh sıtmasının,birdenbire acı ve korkunç bir gerçekle karşı karşıya gelmiş bir şuurun,bir vicdanın çıkardığı yürek paralayıcı haykırışıdır." der Yakup Kadri. Üzerinden yetmiş küsur yıl da geçmiş de olsa,Yaban'daki gerçekler hala devam etmekte...Okuyalım ve ders çıkaralım.
"Yaban" Türk Edebiyatında aydın-köylü çatışmasını en güzel ve doğal haliyle dile getiren unutulmaz bir eser. Kurtuluş Savaşı'nda bir kolunu kaybeden ve artık savaşamayan Ahmet Celal, yanında savaşan askerlerden Mehmet Ali'nin daveti üzerine O'nun köyüne gider. Zaten üzgün olan Ahmet Celal, köye geldiğinde tam bir hayal kırıklığı ile karşılaşır. Gördükleri ve yaşadıkları O'nu şaşkına çevirir. Köylü savaşın etkisi ile fakir ve yılgın bir haldedir. Bağımsızlık mücadelesi karşısında köylü tam bir umutsuzluk örneği sergilemektedir. Anadolu'daki mücadeleye bu kadar uzak ve ilgisiz olan köylü karşısında Ahmet Celal kızgındır. Köylüye göre ise O, bir yabandır. Kimse O'na anlamaz, anlamak istemez. Aslında köylüyü bu şekilde yönlendiren ağa, muhtar ve imam üçlüsüdür. İşte Ahmet Celal'in gerçek mücadelesi de bunlarladır. Olaylar Eskişehir dolaylarında, Sakarya nehri kıyısında bir köyde geçmektedir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde köylüye gösterilmeyen ilginin sonucu ortaya konulurken, aydın insanlara da köylünün bakış açısı dile getirilmektedir. Her yönü ile okunması gereken bir eser olarak kitaplıklarda yerini alması gerekir.
Köylünün gözünde yabandır yazar, yabancı. Yazarın gözünde köylü yabani, bir yerde vahşi. Onları anlamayı, katlanmayı bile kabullenir de nasıl onlar gibi düşünebilirim nooktasında kitlenir kalır. Yine de insaflıdır bu toprağın altında yaşayanlara karşı, suçu biraz kendinde arar yani aydınlarda, ne verdik ki ona diye sorar kendine. İnsanından kopuk istanbul aydınının karşılaşmak zorunda kaldığı taşrayla hikayesidir yaban. Dikkatle okunmaya değer.
Ortaokul yıllarımda Türkçe dersinin ödevi nedeniyle okumak zorunda kaldığım ve hayatımın ilk romanı olduğu için bende özel bir yeri olan bir eser. Hiç unutamadığım tarafı ise, kahramanımızın onca çabasına rağmen köylülerin "ne bilelim yabanın biriydi işte" demeleriydi.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında önemli bir yere sahip olan Yakup Kadri'nin en bilinen eserlerinden "Yaban"ın bir başka önemi de sosyal bilimler alanındadır. "Yaban" cumhuriyetçi modernleşmeci Türk aydınının halk tabakalarına bakış açısını yansıtması anlamında önemli bir örnektir. Ayrıca toplumsal gerçekliğin de izlerini buluruz bu romanda. "Her tarafından bereket fışkıran cennet topraklar Anadolu" söyleminin aksine, (savaş sonrası dönemde özellikle tabii ki) halkın yoksulluk, sefalet, pislik içinde yaşadığını resmeder. Eskişehir'de geçen romanda köylüler entelektüelimizi dışlamakta, onda bir "yaban" gibi kaçmaktadır. Düşmanlık, aradaki soğukluk, buna karşın entelektüelin köylüleri insanlıktan çıkmış olarak görmesi, aynı zamanda dönemin Türkiye'sine tutulan bir projektördür. Tepeden inme modernleşmeci Türk entelektüellerinin halktan kopukluğunu, yabancılığını sorgulamaktadır. Yakup Kadri romanındaki karakterine zaman zaman bunu sorgulatır. Suçlunun kim olduğunu aratır. Suçlunun ise "halkın yoksulluğuna çözüm bulmayan bizzat entelektüeller" olduğunu söyler, özeleştirel bir tutum takılır. Yine de aradaki köprüler kurulamamıştır.
"Yaban" bu bakış açısının izlenmesi açısından önemli bir kitap. Bu açıdan okumaya değer.
Yazarın CHP'nin düzenlediği yarışmadan ödül alan eseri. 1. Dünya savaşı sırasında yaralanarak bir köyde yaşamak zorunda kalan bir aydın ile köylüler arasındaki yaşamdan kesinlerin sunulduğu kitapta, hala Avrupa Birliğine katılmaya çalıştığımız bugünlerde neden köylümüzün geride kaldığının , unutulduğunun cevaplarını bulabilmek mümkün. Yalnız kitaptaki uzun tasvirler okuyucuyu bazen sıkabiliyor. Türk klasikleri arasına giren; yüzbinlerce satan okunması gereken bir roman.
ilk olarak ortaokul son sınıfta dönem ödevi için okuduğum yaban'ı 20 yıl sonra yeniden okumak büyük zevkti. Tamamen unutmuş olduğum roman bir çok gerçeği yeniden hatırlattı. Aslında anadolunun geriliği yoksulluğu ve çaresizliği yine bizim insanımızın ayıbı. Yıllarca el atılmamış hali hatırı sorulmamış bir toprak parçasından ne ektik ki neyi biçmek isteriz. Avrupa Birliğine girmek üzere olan Türkiye'nin yeniden döne döne okuması gerekli bir kaynak.
yaban'ı okuyanlar bilir ki: yakup kadri bu romanında daha sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır . yaban'ı yakup kadri'nin diğer eserlerinden daha popüler kılan tek özellik de budur. yaban'a hakaret olmasın ama kiralık konak bana daha heyecan verici ve büyüleyici bir eser gibi geldi.neden derseniz kiralık konak'ın konusu oldukça hassas ve dikkat çekici.ayrıca kullanılan dil de doruk noktasında. yaban'a bakacak olursanız oldukça sade bir dil ve basit bir konu kullanılmış.uzun tasvirleri insanı sıkıyor. ( uzun tasvirler kiralık konak'ta da mevcut ama kiralık konak'ta kullanılan dil beni çok etkilediği için hiç sıkılmadım. ) yine de yaban'ı zevkle okudum diyebilirim...
Yaban, Türk kurtuluş savaşı döneminin en çarpıcı romanlarından biridir. Türk köylüsünün halini anlatan, bugünkü durumumuza nerelerden geldiğimizin en çarpıcı belgelerinden biridir. Belge diyorum, zira tarihimize ışık tutmakla bu roman en önemli görevini yerine getirmektedir. Severek, keyif alarak onun ötesinde durup durup düşünerek okuyacağınız bir roman.
Yaban, Türk edebiyatımızda köylü halkın yaşayış ve dünyaya bakışını gözlemleyen ilk romanlardan biri olması nedeniyle önemli bir yere sahiptir. Yazıldığı dönemde hakkında olumlu olumsuz birçok yorumun yapıldığı bu savaş sonrası köy ve köy halkı ile, yadırgadıkları aydın misafire ait romanı zevkle okuyacaksınız...
Kitabı edebiyat açısından pek iyi bulmadım ama gerçekçilik açısından mükemmel buldum.Özellikle köylünün cahilliği ve bu cahilliğin meydana getirdiği olaylar beni çok etkiledi.<br /> Karaosmanoğlu bu kitabında kendini de ağır bir şekilde eleştirmekten çekinmemiştir.Çünkü o gençliğinde Fecr-i Ati topluluğundaydı.Fecr-i Ati sadece "sanat için sanat" anlayışını savunuyordu.Fakat daha sonra "toplum için sanat" anlayışına yöneldi.Karaosmanoğlu artık bazı gerçekleri görmüştü.Bunun sonucunda da Türk köylüsünün cahil kalmasın tek sebebini aydınlara bağladı.