Yaşar Kemal'in Bir Ada Hikayesi dörtlemesinin ilk üç kitabını 2002 yılında okumuştum. Aslında başlangıçta üçleme olarak planlanan hikaye, ikinci kitabın sayfa sayısı yüzünden ikiye ayrılmasıyla bir dörtleme olmuştur. Serinin son kitabını ise tam 11 yıldır beklemekteydim. Aradan geçen bunca yıldan sonra son kitabı alıp hemen okumaya kıyamadım. Olanı biteni gözden geçirip, tekrar hatırlamak için kitapları yeniden okumaya karar verdim. Zannedersem dört kitabı ardarda okumak hikayenin içine daha iyi girmemi sağlayacak.
"Savaşı icat eden görmesin cennet." diyor Yaşar Kemal bu kitabında ve savaşlar gören Poyraz Musa ve Vasili'nin nasıl insanlıktan çıktıklarını, kaybolduklarını, yittiklerini, evlerinden, yurtlarından, sevdiklerinden ayrı düştüklerini anlatıyor. Savaşlar bitmiş ve Rumlar'la Müslümanlar'ın mübadele dönemi başlamıştır. Hikayesi anlatılan ada Rumlar'ın koparılıp terk etmek zorunda kaldıkları Karınca Adası'dır. Biri vardır ki adada, gizlenir de gitmez sürgüne ve ant içer; adaya ilk çıkacak adamı öldürmeye. Vasili'dir adasını bırakmayan.
"Tanyerleri ışıdı ışıyacaktı. Deniz sütlimandı, apaktı. Küreklerin şıpırtısından başka ses yoktu. Martılar daha uyanmamıştı. Gün doğmadan önceleri, dünya dümdüzken, deniz işte böyle sonsuz bir aklığa keser."
Poyraz Musa'dır kürekleri çeken ve adaya ilk çıkacak olan adam. Ardından "öldürmek mi, yaşatmak mı" ikilemini yaşatır bize Yaşar Kemal, Vasili'nin iç dünyasında.
Sonra hikayeler bizi büyüler kendi içine katar. Bir ateşteki balığın kokusunu çekersin içine; bir Anadolu'daki kıyımın utancını duyarsın derinlerinde. Bir bakarsın uzanmışsındır çiçekli renk cümbüşünün içine; öte yandan akbabaların ağızlarında genç kızların memeleri, kanlar içinde kalırısın. Cennetten düşmüş bir adadasındır bir an; alır vurur seni Çanakkale'ye, Sarıkamış'a savaşların ortasına.
Ve Fırat suyu kan akıyor baksana der, bakamazsın.