Bir solukta bitirilen, yormayan ama düşündüren kitap. Şems ile rumi arasında geçenleri gönül dostu olmanın, aşık olmanın ne olduğunu bir kez daha düşündürüyor. Şems’in bir kara şovalye edası ile ruminin beyaz atlı prens olması birbirine tezatlık düşürse de biri diğerinin öteki yanı. Rumi’nin dediği gibi “nasıl ki ayın iki yüzü varsa, şems de benim karanlık yanımdır.”
Kitapta Zahara’nın yazmış olduğu kitap yani Aşk Şeriatı iyi yazılmış. Gerçekten sürükleyici . fakat Elif şafak her ne kadar günümüz insanına hitap ettirtmeye çalışsa da illa da Ella’nın yaşamının değiştirilmesi gerekmiyordu. Nitekim Ella’nın yaşamı ne kadar da kolaycacık değişiverdi. Bu kısım biraz daha diyalektik olabilirdi. Kitabın en başından beri Ella’nın bir gün çekip gideceğine inandık. Zaten sonunda da gitti. Bana ilginç gelmedi. Belki bizim zaten içimizde yaşadığımız bir olgudur, mevlana, sufizm, aşk, inanç.. şu bu.. amerikalı insana çok çok acayip mi geliyordur bilinmez.
Kitabın günümüzde geçen kısmının beni tatmin etmediğini, konyada geçen kısmının anlatımı ile tatmin etmesine rağmen zaten bilinen bir hikaye olduğunu söylemeliyim. Elif şafak’ın hemen her romanını en geç 2 günde bitirmişimdir, severim. Bu kitap da iyiydi, açıkçası beni iyi vurdu.
Okuyup değerlendirmesini yapmak bize düşer. Herkesin anladığı kendine ya...