''Yedi yüz yıldır çözülemeyen sır; Şems-i Tebrizi cinayeti...
Yedi yüz yıldır süren bir sevda; Şems-i Tebrizi ile Mevlânâ...
Bab-ı Esrar sadece bir gerilim romanı değil, aynı zamanda bir sırlar kitabı.''
Öyle de kalmış,hiçbir sır ifşa edilmemiş,edilememiş.Yazar,kapının önünde okuyucusunu yalnız bırakmış,arkası hâlâ muamma...Karen tiplemesiyle tasavvufa eleştirel bir bakış getirilmiş adeta.Kahramanın sorduğu sorulara ne Şems,ne de İzzet Efendi tatmin edici cevaplar verebiliyor.Romanı okuduktan sonra bende-gerçi öncesinde de vardı bu- tasavvufun tamamen ferdi bir yol olduğu düşüncesi iyice pekişti.Sevda ilahi de olsa,ona giden yolda birilerini ortalıkta bırakmak,ömür boyu acı yaşatmak hiç de insani gelmiyor bana.
Bir de iddia edildiği gibi burda bir Mevlana-Şems hikayesi de yok...Olay tamamen Karen üzerine kurulu.Bir otel yangını soruşturmak amacıyla sigorta eksperi olarak Konya'ya gelir Karen.Çocukluğunda da gelmiştir.Babası bir mevlevidir.Onları hiçbir açıklama yapmadan terk etmiştir.Babasına kızmakla beraber,onu anlamaya da çalışmaktadır.Bu görev onun için bir fırsattır.Bir yandan burdaki acentelerinin temsilcisi Mennan'la yangını çözmeye çalışırken bir yandan da rüyalarına giren Şems'le babasını,onun inandığı yaşamı anlamaya çalışmaktadır.Yazar, Mevlana-Şems ilişkisine Karen'in bu gerçek mi hayal mi olduğunu kestiremediği anlarda yer vermiştir,lakin çok az ve bütünlükten uzak.
Bir de merak unsuru canlı tutulamamış romanda.Daha yarıya gelmeden otel yangının bir sabotaj olduğu anlaşılıyor.
Her şeye rağmen elif şafak'ın 'aşk'ından çok daha güzel.