Kesinlikle mükemmel bir kurgu. Hem psikoloji hem felsefeyi iç içe harmanlayan ve gerçekten samimi bulduğum Yalom'un kendi hastalarıyla yaptığı çalışmalardan edindiği notlarla birleşen ve aslında gerçeklere ışık tutan bir kurgu. İnsan bir yandan keyifle kitabı okuyor, diğer yandan kendi yaşamına ışıklar tutuyor ve kendini, kendi içindeki fırtınaları, düşüncelerini, yaşama bakışını ve yaşamı anlayışını tekrar tekrar sorguluyor. Elinizden bırakamayacağınız kadar sürükleyici, fakat yavaş okumanızı gerektirecek kadar düşündürücü... Mutlaka okunmalı...
defalarca okuduğum bir kitap.ve bir çok arkadaşıma da hediye ettim.<br />niçe yi daha iyi tanıtan ve bir sayfa sonra ne olacağını kestiremeyeceğiniz bir kitap.
insanı sarsan,kendinden geçiren ve okumanın verdiği doyuma ulaştıran bir kitap.Tam olarak fikri dayanaklı demogoji dahaeti.İnsanın kendine söyleyemediklerini yüzüne vuran,ifade edemediklerini tanımlayıp okuyanı şaşırtan bir eser.Akıl oyunları diye buna derim ben.Okuyana benzersiz metaforlar,özgün ruh çözümlemeleri ve eşsiz zelletlerin tadıldığı bir yolculuk sunulmuş.Okunmaması bence insan için kayıp olabilr
Freud ve nietzche arasındaki etkileşim bu kitapta tarihi bir şekilde ortaya konmuş.Kitabı okurken insan kendi hayatını gözden geçiriyor ve düşünmeye zorlanıyor.Bu kitap ile hayatı değişen bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine tanıştım gerçekten etkileyici.Okuyanlar düşünmeye zorlanacaklardır.
Nietzsche gerçekten çok ilginç biri.bazen ''Bu adam gerçekten saçmalamış bu kadar da olmaz'' diyorsunuz ama düşünüp sorgulamaya başladığınızda bu düşüncelerinde sizde bastırılmış olarak varolduğunun farkına varıyorsunuz.ayrıca bu kitapta mükemmel psikolojik analizler var.deyim yerinde Diyaloglar her harfine kadar analiz edilmiş.Kitabı ilgi alanına giren herkes okumalı...
bu kitap herşeyi barındırıyo içinde tarihide psikolojiyide özellikle psikolojik çözümlemeleri çok iyi geçişler mükemmel bazen çözemiyosunuz acaba hayalmi ediyor yoksa gerçekten bu olayı yaşıyomu diye zaten okuyucuyuda cezbeden bu sanırım. ama nietzche nin bütün kitap boyunca kaderi kabullenmemek için verdiği çabaların sonunda kaderini kabul etmesi biraz hayal kırıklığına uğrattı beni bu kadar inatçı bir felsefecinin yenik düşmesi biraz ilginç geldi.
Kitabı bir solukta bitirdikten sonra, kimin kimi iyileştirdiğini çözmeye çalıştım uzunca bir süre..Dr. Brauer sağaltıcı mıydı, sağalan mıydı? Karşılıklı terapiler, birbirlerini hiç düşünmedikleri şekilde düşünmeye iten konuşmalar,müthiş beyin atraksiyonları..Önlerinde açılan yeni ufuklar..Tek kelime ile muhteşemdi.İrwin Yalom'un benim okuduğum ilk eseriydi bu . Ardından soluk bile almadan Divan'ı alıp okudum.O da harikaydı. Bu yazara ait aldığım üçüncü kitap ise beni hayal kırıklığına uğrattı. Onun adını bile vermeyeceğim, ama bu ikisini mutlak ve mutlak okuyun.Hatta kimseden ödünç alıp falan okumayın, mutlaka satın alın, kitaplığınızda bulunsun.Çocuklarınıza güzel bir miras olacaktır.
hangi görüş ve inanışa sahip olursanız olun, her insanın birbirinden öğreneceği birşeyler vardır. Buna en güzel örneklerden biri de bu kitap. Keyifle okuyacağınız, hayata dair pek çok çıkarımlarda bulunacağınız, elinizden bırakamyacağınız bir roman.
Kurgusu,anlatımı mükemmel bir kitap. Irvin YALOM'un hemen hemen tüm kitaplarını okudum, bu yüzden de anlatım olarak kendini bile aşmış bir YALOM klasiği diyebilirim. Bildiğim kadarıyla da yazarın roman formatında yazdığı tek kitap. Diğer arkadaşlar konuyu fazlasıyla anlattıkları için bir de ben değinmeyeceğim. Ancak beni en fazla etkileyen son bölümden bahsetmeden de geçemeyeceğim. Kitabın sürprizli sonundan da anlayabileceğimiz gibi tecrübe etmek için herşeyi yaşamak zorunda değiliz. Çevremizi çok iyi gözlemyerek veya düşünce ve hayal gücümüzle bir takım kuramlar yaratabilir, bu kuramlardan yola çıkarak sonuçlar üretebilir, böylece davranışlarımıza ve olaylara yön verebiliriz. Dr.Breuer bunu uzmanı olduğu bir araçla yapıyor. Bu deneyim O'na iki şey kazandırıyor; hem kafasını karıştıran sorulara yanıt buluyor, hem de ileride çok büyük pişmanlıklar yaşamaktan kurtuluyor.. Psikolojiden hoşlanan herkesin okumasını tavsiye ederim.
"Nietzsche Ağladığında" hakikaten Nietzscheist bir bakış açısnın da ötesinde bildiğimiz tanıdığımız bazen acıdığımız birinin hikayesi gibi geldi bana... Irvin D.Yalom gibi usta birinin kaleminden Nietzsche'ye dair bu kadar içten ve samimi şeyler okumak güzel...Nietzsche ağladığında aslında "gerçekler de ağlıyor" ...<br /><br />
ilk önce söylemek istediğim bazı arkadaşlar yorum yazarken kitabın içeriğine dair çok şey açıklamışlar...bu özetlerle yola çıkarak kitabı almamazlık edin.. bu kitap en kötü yorumlara rağmen okunmaya değer ve okumaya en çok ihtiyazcımız olan kitaplar listesi başında.. nietzsche nin kendi kitaplarını okuyarak tanıyamadığını ve anlayamadığını düşününler onun hakkında yazılmış bu kitabı ve daha bir çok biyografiyi okumakla onu tanımaya bir adım atabilirler! bu kitabı okuduktan sonra yalnız nietzsche ye olan ilginiz değil adını duyduğunuuz tüm kişiler ilginizi çekip sizi onları tanımaya itecek ve psikoloji ve felsefe alanında sizleride içine çekecektir....
Yazar romanı bir sorgulama üzerine kurmuş. Ünlü bir doktor olan Breuer ile Nietzsche’nin hayatlarını belirli noktalarda kesiştirerek canlı dialoglar halinde bir beyin fırtınasını aktarmış. Böyle bir çalışmayı okumak insana gerçekten zevk veriyor. Okunası bir kitap.. Şunu da eklemem gerekiyor. Bu roman, Nietzsche’nin fikirlerinin -bazılarına vehimleri dense yeridir- pratikte pek de geçerli olmadığını göstermiş. “tanrıyı öldüren”, elinde sandığı mutlak gücü koruma adına zavallı konumuna düşen bir insanın ümitsizlik girdabında çırpınışlarını aksettirmiş. Bir dialogda Nietzche şöyle diyor: “Derin bir adamın dosta ihtiyacı vardır Dostu yoksa bile hiç olmazsa tanrıları vardır. Ama benim ne dostum ne de tanrılarım var.”
doğduğu yıla ait olmadığı serzenişlerinde bulunan,tamamıyla yalnızlığı seçmiş, insanın yalnızlığı elzem saymaması gerektiğini anlayamayan sonralarda ise iş işten geçtiğinden midir bilinmez yalnızlığa veda edemeyen feylesof nietzsche..karısı ve beş çocuktan ibaret bir aileye sahip başarılı doktor josef breuer..zaman zaman akılcı diyalogların tarafı olarak karşımıza çıkan sigmund freud ve olağanüstü olarak defalarca vurgulanan, baştan çıkaran, erkeklerin tesirinden nedense kopamadığı kadın lou salome.nietzsche ile breuer arasındaki seanslar hayatı sorgulamaya yönelik..ikisi zamanla oluşacakları dostluklarına doğru yol alırken birbirlerinden habersiz çıkışlara ilerleyeceklerdir..yalom'un psikolog olmasının yansıması olarak kitapta aşk acılarına dair klasik ve kendine bile yetmeyen çaresiz öneriler bulunmakta..ümitsizliğe çözüm aranmaktadır, nietzsche tutkunu olduğu salome'de ne bulduğunu aslında pek bilmez..breuer de bertha da..kalbimizdeki tahtlara oturttuğumuz ancak oturtulananın sağır ve kör olduğu sevgilerimiz tahttan inme zamanı geldiğini anlamalı...bakın bu nasıl dile getiriliyor:"o gün öğrendiğim şeyler arasında en güçlü olanı belki de benim bertha'ya bağlı eğil, ona yüklediğim özel anlamlara-onunla hiçbir ilgisi olmayan anlamlara bağlı olmamdı" anlamlı bir kaç paragraf daha aktaralım: "hepimiz bazen birileriyle okadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu yada kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür;bizi ayıran küçücük bir köprü vardır hepsi o kadar.ama tam sen bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam: 'bu köprüyü geçip bana gelir misin?'işte artık o anda bunu istemeyiverirsin, sorumu tekrarlarsam öylece suskun kalırsın..ilginç bir öykü.bir daha gözden geçirelim.bir kişi köprüyü geçmek üzre öteki kişiye yakınlaşıyor, o anda karşıdaki kişi o kişinin zaten yapmayı düşündüğü şeyi yapmaya davet ediyor, o zaman birinci adam adım atamıyor, çünkü artık yapacağı şey diğerine boyun eğmek gibi geliyor, belli ki yakınlaşma yolunu engelleyen şey, güç.." "hassas olmayı ben istiyorum.içimdeki yaşadığım hiçbir parçanın benden ayrılmasını istemiyorum!ve eğer bu içgörülerin bedeli gerilim ise ne yapalım,öyle olsun!bu bedeli ödeyebilecek kadar zenginim!" "görmüyor musun josef,problem senin huzursuzluk duyman değil!göğsündeki baskının ya da gerilimin ne önemi var?sana kim rahatlamayı vaad etti?bu yüzden mi uykuların kaçıyor?nedir yani?sana kim deliksiz uykuyu vaad etti?hayır, problem huzursuzluk değil.asıl problem yanlış bir konuda huzursuzluk duyman"(bertha sevdasını hazmedememesi üzerine nietzsche tarafından breuer'e söylenen söz) bir de son olarak yalnızlığı kutsal görenlere ve "yalnızlık güzel şey" cümlesini fütursuzca sarfedenlere.. "bir başkasının yanında olmak kendini terk etmekle aynı şey midir!"
Bir yazar bir filozofun düşüncelerini ancak bu kadar iyi nakledebilir.Irvin D. Yalom'un kötü bulduğum bir kitabı olmadı bugüne kadar.Ancak bu kitap onun son noktası gibi.Sanki kitabı kendisi yazmamış da Nietzsche dikte ettirmiş gibi.Bir insanın düşünceleri ve öğretileri bir başka insan tarafından bir roman içerisinde, edebiyet kurallarına uyularak ancak bu kadar iyi aktarılabilirdi okuyucuya.Aşk ve beyin...Anlatım dili, kullanılan kelimeler, varılan dahiyane düşünsel noktalar, inanılmaz diyaloglar kitabın tekrar tekrar sıkılmadan okunmasını sağlıyor.Bir çırpıda okumak isteyip de asla başarılı olamayacağınız,bir cümleyi günlerce tartıp anladıktan yada tılsımı çözdükten sonra okumaya devam edebileceğiniz bir kitap.Soluk soluğa ve sindire sindire...
Irvin D. Yalom zaten butun kitaplari mukemmel olan bir yazar Divan olsun bu kitabi olsun hem anlatim tarzi hem de olaylari ve durumlari nakledisi muhtesem. Bu kitabi uzun zaman once benim tekrar tekrar okudugum kitaplar arasina girdi. Kendinize disardan bakmayi ogreniyorsunuz. Mutlaka okunmasi gereken bir kitap.
Okuma listelerinin başında yer alması gereken, hayata bakışı, düşünceleri ve diyalogları çok iyi işleyebilmiş, "mükemmel" diye tabir edilebilecek bir eser...
kaya gibi sağlam sözü ''neysen o ol'' !! <br />tek kelimeyle vurucu..<br />bu kitap okunmalı,hatta defalarca okunmalı..<br />hayat anlayışını,yaşadığımızı sandığımız hayatı aslında nasıl göremeden yaşadığımızı..<br />gerçeği görmenin acı verdiğini ve bunu görmeden geçen hayatın hayat olmadığı..<br />dostların daha zor affedildiğini,ihtirasın hükmedicisi olmamız gerektiği..<br />hayatımda okuduğum en iyi kitap..