ulu hakanı ancak bi kitap tüm yönleriyle böyle anlatabilir. okul kitaplarında her ne kadar kötüleseler de gerçekler elinde sonunda ortaya çıkacaktır bence okullarda ders niteliğinde okutulmalı başlı başına bir kaynak.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İmparatorluğun çöküşünü 33 yıl geciktirmiş, tarihin yönünü değiştirmiş, halkın refahı ve eğitim için bu kadar çaba sarfetmiş bir hakanı okul kitaplarında ne kadar kötülerseniz kötüleyin günün birinde gerçekler yüzünüze böyle çarpıyor. Tarihteki ikinci denizaltını bizim aldığımızı bilmiyordum örneğin ya da sünnet düğünlerindeki çeyrek altın geleneğini Abdülhamid Han'ın başlattığını veya Avrupa'da dinimiz ve peygamberimiz aleyhinde yapılan tüm yayın, tiyatro vb. hareketleri ustaca bertaraf ettiğini. Tarihe özellikle de Osmanlı tarihine meraklı iseniz zaten alıp okumuşsunuzdur :) Fazla söze ne hacet.
Olaylara çok basit ve yanlı yaklaşmış.Bilgi vermekten çok görüşünün savunmasını yapıyormuş gibi hissettim.Özetle ben hoşlanmadım.Akademik dilden hoşlananlara da tavsiye etmem.
II. Abdülhamit ile ilgili çalışması, Tarih metedolojisi açısından biraz zayıf olsada bu döneme ait olayları berrak ve net ifade etmesi, ayrıca II. Abdülhamit'in bilinmiyenlerini ortaya çıkarması açısından güzel bir kaynak
Sultan Abdülhamid Han'in iyi bir padisah, iyi bir vatansever oldugunu sanirim bilmeyen samimi Müslüman Türk evladi yok.
Bu kitapda zaten Abdülhamid'in ne kadar iyi bir padisah oldugunu anlatiyor. Fakat, yazar Mustafa Armagan keske bu kitabi OBJEKTIF bir sekilde yazsaymis, cok daha iyi olurmus.
Abdülhamid'in deprem magdurlarina yaptigi iyilikleri anlatirken, eski Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer e laf dokundurmayi ihmal etmiyor! Ama, söz konusu Vatan Satisina gelince, Toprak Satisina gelince, Siyonistlerin Abdülhamid'den Filistin'i satin almak istediklerini, ve bu istek üzerine Abdülhamid'in o müthis cevabini yazarken, vatan topragini satmakla meshur olan suanki akp hükümetine laf dokundurmamasi düsündürücü gibi geldi bana!
Buda yazarin kimden taraf oldugunun en iyi örnegidir.
Eger bu kitap objektif olsaydi, cok daha güzel olurdu.
Okunmasi icin tavsiye ederim, fakat Abdülhamid hakkindaki en iyi kitaplar arasina almam bu kitabi!
Kitabın konusu bir çok kişiyi cezp etmiş, besbelli... 350'nin üzerinde yorum bunu gösteriyor.... Kitabın eleştirilecek yanları yok mu? Elbete var, bunlar için II. Abdülhamidin hayatını ve o devri anlatan farklı kitaplardan faydalanmak gerekecektir. Lakin tarih sahnesinde hep olumsuz yönleri ön planda tutulan, bu yapayalnız sultanının felsefesi bir nebzede olsa okuyucuya ulaştırılmış. Kitaptan bazı bölümler; İstanbul’da sürgün hayatı yaşayan sabık padişaha başkentin düşebileceği, bundan ötürü payitahtın Anadolu’ya nakledileceği, kendisinin de güvenliği için İstanbul’dan Anadolu’ya geçmesi gerektiği söylendiğinde verdiği ibretlik cevap; Konstantin teslim olmaktansa çarpışarak ölmeyi tercih etmişti. Onun kadar da mı cesaretimiz kalmadı? Bana bir tüfek verin, tek başıma düşmanla savaşmaya hazırım. Hiçbir yere gitmiyorum.
Buna ilave olarak II.Abdülhamiti bu dönemde Konyaya gitmesi için ikna etmek gayesi ile Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın görevlendirildiği, Beyler beyi sarayında yapılan görüşmeden çıkan ve saray muhafızlarının odasında dinlenerek kahve içmekte olan Enver Paşaya “ Paşam sabık hakanı nasıl buldunuz?” sorusuna sadece “ Yazık etmişiz” şeklinde cevap verdiğini, görüşmeden sonra Enver Paşayı nasıl bulduklarını sordukları II. Abdülhamidden ise “Fena adam değil, kullanılır” cevabını aldıklarını…
Tarih sahnesinde despot ve kan dökücü olarak bilinen padişahın saltanatı boyunca sadece 11 kişinin idam hükmünü onaylamış olması(onlarında bir çoğunun adi suçlu olduğu)
1897 yılında Osmanlının son büyük zaferlerinden olan ve Yunanistan’a karşı kazanılan Teselya savaşı sırasında padişahın her gün sırasıyla bir hastaneye gittiğini, gazilerle ilgilendiğini, burada askerlere bir istekleri olup olmadığını soran padişaha askerlerin hep bir ağızdan “padişahın çok yaşa” diye karşılık vermelerinden ötürü sultanın sinirlendiğini, “ bunların benim sağlığımdan başka şeylere de ihtiyacı olmalı, bunu kimden öğreneceğiz” diye titizlendiğin, bu soruşturmalardan birisinde savaşta bacağını kaybeden bir gazinin her nasılsa savaşta bacağının koptuğuna değil, saatinin kırıldığına üzüldüğünü söylemesi sultanı ağlatmasıve o akşam hastanedeki tüm askerlere birer saat hediye edilmesi… Bununla da yetinmeyip sultanın savaşta bacağını kaybeden bu askere kendi eliyle bir baston yaptığı ve bu askere hediye ettiğini ve buna benzer sizi şaşırtacak bir çok bilgiyi kitaptan öğrenebileceksiniz…
Bence tarihe meraklı kimselerin dipnotlarında da derinlemesine yararlanabileceği, tarih merakı olmayanların ise günümüzde popüler bir konu sayılmasa da ( bununla birlikte her geçen gün daha da ilgi çekmekte!) entelektüel kapasitelerine kıymetli bilgiler ekleyebileceği enteresan bir kitap…
Bu kitap da insanın Ulu Hakan'la ilgili ön yargılarına cevap bulabileceği gibi onu anlamak adınada çok şey öğreneceğini ve tanıdıkça seveceğini, saygı duyacağını düşünüyorum
tarihe ne zaman objektif bakılacak bilmem ama bize kızıl sultan diye tanıttıkları sultan abdulhamıt han osmanlı devletini yarım asır önceden yok olmaktan kurtarmayı nasıl başardığını anlatan eşsiz ve <br />tarıhten zevk alanlara tavsiye edilecek bir baş yapıt .....
bu güne kadar abdülhamid le ilgili yazılıp çizilenleri hep takip ettim ama ona hiç bir zaman kızamadım.içimde ona karşı her zaman derin bir saygı vardı.bu saygı mustafa armağan ın bu eşsiz eseri sayesinde daha da pekişti.
Bir başkasını ne kadar tanırsanız o kadar sevebilirsiniz. Ve inanın bana bu kitabı okuduktan sonra belki en çok sevidğiniz bir kaç padişahtan biri Abdülhamit Han olacak...