Şu an yaşadığın hayat, gerçekten senin mi? Yoksa sana sunulan pırıltılı bir senaryonun figüranı mısın?
Sungurlu Cezaevi'nin demir kapıları Eylül'ün ardından kapandığında çıkan o meÅŸum ses, aslında senin her sabah kurduÄŸun alarmın, her gün bindiÄŸin o kalabalık metronun, seni hapseden o görünmez duvarların sesiydi. Eylül, elindeki mühürlü kâğıtla sadece bir ÅŸehirden baÅŸka bir ÅŸehre deÄŸil; senin korkup da gidemediÄŸin o uçuruma, özgürlüğe yürüdü.Â
2080: Kristal Åžehir'e Davetlisiniz. Orwell'in kâbusları gerçek oldu ama beklediÄŸin gibi deÄŸil. Kimse seni izlemiyor, sen izlenmek için can atıyorsun! Huxley'nin "Haz Tanrısı" ruhunu uyuÅŸtururken, Bellamy'nin sahte refahı içinde boÄŸuluyorsun. Kristal Åžehir'de acı yok, hüzün yasak, sırlar ise suç... Ama unuttukları bir ÅŸey var: İnsan, ancak yaralarından nefes alır.Â
Bu kitap bir roman deÄŸil;Â
Kendi zindanından sıkılanlar için bir balyoz, Â
"Ben neden burayanım?" diyenler için bir harita,Â
 Yapay ışıklardan kör olanlar için gerçek bir güneÅŸ.Â
Eylül, Zat Cafe'nin o dumanlı havasından çıkıp 2080'in buz gibi gerçekliğine neşter atarken seni de yanına çağırıyor. Kendi ellerinle ördüğün o "konforlu hapishaneden" firar etmeye hazır mısın?
Okumayı bitirdiÄŸinde, dışarıdaki dünya eski renginde görünmeyecek. Çünkü bu kitap, sadece bir hikâye deÄŸil; senin uyanışın.Â
Kendi zindanından Firar Et!