Rusça telaffuzuyla literatüre Tuva olarak geçen, ancak kendilerini Tıva/Tıvalı olarak adlandıran Tıva Türkleri, Türk Dünyası coğrafyasında hiçbir tevil yoluna sapmaksızın, doğrudan doğruya; “Siz kimsiniz”? dendiğinde, kendilerini; “Biz Tıva Türküyüz” diyen Türk kavminden birisidir. Konuştukları Tıva Türkçesi, Orhun Abidelerinin dili olup, Türkçenin en eski bakiyelerini barındırır. Hemen bütün Turanî kavimler gibi göçebe ve yarı göçebe bir hayat sürdüren Tıvaların nüfusları az olmakla birlikte; bir kısmı Çin’de, bir kısmı Moğolistan’da yaşayan Duhalar Tıvaların bir koludur. 1917 Ekim devrimini takiben Sovyetler Birliğine dahil olan Tıvalar, Tıva Halk Cumhuriyeti adı altında, modern dünya ile temasa geçerler.
O yıllara kadar yazılı dilleri olmayan Tıva Türkleri, ilk defa 1925-1929 yılları arasında eski Moğol alfabesiyle Budist rahiplerinin çıkardıkları Moğolca Erh Çoolot Tannu-Tıva adıyla yayınlanan gazete ile tanışırlar. Ancak, son derece dar bir kesimin okuyup anlayabildiği Moğolca yayınlanan bu gazetenin halk nazarında bir etkisinden bahsetmek mümkün değildir. O zamana kadar henüz resmi bir yazı dili olmayan Tıva Halk Cumhuriyetinin 1930’da Latin alfabesini kabul etmesiyle, halkın kendi dilinde okur yazarlığı yaygınlaştırmak için Şın gazetesi yayınlanmaya başlar. 1934’te Latin alfabesinden Kril alfabesine geçen Tıvalar, aynı isimle yayın hayatına devam eden gazete, Tıva dilinin yazı dili olması yolunda bir okul görevi üstlenirken, aynı zamanda modern Tıva edebiyatının da oluşumunu sağlar. Sözlü kültürden, yazılı kültüre geçmede son derece önemli bir rol üstlenen ve Tıva Basın Tarihinde ilk süreli yayın ve Tıva dilinde ilk olan bu gazete (Şın gazetesi) üzerinden yapılan bu çalışma, Tıva Türklerinin tarihini, dilini, sosyal, siyasal, iktisadi, eğitim, öğretim ve basın faaliyetlerine takibetmek açısından olduğu kadar, Moğol ve Rus kültürü karşısında konumunu anlamak açısından da son derece önemlidir.
Kendisi bir Tıva Türkü olan Aygulya Kara’nın birinci dereceden arşiv kayıtlarına başvurarak hazırlamış olduğu bu eser, uzak bir coğrafyada varlıklarını koruyan Tıva Türklerini tanımak açısından da bir ilktir.