“Tarih tekerrürden ibarettir” denir ya hani, ben bu söze sığınmayı biraz düşünce tembelliği gibi görürüm. Evet, belki toplumlar uzun dönemler boyunca dönüp dönüp aynı sıkıntıları, aynı açmazları, aynı çözümsüzlükleri yaşayabilirler. Ama bu asla o kısır döngünün sonsuza kadar öyle süreceği anlamına gelmez. Hem Karl Marx da öyle dememiş miydi: “Tarihin tekerleği, hep ileriye ve iyiye doğru döner.”
Ben şöyle düşünürüm: Gün gelir, tarih bir noktada helezonik bir sıçrama yapar ve o döngü değişir. Gerçi bu spiral hareket, yukarıya doğru olabileceği gibi, aşağıya doğru da olabilir.
Örneğin yurdumuzda Devlet Tiyatrolarının 1949’da yasa ile kuruluşu yukarı doğru bir sıçrama idi. 90’ların başındaki yeniden yapılanma çabaları, yukarı doğru bir helezonik hareket olasılığına yönelmiş, ama başarılamamıştır. Ve özellikle son yirmi yılda, ivmenin aşağıya doğru olduğunu, seviye kaybedildiğini görürüz. Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yasasının bazı maddelerinin ilgası ve tüzel kişiliğinin yok edilmesi, ‘tekerrür’ falan değil, aşağıya doğru bir helezonik harekettir.
Gün gelir, Devlet Tiyatroları da Türkiye ile birlikte yukarı sıçrar. ‘Umut’ bizim salt kendi yaşamımızın kapsadığı alan için beslediğimiz bir şey değildir ki. Gelecek kuşakların, yurdumuzun ve toplumumuzun geleceği için; temiz tuttuğumuz silahtır…