Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar'dan bir tane de Zorba yazmalı.
"Aleksi Zorba. Çok uzun boylu bir keşişe benzediğim ve başım yamyassı olduğu için kızdırmak istedikleri zaman 'Fırıncı Küreği' diye de çağırırlar. Ne derlerse desinler. Bir zamanlar kavrulmuş kabak çekirdeği sattığımdan ötürü bana 'Çakaçuka' da derlerdi. Sözde nereye gidersem zarar verip tünediğim için bağ kütüklerine dadanan 'Pas Hastalığı' adını takanlar da oldu bana. Başka takma adlarım da var ama, onları da başka zaman anlatırım." (s. 21)
Kazancakis önsözde Zorba'nın coşkun yaşamına dair pek çok olay var, güzel bir taş bulup görülmesi için davet mektubu göndermesi buna güzel bir örnek. Güzelliklerin birlikte yaşanarak paylaşılabileceğine inanan, bu yüzden de yerinde duramayan ve yaşam nerede tam anlamıyla yaşanabilecekse oraya giden bir gezgin, flaneur, sürgün. Zorba bu.
Anlatıcı, Girit'e gitmek üzere bineceği gemiyi beklerken İlahi Komedya'ya dalmıştır. Günahlar, cehennemler, erdem arayışları arasında başını kaldırdığı zaman belki de asıl aradığı şeyi bulacaktır. Dışarıda fırtına vardır, o fırtınanın içinde camın ardından birinin kendisine baktığını görür.
Meraklı bakışlar adam/insan aramaktadır. Bulur da, "Patron" diyeceği anlatıcıyı gözüne kestirir ve yanaşır. Patrona kendisini almasını söyler. Elinden birçok iş gelmektedir; yemek yapar, madencilikten anlar, kadınlardan anlar, savaştan anlar, kitapların arasına gömülmüş insanları silkeler, gözden kaçan güzellikleri ortaya çıkarıp sunar, canı istediğinde santur çalar. Sadece canı istediğinde. Sırtındaki santuru belki de daha kitabi duygular içindir; kelimelerle anlatamayacağı şeyleri müzikle anlatmaya çalışır. Dans bir de. Çok mutluyken oynar. Başkaları için büyük yıkım anlamına gelen olayların ardından bile oynar, görkemli bir yenilgiyi hak ettiği şekilde karşılayamamaktan korkar.
Anlatıcı, dedesinden kalan maden ocağı için Girit'e gitmektedir. Tatil için, belki kafa dinlemek için. İş ilgilendiği bir şey değil. Düşünce adamı aslında; Buda'nın hayatını inceleyen, Budizm üzerine kafa yoran bir adam. Çok okur, yanında getirdiği sandıkların için kitaplarla doludur. Çok okuduğu için yaşama dair bazı şeylerden geri kalmıştır, kadınlardan mesela. Gizeme okuyarak ulaşmaya çalışır, oysa Buda'nın evden ayrılışı, bir kahraman olarak tek başına çıktığı yolculuk ona bir şekilde yol göstermeliydi, değil mi? Değil, Zorba karşısına çıkana kadar sayfalarda hayatın şifrelerini aramıştır. Zorba'yla birlikte Buda'yı daha farklı düşünmeye başlar, hatta ikisi arasında bağlantılar kurar. Zorba'ya bağlanması bu yüzden. Gemideyken okuduğu kitaptan bir alıntı: "BUDA: Benim ne öküzlerim, ineklerim var; çayırlarım da yok. Hiçbir şeyim yok. Hiçbir şeyden korkmam; sen de istediğin kadar yağ, gökyüzü!" (s. 28) Zorba'da kitaplarda bulamadığını bulur, yaşamın ta kendisi. Arayıştaki iki kahraman birbirini bulur, birbirlerini tamamlarlar. Düalistik bir şey. Zorba'nın dediği gibi, bir işe başlarken tanrı yanda olacaksa şeytan da olmalı. Her şey böyle sürüp gider.
Yolculukta, madenin açılma işlemleri sırasında kaldıkları kasabada birbirlerini iyice tanırlar. Zorba'nın yaptığı yemekler yenirken kitaplara, kadınlara, şaraplara dair konuşulur. Belki şaraplara dair değil ama burada bir metni yeniden yaratıyoruz, olsun o kadar. Neyse, Savaş hakkında söylenenler, söylenemeyenler Zorba'nın yüzünden okunurken bir sıkıntının kucağına düşmeyenler bizden değildir. Zorba da savaşmış, Türklere, Arnavutlara karşı. Boş bir şey olduğunu söylüyor, başka bir şey demiyor. "(...) 'Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu kadar cinayetler ve alçaklıklar mı gerekli yani? Çünkü oturup sana işlediğimiz cinayetlerde yaptığımız alçaklıkları saysam tüylerin ürperir. Fakat sonuç ne oldu? Özgürlük! Tanrı yıldırımını atıp bizi yakacağına özgürlüğü veriyor? Hiçbir şey anlamıyorum!..'" (s. 31)
Maden kazası, kasabadaki kadın-erkek ilişkileri, Zorba'nın bir kadını korumak uğruna bütün köyü karşısına alıp bıçak kavgasına girmesi, bir kadını geri çevirmenin işlenecek en büyük olması, Dul Meryem'in yolunu benimseyip tanrıyı anlama çabası, Zorba'nın ölü evladı, uzun bir yol. Anlatıcı kadınlara yaklaşımını değiştirecek. O da değil, hayatı değişecek. Zorba'ysa yoluna devam edecek. Birbirlerini son kez gördüklerini bilerek ayrılacaklar. Mektuplar, telgraflar, sonra bu dostluğun arasına ölüm girecek. Hani dibine kadar yaşamış bir adam hayattan ne kadar kopabilecekse.
Kitabın anlatıcısının tesadüfen tanıştığı Aleksi Zorba ile geçirdiği günleri okuyoruz. Kitap iki erkeğin patron-çalışan, iki dost, iki ev arkadaşı olarak yaşamlarını anlatıyor, tanıştıkları andan itibaren. Birlikte Girit'e gidiyorlar, anlatıcının para yatırdığı bir maden işletmeye başlıyorlar. Aleksi burada ustabaşı gibi çalışıyor. Akşamları da birlikte yiyorlar, içiyorlar, sonra da hayatı, kadınları, yemekleri, Tanrı'yı, ölümü, yaşamı, hayatta konuşulabilecek ne varsa konuşuyorlar, ne kadar sorgulayabiliyorlarsa o kadar sorguluyorlar. Cevap bulmak her zaman mümkün olmasa da, amaç varılacak yer değil yolculuk neticede. Kitap bende okurken Yaşar Kemal okuyormuşum gibi bir his bıraktı. Bu kez Çukurova'da değil, Ege'deydim. Betimlemeler daha az, diyaloglar daha fazlaydı, bunun sayesinde de çok daha akıcıydı. Nedenini anlayamadığım şekilde beni kıskıvrak yakaladı. Tüm kalbimle öneririm benim gibi okumakta geç kalanlardansanız.
İnsanın anlam arayışı; sanayileşme, uluslaşma ve savaşlar bağlamında daha sorgulanır hâle gelmiştir. Geleneksel yapıların iki yüzlülüğü ve menfaat odaklı bir anlayışa sahip olması arayışı hızlandırmıştır. Kazancakis’in kendi hayatına yönelik eleştiri ve tecrübelerin yer aldığı eserde insanın anlam arayışı bağlamında ölüm dâhil bağımlılıklardan kurtulma, dostluk ve vefayı içeren hümanizm ve hedonizm ile maceralara atılma gücü; Zorba’yı Zorba yapan niteliklerdendir. Bir özgür vatan uğruna işlenen cinayetlerin vicdan azabı yıllar sonra putlaştırılan vatan, kadın ve para gibi bağımlılıklardan kurtulmayı sağlamıştır. Eserde linyit madenini işletmek üzere Girit’e giden bir aristokratın Pire limanında rastladığı Zorba ile geliştirdiği dostluk ve birlikteliğin romanını bulacaksınız.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kazancakis 1915 civarı Halkidiki’de sadece keşişlerin yaşadığı Athos Dağı’nda bir süre yaşamış, Georgios Zorbas’la burada ya da öncesinde tanışmış olabileceği söyleniyor. İkisi maden işinde de çalışmış ve kitabın kahramanı Alexis Zorba karakterinin bu dostluktan doğduğu söyleniyor. Romanda anlatıcı ve Zorba zıt karakter gibi görünür ama aslında birbirini tamamlar: biri çok düşünen, diğeri içinden geldiği gibi yaşayan iki benliktir. Zorba’nın her güne ilk kez yaşıyormuş gibi başlaması bugünkü “mindfulness” kavramını (aslında Budizm’in “anda kalma” öğretisini) hatırlatır. Onun “insan ne olursa olsun özgür olmalı” sözü de içsel özgürlüğün ifadesidir.
Belki de Zorba, anlatıcının bastırılmış benliğidir; “Tanrı da şeytan da içimizde” diyerek bunu dile getirir.
Pire’den Girit’e uzanan hikâye, güçlü betimlemeleriyle su gibi akarken sahneler zihninizde canlanacak.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zorba hiç bitmesini istemeyeceğiniz bir kitap,keske ömür boyu okuyabilsem dedim. üstüne yeni bir kitaba baslamak bile istemedim. Zorba içindeki çocuk ölmemiş, hesapsiz kitapsiz yasayan herkesin istedigi ama cok az insanin diyebilecegi ben bu hayati yasadim yasiyorum hayatimin basrolüyüm diyen bir adamin romanı. Zorba yi tanidiktan sonra hayata daha farkli bakacaksiniz
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Zorba'nın bize söylediği en önemli mesaj olarak gördüğüm konu ise filozofların şimdiye kadar hayatı tanımlamakla uğraştığı ama mühim olanın hayatı değişitirebilmek olduğudur söylemi. Üzerinde biraz düşündüğümde harekete geçmemenin bahanesi olarak hareketi anlatmaya sığınmanın çoğu zaman bizi gaflete götürdüğü kanısına vardım.
Çok uzağa gitmeden Ege'de Giritte bulusuyorsunuz zorbayla, tanışmak keyifli lakin zorba aradığını bulmuş mu yoksa aramaya devam mı ediyor anlayamiyorsunuz olsun tanismak bence keyifli olacaktır
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Felsefik bir roman olarak tanımlayabileceğimiz bir kitap. Hayatın anlamını arayan bir patron işverenle, onun maden ocağında çalışan işçisi Zorba arasında Girit'te geçen bir hikaye
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Biri kitaplara gömülmüş, hayatını, anlamını bu kitaplarda arayan, madene para yatıran anlatıcı, diğeri kendisini maharetlerini anlatarak işe aldıran, kadınlara düşkün, anı yaşayan, hayatı sorgulamayan Zorba. Birlikte yaşayan, yeri geldiğinde işveren-işçi, yeri geldiğinde abi-kardeş, yeri geldiğinde arkadaş olan iki insanın hayatlarının bir anında karşılaşıp birbirlerine kattıkları, birlikte gülüp birlikte hüzünlendikleri kısacık zamanı, dolu dolu anlatıyor.
Ama bu kitabın bana kattığı bir şey var ki hayallerime hayal ekleten, içimi sıcacık yapan, Girit'teki İda Dağı... İda isminin bir tek Balıkesir-Çanakkale arası uzanan Kaz Dağları'nın ismi (Mitolojideki adı) olduğu sanıp, canım iş yerimin ünvanında taşırken bir de Girit Adası'nda İda Dağı olduğunu öğrenmemle ziyaret edilecek yerler listeme yeni bir yer, hayallerime yeni bir hayal eklenmiş oldu.
İyi ki okumuşum seni Zorba...