Gazeteci ve yazar Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal ile ilk kez Balkan Savaşı sonlarında karşılaşmıştır. Bu karşılaşma, adını hayatının sonuna dek gururla telaffuz edeceği Atatürk ile esas tanışması değildir. Mustafa Kemal'i Birinci Dünya Savaşı'nın en karanlık günlerinde takip eden gazeteci, Kurtuluş Savaşı boyunca yazıları ile milli mücadelenin koyu bir destekçisi olmuştur. Hakkında Damat Ferit Hükümeti tarafından 'behemehâl idam edilmesi' istense de İkinci İnönü Zaferi'nden sonra kurtulmuştur.
Büyük Taarruz'un sonunda İzmir kurtulduğunda, yakın dostu Yakup Kadri ile Mustafa Kemal'i karşılamaya gelenler arasındadır Falih Rıfkı. Mustafa Kemal'le asıl tanışmanın yaşandığı bu karşılama, Falih Rıfkı'nın milletvekilliği yolculuğunun da başlangıcıdır. Cumhuriyet Dönemi'nin önemli isimlerinden olan yazar, 1923-1950 yılları arasında milletvekili olarak görev yapmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarına, Kurtuluş Savaşı ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş günlerine tanıklık eden Atay, Mustafa Kemal'in devrimlerinin uygulanmasında aktif rol oynamıştır. Atatürk'ün ölümüne dek yanında yer almış, aynı zamanda Atatürk'ün başyazarlığı görevini de üstlenmiştir. Falih Rıfkı, Atatürk'ü en iyi tanıyanlardandır.
Mustafa Kemal Atatürk'ü tanıma ve anlama yolunda okunması gereken önemli eserlerden biri olan Çankaya, Falih Rıfkı Atay'ın 1952'de Dünya gazetesinde yayınlanan hatıralarının gözden geçirilerek 1968'de yeniden yayınlanan hâlidir. Çankaya - Atatürk'ün Doğumundan Ölümüne Kadar- alt başlığıyla Pozitif Yayınları'ndan çıkan bu edisyon her yaştan ve her görüşten Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kitaplığında yer almalıdır.
Çankaya için bir Atatürk biyografisi demek yanlış olmasa da bu tanımın eksik kalacağını belirtmekte fayda var. Salt bir hatırat değil, tarihi bir belge niteliğindedir bu eser. Osmanlı Devleti'nin son yıllarını, Kurtuluş Savaşını, Cumhuriyetin kuruluş ve yükseliş yıllarını, Mustafa Kemal'in hep yanı başında bulunmuş, tarihi olaylara göz tanıklığı etmiş usta bir yazardan dinliyoruz Çankaya'da.
Çankaya'nın, sonraları Kemalizmi benimseyecek olan bir Mustafa Kemal taraftarı tarafından yazıldığının da bilinmesi gerekmektedir. Bu durum yine de Kemalizm karşıtlarının kitabı okumasına engel değildir. Bizler bugün, Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. yılında, Atatürk düşmanlarının onu anlamaya yanaşmaması kadar Atatürk'ü sevenlerin dahi onu yeterince anlayamadığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bugün en önemli mesele bir taraf seçmekten çok anlama çabası olmalıdır. Peki, nereden başlamalıyız? Bu sorunun yanıtı birden fazladır ancak ilk sıralarda elbette Nutuk ve Çankaya gelir.
Çankaya Mustafa Kemal'in çocukluğu ve ilk gençlik yılları ile başlar. Burada çocuk Mustafa'nın ders kitaplarında ezbere bilinen yaşamının detaylarına değinilir. Önce askeri okul, sonrasında bir Osmanlı Paşası olduğu yıllar, içine fırlatıldığı dünyanın tüm griliği ile verilir. Gerçek şudur ki Mustafa, daha çocukluk yıllarında güçlü bir kişiliğe sahip önemli bir dehadır ve 'Kemal'i hak edendir. Bir sonraki bölüm Meşrutiyet ve ardından Birinci Dünya Harbi'ne sürükleniş. Mustafa Kemal'in askerliği ve düşünceleri ile nasıl sivrildiği ve bu yükselişin pek çoklarının hoşuna gitmediği, ilk dostların, ilk düşmanların kazanıldığı dönemdir. Çanakkale Harbi'nde ortaya konan askeri deha ve başarının yanında Atay'ın da şiddetle eleştireceği Sarıkamış faciası kitapta önemli yer tutmaktadır.
Çanakkale Zaferi büyük bir başarı olsa dahi 'Çökme' önlenememiş ve 'Milli Mücadele Devri' belki de "Gerilla Dönemi" başlamıştır. Tarih sahnesinde çok önemli zıtlıkları bir arada göreceğimiz Kurtuluş Savaşı'nda, Mustafa Kemal'le tamamen farklı düşünen insanların düşmanlıklarını anlayabilirken, onunla aynı ülküyü taşıyanların düşmanlıklarını anlamakta zorlanmamak elde değildir. Manda seviciler, Halifelik sevdalıları, hür, tam bağımsız, laik bir Türk devleti hayali ile çarpışanları elbette benimsemeyeceklerdi. Ancak Mustafa Kemal'in askeri ve siyasi liderliğini hazmedemeyenler çok daha fazladır. Tarih sahnesinde yalnız, yapayalnız bir Mustafa Kemal ve umutsuz bir Türk halkı vardır.
Falih Rıfkı Atay, Çankaya'da, okuyanlara salt bilgi vermekle kalmayacak, onları hiç kuşkusuz pek çok araştırmaya yönlendirecektir. Kurtuluş Mücadelesi'nde "Gerilla Devri"nden düzenli orduya geçiş süreci en az işgal kuvvetleri ile mücadele kadar yorucudur. Mandacı mütefekkirler, yararlı ve zararlı cemiyetler ve özellikle çetelerin nasıl zararla karışık yarar sağladığı özel araştırma konusu olmalıdır. Kuvâ- yi Milliye ve Kuvâ-yi Seyyâre'yi, Çerkez Ethem, Yörük Ali ve Topal Osman'ın rollerini hayretle okuyacaksınız Çankaya'da. Çerkez Ethem ve kardeşinin Mustafa Kemal'i öldürmeye geldiği o 'an' ki zamanın göreceliğinin en önemli örneğidir. Düzenli ordunun taarruzuna son ana dek inanamayan, yorgun ve çaresiz halkın, Yunan Komutanı Trikopis'in Uşak'ta yakalandığı müjdesine erişmesi sanki aylar, haftalar değil de asırlar sürmüştür.
Çankaya'yı iki bölüme ayırmak gerekseydi Kurtuluş Dönemi ve Yeni Devir olarak bölümlendirilmesi makbul olurdu. Yeni Devir, zafer sonrası Türkiye Cumhuriyeti'ni kurma adımları ve irtica ile mücadele dönemidir. Yönetim şeklinin belirlenmesi, yeni başkent Ankara'nın başkentliğe uygunluğuna varan detaylı düşüncelere yer verir yazar. Saltanat ve Halifeliğin kaldırılması, Kemalizm ve beraberinde gelen iç didişmeler, Mustafa Kemal'i öldürmek için yapılan suikast girişimi, devrimler, laisizm ve ekonomi... En az Kurtuluş Savaşı'nda olduğu kadar düşmanlarla iç içe yeni bir hayat kurma çabası. Tüm mücadelesi ve sonsuz yalnızlığı sonunda, hissizliği ile kırmızı böceklere yenik düşen Ata...
Çankaya, Atatürk'ün son zamanlarının ardından, Atay'ın anı ve fıkraları ile sonlanıyor. Bir bütün olarak bakıldığında Çankaya'da Falih Rıfkı'nın Atatürk ile uyuşan ideolojik görüşlerinin yanı sıra Atatürk'e eleştirel bakabildiğini de görmek mümkündür. Özellikle Serbest Fırka konusunda tamamen ayrı düşünürler. Neticede Atay bir Atatürkperest ve aynı zamanda bir Enverland düşmanıdır. Çankaya yalnız Atay'ın anılarından oluşmuyor, Atatürk'ün sesinin yanında pek çok ismin mektuplarına da yer veriliyor, özellikle karşı kutuptan Yüzbaşı Armstrong gibilerin mektupları ve düşünceleri dikkate değer.
Mustafa Kemal Atatürk'ün yanı başında, sofrasında, çalışma masasında uzun yıllar yer alan yazarın Atatürk'ün kişisel özelliklerini çok iyi tanıması doğaldır ama bu özellikleri edebi bir dille aktarabilmek güç olsa gerek. Şahsen Atay'ın üslubunu çekici buldum. Kitapta zaman zaman vurgu amaçlı da olsa tekrarlar bulunmakta ve kitabın sonunda yararlanılan kaynaklar belirtilse de Falih Rıfkı Atay'ın bize bir kaynakça ve de dizin borcunu göz ardı edemeyiz. Atatürk'ün özel yaşamına bu kitapta neredeyse hiç yer verilmemesi de bir diğer eksiklik.
Tarih yazımının güçlüğü herkesçe bilinmektedir ve tarafgir anlatıların gerçekleri ne kadar yansıttığı daima tartışma konusudur. Burada bir tarafı suçlamak ile ancak zaman kaybedilir. Okur daima uyanık olmalı ve olayları çok yönlü tartmak için çaba harcamalıdır. Neticede Çankaya, Atatürk'ün yakınında olan bir isim tarafından yazılmış olsa dahi Atay, Atatürk'ü pek çok yönden eleştirmiştir. Kişisel okuma deneyimimde Falih Rıfkı sayesinde Atatürk'ün kişiliğine, küçük, büyük olaylara her yaşında verdiği tepkilerle, aklımdaki Atatürk yargıları değişmedi, aksine güçlendi. Kitabı okurken sık sık Platon'un ideal hükümdar filozof düşüncesini sayıkladım.
"Hükümdarlar filozof, filozoflar hükümdar olsaydı, kentlerin yüzü ışırdı."
Nitekim bugün 100. yılını kutladığımız Türkiye Cumhuriyeti'nin aydınlığını her şeye rağmen kaybetmeyişini biz bu filozof liderin fikirlerine borçluyuz. Elbette eleştirilecek pek çok husus, politik hatalar var ama o noktaya gelene kadar Selanikli, yapayalnız bir yetimin yarım asır boyunca durmadan halk için nasıl çalıştığını anlamaya çalışmalı... Nedeni anlamak, sonucu karalamaktan daha zor olsa da...
"Mustafa Kemaller yirmi yaşındadırlar" diyerek veda ediyor ve özellikle gençleri bu yolculuğa davet ediyorum.
Gazeteci, yazar ve milletvekili olarak tanıdığımız Falih Rıfkı Atay’ı çağdaşlarından ön plana çıkaran yönü, yaşadığı devirde söz sahibi olan insanlara oldukça yakın olmasıdır. Bunlardan biri, şüphesiz Cemal Paşa’dır. Zeytindağı adlı eserinde bunu baştan sona görürüz. Atatürk’e olan yakınlığıysa Cemal Paşa’dan daha ötedir. Osmanlı’nın son devrinde görev alması, yeni bir devletin kuruluşunda bizzat kurucusunun yanında aktif konumda olması, geçiş dönemini yaşamış o nesil arasında kendisini ve eserlerini görmezden gelinmeyecek bir noktaya getirmektedir.
Çankaya, Atatürk’ün doğumundan ölümüne geçen yılları, önemli ayrıntılarla bizzat Atatürk’ün izniyle kaleme aldığı bir kitap olarak benzerleri arasında ilk sıralarda gösterilir. Atay’ın Atatürk çizgisindeki sarsılmaz inancı, düşünce yapısı ve doğrudan şahitlikleri nedeniyle döneme dair yazılan ve çizilen tüm eserlerde Çankaya’ya bakmadan, atıf yapılmadan kalem oynatmanın pek mümkün olmadığı, bilinen bir gerçektir.
Özellikle 1946 sonrasında, Atatürk devrini yaşamış bazılarının, yaşanmışlıkları bir sömürü aracına çevirme arayışı, kimsenin duymadığı fısıldaşmaları belge diye ortaya koyma denemeleri Atay’ı rahatsız etmiş görünmektedir. “Elli altmış sularında mısın, uydur uydur anlat! Geçmiş dediğimiz şey de buna döndü. Bazı övünmeleri işittikçe ve bazı hatıraları okudukça içimi bir şüphe basıyor:
- Acaba ben bu devrin içinde mi idim yoksa otuz yıl süren bir rüya hâli mi geçirdim?” Eser, belli ki yaşanan böylesi şaşkınlıklardan dolayı kaleme alınmış. “Bu hatıralar, gördüklerim ve işittiklerimdir. Gördüklerimin hepsi benden. İşittiklerimin çoğu Atatürk’ün ağzından!” Yazar, yaşadığı o otuz yıllık geçmişe doğru ne zaman başını çevirse o tepeyi, bir türlü gözünden kaybedemediği için (…) hatıralarını o tepenin hükmü veya etkisi altından kurtaramadığı için kitabın adına Çankaya demiş.
Hatıraları yazarken takındığı üslubu da yine satır aralarında dile getiriyor: “Herkes gibi Atatürk’ün insanlığı iştahlardan, hırslardan, heyecanlardan, gurur ve öfkelerden, zaaf ve kuvvetlerden, iç varlığın düzlerinden, iniş ve çıkışlardan yoğrulmuştur. Eseri bu insanlığın derinliklerinden gelme, kaynaklarından yoğrulmuştur. Atatürk’ü ayıklayarak değil, bir tabiat parçası gibi, toplu ve tam ele almalıdır.” (s. 13)
Atay’ın Çankaya’sı, Atatürk’ün hayatını, dönemin gelişmeleriyle beraber doğumundan ölümüne kronolojik bir sırayla anlatıyor. Selanik mahallelerinde geçen çocukluğundan, askeriyeye girmesine, meşrutiyetin ilanından İttihat ve Terakki yapılanmasına, ilk dünya savaşına girişimize ve daha nice bilindik genel konulara yer veriliyor. Atatürk’ün üvey kardeşleri, Atay’ın Balkan Savaşları’ndan hemen sonraya rastlayan Atatürk’le ilk karşılaşması, Atatürk’ün aşkları, Bulgaristan günleri, Çanakkale Savaşı’ndan sonra baskısı durdurulan Harp Mecmuası’ndan Atatürk’ün fotoğrafının kaldırılması, Filistin’in savunmasız bırakılması, Almanya gezisinde Sultan Vahdettin’den talepleri, işgal dönemi kargaşası, direniş, düzenli ordu, zafer ve yeni düzen (…) konularında satır aralarında değinilen ve pek bilinmeyen tespitler kitabın arşiv değerini arttırıyor. Zaten altı yüz sayfaya yaklaşan bu hacimli kitabı, satır aralarındaki detaylar kıymetlendiriyor ve sıradan bir tarih kitabı olmaktan çıkarıyor. Buna verilebilecek örneklerden birkaçını aktaralım:
“Kadın anlayışında pek Garplı olduğu söylenemez. Hatta hanımların tırnaklarını boyamasını bile istemezdi. Son derece kıskançtı. Denebilir ki harem eğiliminde idi. Bu onun hissi, mizacı ve alışkanlığıdır. Kafasına göre kadın, hür ve erkekle eşit olmalı idi. Batı medeniyeti dünyasının kadını ile Türk kadını bütün aşağılık duygularından kurtarılmalı idi. Medenî Kanun’la Türk kadınına Garp kadınının bütün haklarını veren Atatürk, kendi münasebetlerinde, bırakınız ecnebi erkekle evlenen Türk kadınını, ecnebi kadınla evlenen Türk erkeğine bile tahammül etmezdi. Devrimlerin büyük ve eşsiz kahramanı, kendi koyduğu kanunun sonuçları ile karşılaşmak lâzım gelince: ‘Bize göre değil ha çocuklar...’ derdi.” (s. 408)
“Sabit olmuştur ki, Mustafa Kemal, şapka ve Latin harfleri devrimlerini başarabilecek kadar kuvvetli bir idare kurmuş, fakat bir şehir plânını tatbik edebilecek kuvvette bir idare kuramamıştı.” (s. 425)
“Atatürk diktatör mü idi? Rejimine bakarsanız evet. Fakat ne mizacı, ne de ideali bakımından diktatörlük inançlısı değildi. Millî kurtuluş için şart saydığı inkılâplarının hürriyet içinde yaşayabileceğine güvenseydi, demokratik savaşçılığın zevklerini feda etmeyeceğine şüphe yoktu.” (s. 513)
“Henüz denize girmiyordu. Biraz yüzmeği sonradan öğrendi. Bir gün sormuştum:
- Paşam Selânik'te doğup büyüdünüz. Hiç denize girmez miydiniz?
- Aman çocuğum, o zaman soyunup denize girmek ne demek, nasıl bakarlardı insana... demişti.” (s. 555)
Eser, başlangıcında, 1881-1918 arasını üç bölümde ele alıyor. Sırasıyla “Çökme”, “Liderliğe Doğru”, “Gerilla Devri”, “Ordu Devri”, “Yeni Devir”, “Kemalizm”, “Atatürk’ün Son Yılları”, “Anı ve Fıkralar” kitabın diğer başlıklarını oluşturuyor.
İyi okumalar!
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
dönemin en etkili gazeteci ve Falih rıfkı Atay’ın Osmanlı’nın son dönemlerinden başlayıp cumhuriyetin kuruluşuna ve Cumhuriyet sonrası yapılan devrimlere dair anılarından yola çıkarak yazdığı bu kitap son yüzyılınızda büyük bir ışık tutmaktadır. kitapta cumhuriyetin kuruluşundan itibaren zorluklara rağmen yapılan devrimler inkılaplar kurulan fabrikalar kazanılan savaşlar ve alınması gereken çok ön kararları birebir kendi gözüyle gördüklerini tarafsız bir şekilde aktarmasıyla çok değerli bir eser haline geliyor. Çankaya, Atatürk’ün yok olmak üzere olan bir toplumu bir halkı yeniden bir araya getirip yücelttiği ve tekrar güçlü ülke haline getirmesini adım adım yakından görerek okuyucuya aktarıyor
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Falih Rıfkı Atay’ın “Çankaya”sı, Atatürk’ü ve Milli Mücadele/erken Cumhuriyet dönemini içeriden anlatan klasik bir başyapıt; hem hatırat hem tarih kitabı.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
O zamanlarda Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bizzat yanında bulunan bir gazetecidir ve o döneme ait yalın bilgilere ulaşmak isteyenlerin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda Her Türk vatandaşının okumasını diğer hurafelerden elde edilmiş bilgileri ciddiye almaması gerektiğini düşünüyorum.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü TANIMAK O DÖNEME AİT YALIN BİLGİLERE ULAŞMAK İSTEYENLERİN MUTLAKA OKUMASINDA FAYDA BULDUĞUM OKUDUKÇA BİLMEDİĞİN ÇOK BİLGİNİN BULUNDUĞUNU GÖRDÜM OKUNMASINI TAVSİYE EDERİM.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Atatürk hakkında okunması gereken kitaplarda başı çekenlerden.Falih Rıfkının gerek Atatütürke yakınlığı gerekse gözlem becerileri ile kendini her açıdan tamamlamış adeta dönemin "Bloc de construction" görevi gören eseri.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Türk siyasetinin önemli dönüm noktalarını ve Cumhuriyet'in ilk yıllarını anlatan bir anı kitabıdır. Atatürk'ün hayatına dair derinlemesine gözlemler sunan kitap, hem kişisel bir portre hem de Türkiye'nin modernleşme sürecine dair kapsamlı bir değerlendirmedir. Çankaya Köşkü'ndeki günlük yaşamı, Atatürk'ün düşünceleri ve liderliği üzerinden toplumun dönüşümünü inceler. Eser, hem tarihsel hem de bireysel anlamda dönemin izlerini taşıyan önemli bir kaynaktır. Atatürk'ün insani yönünü yansıtarak, Cumhuriyet'in kurucusunu daha yakından tanımamıza olanak sağlamaktadır. Keyifli okumalar.