Hadis Günlüğü Hakkındaki Yorumlar

muhabbet2217
18.02.2019
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Açıklayıcı hadis günlüğü
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Serhat Nehir
08.04.2017
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hadis dersinde ders kitabı olarak okutuldu bu kitap
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
KY-938707
11.09.2016
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Hadis ve açıklamasının yer aldığı 70 kıymetli bilgi
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
mâadâ
06.03.2022
Dil ve içerik açısından herkesin okuyabileceği, hadisle bağımızı güçlendiren, hadisler üzerinde düşünmeyi sağlayan bir kitap.
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
muftuihsan 07.01.2010
Doyurucu açıklamaları ile Hadis Günlüğü, Hz. Peygamber'in günlük dua ve zikirleri ile bu konudaki tavsiyelerini ihtiva eden bir hadis kitabı türü olan 'Amelü'l-Yevm ve'l-Leyle'nin güncel ismidir. Kitapta göze takılan/altı çizilen noktalar şöyle:

“Sünnet, dinde şeriat haline getirilip izlenen yol ve ortaya konulan peygamberâne yöntemdir.” (A.Ebû Gudde)(s.26) Hadis, maden-i hayat ve mülhim-i hakikattir”(S.Nursi)
“Çürük temel üzerine bina edilen şey aynen onun gibi çürüktür” (s.41)
Ömer b. Abdülaziz şu mektubu yazmıştır: “İmanın farzları (farz amelleri), şeriatları (dini akide ve hükümleri), hududu (sınırları, yasakları) ve sünnetleri vardır. Kim bunları ikmal etmez ise, o da imanı tamamlamamış olur."(s.47)
Hz. Ali şöyle der: “Güzellikler üçtür. Allah’a iman, dinde derin anlayış, iyi kadın. Çirkinlikler de üçtür: Allah’ı inkar, dini eksik anlamak ve ondan uzaklaşmak, kötü kadın” (s.51)
“Sizi yerden/topraktan yaratıp orayı mamur kılmanızı isteyen O’dur.” (Hud, 11/61) ayeti, kadîm ulemanın deyişi ile bu, ta’mir-i bilâd ve terfih-i ibâd demektir. (s.57)
“İlim talep etmek her müslümana farzdır” (İbn Mace mukaddime 17) Hadisin bazı tariklerinde geçen “Çin’de de olsa ilim talep ediniz” kısmı ise, cerh-ta’dil otoritelerinin neredeyse hepsi tarafından mevzû/asılsız kabul edilir. Beyhakî gibi onun zayıf olduğu görüşünde olan muhaddisler de vardır. Şüphesiz bu noktada, “Hikmetli söz müminin yitiğidir. Nerede bulursa onu almaya daha layıktır” (Tirmizi, ilim 19) hadisinin dikkate alınması, halk arasında meşhur fakat kaynak değeri tartışmalı olan “Çin’de de olsa ilim talep ediniz” tarzındaki haberi tekrarlayıp durmaktan çok daha güzel olacaktır. Kaldı ki, mana itibariyle hikmet hadisi ondan daha şümullüdür.(s.64)
S.Kutub’a şu vecizeyi söyleten gerçek, eğitimin insanı insan yapmak karakteri olmalıdır: “Ben bilginin gücüne inanıyorum, kültürün gücüne inanıyorum ama eğitimin gücüne daha çok inanıyorum.”(s.70)
Abdullah b. Mes’ud’un “Kur’an kendisiyle amel edilmek için indirildi. (Yazık ki) insanlar onun (yalnız) tilavetini amel-ibadet edindiler” şeklindeki şekvası ve son dönemden M.Akif’in yakınması bu yüzden olmalıdır: “İbret olmaz bize, her gün okuruz ezber de/Yoksa bir maksat aranmaz mı bu ayetlerde.”(s.87)
Mevlidin durumu da Kur’an’dan pek farklı değildir. N.Fazıl’a şu vasiyeti yazdırmaya sevkeden acı tablo bu olmalıdır: “…Mevlid de istemem!... Onu, uhrevî rüşvet vasıtası yapanlara bırakınız! Sadece Kur’an… Beni de Allah ve Resul aşkının yanık bir örneği ve ardından birtakım sesler bırakmış dîvanesi olarak arada bir hatırlayınız!”(s.88)
Müslüman olan Hüseyin Rofe, İslam’ı neden kabul ettiğini şöyle anlatır: “Ekonomik olarak zenginle fakir arasındaki uçurumun yalnızca İslam ülkelerinde bir köprü ile birleştirildiğini gördüm.” Bu tesbit, Roger Garaudy’nin şu paragrafında ifadesini bulur: “Zekat, insanın keyfine bırakılmış sadaka değildir, müminlerin yani kendilerindeki bencilliği ve cimriliği yenmesini bilenlerin dayanışmasını gerçekleştiren bir tür kurumlaşmış, mecburi, derûnî bir adalettir.”(s.102)

Latifelerin kıymeti latif olmasıyla ölçülür. Aslı olmayan komik ve yalan sözlerle, vakarı yok eden yüz kızartıcı konuşmalarla veya müstehcen fıkralarla muhatapları dinlendirme veya eğlendirme düşüncesi, İslam ahlakıyla bağdaşamaz. Çünkü sınırı aşan ve aşırıya kaçan mizah anlayışı kahkaha ile çok gülmeyi beraberinde getirir. Çok gülmek ise insanın gönül dünyasını zayıflattığı gibi, vakarını da yok eder. Nitekim şu hadis, bu noktaya ışık tutan uyarılardan birisidir: “Topluluğu güldürmek için konuşup yalan söyleyen kimseye, yazıklar olsun(3 kere)”(Ebu Davud)
Sünnetin tasvip ettiği şakalaşmanın temelinde doğru ve tatlı konuşarak insanın ruh ve gönül dünyasını dinlendirme düşüncesi vardır. “Nükteli ve hikmetli söz ve davranışlarla ruhlarınızı dinlendirin. Zira bedenler yorulduğu ve zayıfladığı gibi ruhlar da yorulur” şeklinde Hz. Ali’ye nisbet edilen sözün vurgusu bu noktaya olmalıdır. Mizahın, hiçbir zaman asıl gaye değil, mubah ve meşru bir vasıta olarak görülmesi gerekir. A. Hamdi Tanpınar’ın şu tesbiti, bu noktaya işaret etmesi bakımından kayda değer nitelik taşır: “Mizah, meslek olmamak şartıyla güzeldir. Onu her şeyin yerine koyduğunuz zaman, kainat bir sırıtmadan ibaret kalır.” “Latîf olsa latîfe hoştur elbet/Velâkin hâriç olmaya edepten.”(s.174)
Hukemanın şu sözü meşhurdur: “İki şey vardır ki, onların nihayeti yoktur: Cemal ve beyân.” “Sanat, İslam’a davet açısından önemli bir rol oynamıştır. Üniversitede estetik profesörlüğü yaparken sanatı bir insandan ötekine en kısa yol olarak tanımlamıştım.”(R. Garaudy) “Süsün abartılması paranın çokluğundan ziyade zevkin azlığını gösterir. Sanata tasarruf yaraşır, israf değil… Servet sergisini ben kuyumcu dükkanlarında görmek isterim. Bir sanat anıtı bana darphaneyi hatırlatmamalı; bir mimari güzellik karşısında ben ancak güzelliğin şiirini düşünebilmeliyim” (C.Şahabettin)(s.192)
Şiirin kıymetini iki şey düşürür: Şiirden anlamayanların alkışı, şiirden anlayanların sükûtu.
(s.196)
“İslam garip başladı. Başladığı gibi yine garip olarak dönecektir. Öyleyse ne mutlu o gariplere” (Müslim, iman 232) Elmalılı (V/3713) şunları söylemektedir. “İslam'ın da gecesi gündüzü olacak, o da bu değişen dünyada bazen gecelerin sükûnet kucağında dinlenecek, bazen de gündüzlerin ışık saçan ikbalinde gözlerini açarak Hak Teâlâ'nın yüce huzurunda en yüksek hayatı yaşamak için uyanacaktır… İslam'ın istikbali gece değil, gündüzdür; sönük değil parlaktır. Ara sıra basan gece zulmetleri onu dinlendirip tekrar uyandırmak içindir. Bu mana bu hadis-i şerif ile beyan buyurulmuştur. Bu hadisteki ‘seyeûdu’ fiilini ekseri kimseler ‘seyesîru’ manasına nakıs fiil telakki ederek, İslam garip başladı, yine başladığı gibi garip olacak diye yalnız inzar suretinde anlamış, bundan ise hep yeis yayılmıştır. Halbuki Kâmus’ta geçtiği üzere ‘âde’ fiili ‘yubdiu ve yuîd’ fiillerinde olduğu gibi dönüp yeniden başlamak manasına da gelir.”(s.214)
Yanıtla
5
2
Destekliyorum 
Bildir