Türkiye’de çok tartışılmasına rağmen vicdanları rahatlatacak bir çözüme kavuşmamış sorunun adıdır Türban. Hoş, türbanı Müslüman bir ülkede sorun olarak nitelemek bile bana göre başlı başına büyük bir sorun ve sorumsuzluktur. Taha Akyol muhafazakâr kimliği ile tanıdığımız bir gazeteci yazarımız. İlk bölümü röportaj ile başlayan eserin devamında konu ile ilgili 2002–2006 yılları arasında köşesinde kaleme aldığı yazılarının bir derlemesini buluyorsunuz. Taha Akyol özetle türbanı, siyasi bir kimlik değil, köyünden evinden çıkmayan analarımızın ninelerimizin; okuyan, sosyal hayata katılan kızlarının modernleşme sürecinde şekil değiştiren bir baş bağlama şekli olarak görüyor ve savunuyor. Kendisine sonuna kadar katılıyorum. Türkiye’de sosyal hayatta yeri olmayan, ev hayatındaki görevlerinin dışında bir rol üstlenmemiş hanımlarımızın başını örtmesini sakınca olarak görmeyenler, aynı hanımlarımızın iş sosyal hayata katılma, demokratik haklardan daha fazla yararlanma talebine gelince birden bire rejim düşmanı oluveriyor. Bu samimiyetsizlik yıllardan beri benim midemi bulandırmıştır. Çocuğunun diploma törenine başı örtülü diye alınmayan anneler, resmi törenlerde şeref tribününde başı örtülü bayan görüp töreni terk eden generallerin olması bu ülkenin ayıbıdır. Eğer Türkiye laik ise misyoner okullara gösterdiği toleransı kendi vatandaşlarının okuma özgürlüğündeki kılık kıyafet tercihine de göstermek zorundadır. Taha Akyol kitabında tamda bunun üzerinde duruyor. Demokrasi ve insan haklarını içine sindirebilmiş kişilerin okuması yararlı, bu konuya korku penceresinden bakanların okuduklarında tatmin olmayacakları bir eser diyebilirim.