Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam

Kitapyurdu Fiyatı: 78,08TL

Ürüne Git
92Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam
Öldürmez, çocuklarını yer. Kaç ölüm eder? Fragmanlar. Benim alımlamam şablonu doldurmaya yetmedi, baba imgesi boş bir kabuk. İki anı hatırlarım; fırlatılıp yatağa düştüğüm ve televizyonun önünden geçtim diye tekme yediğim. Gerisinin olmaması iyi, mücadele namına bir şey kazanmadım, kendimden öte bir gölgenin peşine düşmedim. Belki ondan daha iyi biri olma, yıkılmayacak bir aile kurma hırsı, bu kadar. Baba orada olmasa bile bir rakip, kendimi kandırmayayım. Fournier'ye imrendim çünkü yere serilmemiş, ayakta ve babayı yok etmeden, olduğu gibi anlatmış. Çocuk gözünün basitliği babanın işlenmemiş halini ortaya çıkarıyor, yetişkinliğin görme biçimleri anlatıya sığıştırılmamış. Sonuçta ortada bir baba var, yüzleşilip sevilmiş. Şunu her zaman bir madalya olarak boynumda taşıyacağım: "Şimdi büyüdüm, yaşamın zor olduğunu biliyorum ve hayatı daha dayanılır kılmak için 'kötü' yollara başvuran kimi daha hassas insanlara kızmamak gerektiğini de." (s. 81) Şöyle; yük ağırsa eğer, insan kendini omuzlayamıyorsa, çöküp kalmak istiyorsa olduğu yerde, kendine dik dik bakamıyorsa, kendine bakmaya katlanamıyorsa, kendi bildiğinden başka bir şekilde biçimlendiriliyorsa, kendini tekrar biçimlemeye zorlanıyorsa... O zaman bilmediği bir suya akmak, karışmak dışında başka seçenek kalmıyor. Dağılmaktır bu, farklı hisseden parçalara ayrılmak. Tutarsızlık. Tekrar bir araya gelene kadar, tekrar bir araya gelme umudunu sürdürebilmek için. Babada bunu sezdim. Kitap anneye ithaf edilmiş. Birçok parçadan oluşuyor. Noel'de Küçük İsa'dan bir tabanca istiyor çocuk, belli bir marka. Bir de anneyi öldürmeyen bir baba lazım, Küçük İsa her şeyi bilir ve mesajı gönderebilir ama mesajı alacak kişi de önemli. Sonuçta baba içmeye devam ediyor ve oğluna markasız bir tabanca alıyor. Her şey yarım. Babayla çekilmiş bir fotoğraf, çocuk bir yaşında. O müşfik adamın gittiği yerde iyi karşılandığını düşünüyorum, geride kalanlar onu iyi anmışlar. Öldürdüğü hayvanlar için aynı şey geçerli değil. Hiç inek ezmedi, sadece koyunları ezdi ve sıra çobana gelince adamın tam önünde durdu. Belki bir fırt daha lazımdı. Bunun dışında tedavi ettiği hastalardan para almayan bir adam bu, insanlar deliliğiyle kabul etmiş, seviyorlar bir de. Yaşlı bir kadın muayenehaneye girip saatlerce çıkmıyor, baktıklarında uyuyan doktorun önünde sessizce oturduğu görülüyor. Mesela. Yırtık pırtık ayakkabılar, eski püskü elbiseler giydiği için de kendilerine yakın hissetmiş olabilirler. Anne ayakkabıları atınca viziteye terlikle çıkması kadar her hafta intihar teşebbüsünde bulunması da doğal olduğunun kanıtı gibi geliyor; dirseğin iç yüzünden tek bir damar kesilir, ortalık batmasın diye yatağın altına küçük bir kap konur, kan kaba damlar, o esnada okulla, arkadaşlarla ilgili sorular sorulur. Şöyle düşündüm; karbon bazlı yaşam formu olduğumuzdan aldığımız her nefes yaşamamızı sağladığı kadar öldürücü de, paslanıp ölüyoruz. Öyleyse bu da yaşamın başka bir biçimi değil mi? Rutin intiharlar? Son bir fragmanla bitireyim. 1944, bombalar yağıyor. Baba hiç oralı değil. Herkes sığınaklarda, ölmemek için edilen dualar gökyüzüne yükseliyor ama baba umursamıyor, ne bombaları ne de ölmeyi. "Tanrı'nın 'Ayağa kalkın ölüler!' diyeceği, ölülerin dirileceği gün bile ayağa kalkacağını sanmıyorum." (s. 30) Babasıyla azıcık meselesi olanlar için bir dünyadır Fournier'nin kitabı, ben kendi babamı yeniden yaratırken kitabı hatırlayacağım.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam
Sonunda bir Jean-Louis Fournier okumayı başardım, sonunda. "Asla Kimseyi Öldürmedi Benim Babam", yazarın 15 yaşındayken kaybettiği babasına dair hatıralarının fragmanlarından oluşan minik bir kitap. Kısa, kesik cümlelerden müteşekkil, süssüz ve alabildiğine gerçek bir anlatı. Dışarıda pek sevilen ancak yakınlarına sevgisini göstermeyi beceremeyen bir adam; döneminin pek çok açıdan tipik bir erkeği aslında Fournier'in babası. Kasabanın doktoru olduğu için saygın biri, gelin görün ki alkolik ve ne eşini, ne çocuklarını kıymetli hissetirmeyi becerebilmiş. Fournier tam da ergenliğe adım atıp yetişkinliğe doğru ilerleyecek ve babasıyla belki gerçek bir yüzleşme yaşayacakken kaybetmiş onu. Dolayısıyla o ilişki hiçbir zaman iki yetişkinin denk ilişkisine dönüşememiş, yarım kalmış. Sevgisi de, kırgınlığı da yarım. Babasına dair hatıralarının tamamı çocukluğundan olduğu için belki, bir çocuk naifliği ve doğrudanlığıyla anlatıyor onu. Bugün bulunduğu yerden bakmaya, analiz etmeye çalışmıyor, o çocuk neyi nasıl deneyimlediyse, canı nelere nasıl yandıysa, neler onda iz bıraktıysa onları, bizzat o çocuk olarak anlatıyor. Belki de tam da bu yüzden bu kadar kuvvetli bu metin. İz bırakanlar dedim, ne çok küçük şeyin iz bıraktığını da hatırlatıyor kitap. Bir küçük araba yolculuğu, bir sıradan hediye, bir bakış, bir kelime. Geri dönüp hatırladıklarımız her zaman büyük şeyler olmuyor işte. Hatta aksine, Proust'un tariflediği gibi istemsiz belleğimizi çalıştırıp bizi geçmişe götürenler genelde çok sıradan şeyler oluyor. Ve onlar pekala çok can yakıcı da olabiliyorlar. Hep diyorum, anne-kız ve baba-oğul ilişkileri üzerine ne kadar düşünsek, analiz etsek, yazsak az kalıyor. Belki doğası gereği anlaşılmaz kalmaya mecbur dinamikler bunlar ve fakat bizi biçimlendiren temel unsurlardan oldukları için de yok sayamıyor, anlayamayışımızla barışamıyoruz. Neyse, güzel bir tanışma oldu. Üstelik de bu en övülen kitaplarından biri değil Fournier'in, diğerlerini daha çok seveceğimi tahmin ediyorum. Göreceğiz.
actingqueen
Kaşif
Fournier'in diğer 2 kitabında (Dul - Nereye Gidiyoruz Baba) farkettiğim duygusal ve bilişsel çalkantı bu kitabında da var. Yazar babasıyla yaşayamadığı hayatı, yarım kalan baba- çocuk arzuları, hatta arzuya bile duyulan özlemi anlatmış ki asıl beni etkileyen de bu oldu. Okurken dili itibarıyla kolay ama anlamak gerçekten çok zor. Babasını suçluyor mu , aklıyor mu ? Bu kısmı benim zihnimde çok berrak değil. Kitabın sonunda kurduğu cümlelerden anladığım kadarıyla suçluyor gibi. Ama yine de emin degilim zira babasının mecburen "öyle" davrandığını da ima ediyor gibi. Neticede babasını seviyor, sevmek için gerekçeler ortaya koyuyor ve sevmekten vazgeçmiyor. Onu hep anlamaya çalışıyor. Yazarın diğer kitaplarından da yola çıkarak çok zor bir hayat içerisinde duygusal ve bilişsel mücadeleye çok erken başladığını ve hayatı boyunca berraklığa ulaşmakta zorlandığını anlıyorum.
Şenol
Kitapkurdu
Bir çocuğun gözünden babasını anlattığı bir kitap. Çok duygulanıp etkilendiğim bir eser. Kısa ama çok güzeldi.
giz~
Kaşif
Okuduğum 3.kitaptı Fournier'den ve ilk kitabından itibaren aldığım okuma hazzı, yazı diline, samimiyetine olan hayranlığım artarak devam ediyor. Babasını kaybeden, yarım kalmışlık hisleri içinde ve benzer travmalara sahip bir evlat olarak yazarın çocuk nahifliğiyle anlattıklarını gözlerim dola dola okudum. Bir solukta bitti kitap ama yutkuna yutkuna...
nuh222
Kitapkurdu
Trajediyi, araya serpiştirdiği mizahi anlatımlarla salya sümük melodrama dönüşmekten kurtaran, özgün bir tarzı var. Anlatılar, küçürek öyküler gibi yoğun, anılar gibi içten, okunası.
S. Ay Güneş
Kaşif
Bir günde okunacak türden diyebileceğimiz, amma ve lakin üzerine çok düşünülmesi gereken bir kitap. Yazarın babası ile olan hatıraları yer yer güldürse de, aslında böyle bir baba ile yaşamak çok yorucu ve ıstırab verici olmalı. Zaten yazar da, annesi ve kendileri icin, böyle olduğunu itiraf ediyor.
Aylin  Aydın
Kitapkurdu
karşıma çok çıkmıştı.takip ettiğim fenomenlerde hep görüyordum. bir günde bitecek bir kitap akışı iyi çerez kitap niyetine
Aylin  Aydın
Kitapkurdu
bir saatte bitirilebilecek bir kitap.okumasanız birşey kaybetmezsiniz. idare eder
SEVDAĞ
Kitapkurdu
iyisi diye bir söz vardır, hiç duydunuz mu? Bunlar başkalarına çok iyi, kendi ailesine ise kötü davranan insan tanımıdır. Ve büyük ihtimal bu insan ya babadır ya da kocadır. Toplum aşığıdır. Allah ıslah etsindir. Karakter henüz oturmadığından, evdekilere kötü davranmanın kendi statüsünü artıracağını düşünen bir zavallıdır. Acınılasıdır. Çocuklarına kötü anılar miras bırakacak bir maskeli tiptir. İşte bu kitap tam da böyle bir babayı anlatır. Çocuk gözünün basitliği ile, yaşanmış koca koca olayları ufacık yapması Jean’ın ayrı bir başarısı ama asıl başarısı, otobiyografik bir eseri böyle yargılamadan anlatabilmesi. Bir çocuğun gözünden kahraman, koruyucu, şakacı ve sorunlu bir imge. Babasını anlatıyor yazar. Okuduğum ilk kitabı #nereyegidiyorubaba gibi sade, içten ve yer yer mizahi bir dil. Bu kitapta klasik bir baba-oğul hesaplaşması yok.
Ümmühan İrem DERTLİ
Bilge
Fournier'in babasını ve babası ile olan ilişkilerini anlattığı otobiyografik bir eser. Yazarın en meşhur kitabı, kısa kısa anılardan oluşan ve tek solukta bitirilebilir bir kitap.
Elif Naz Dursun
yazarın okuduğum ilk kitabi oldu. arkadaşım kuzeyli annem kitabını da önerdi onaa da bir bakıcam. kitap genel olarak belli bir seyirde ilerliyor. çerezlik bi oturuşta bitirilebilecek bir kitap.
Zühre Örnek
Kaşif
Çocuk Fournier'in gözünden baba Fournier... İyi bir doktor, iyi bir dost fakat evde sınıfta kalmış bir baba. Kısa olmasına rağmen etkileyici hisler bırakıyor okurda. "Babamın defnedildiği gün, hava kötüydü. Herkes üzgündü. Özellikle müşterileri. Aralarında birçoğu ağlıyordu. Biz, ailesi ağlamıyorduk. Müşterileri olma şansımız olmamıştı."
lvzn
Kitapkurdu
Bir çocuk için babasının ne kadar değerli olduğunu sade, samimi bir dille anlatmış.
Canan Gengönül
Kaşif
mükemmel bir kitap,tüm eserleri aynı,yormayan ve harika
ayserena
Kitapkurdu
çok etkileyici bir anlatım. kendi babamı çok özledim okurken
DAMLA AYDIN DEMİRAL
Kitapkurdu
Akıcı ve güzel bir kitap. Babası ile arasında geçenleri güzel bir dilde anlatmış.
ipek karatosun
Üstat
Fournier’den okudugum ikinci kitap oldu. Guzel, sade bir dili ve anlatimi var. otobiyografik bir anlati. Bir cocugun gozunden babasinin farkli durum ve halleri yansitilmis. Begendim tavsiye ederim. Cok kolay okunuyor
zeligul
Hezarfen
Okuması keyifli ve dili akıcı. ancak insan yazar ve babasını düşündükçe üzülmeden edemiyor.
mindak
Üstat
Kısa ama çok çarpıcı bir metin. Baba var ama yok gibi. Diger kitapları anlamak için yazarın tüm metinlerinden once bu kitabı okumali.