2Yorum
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
11.05.2026
Tünel
"Yaşamak, gelecekte anılar inşa etmekten başka bir şey değil." Aslen bir nükleer fizikçi olan ancak Tünel, Kahramanlar & Mezarlar ve Karanlıkların Efendisi üçlemesiyle Arjantin edebiyatının meşhur kalemleri arasına girmeyi başaran Ernesto Sabato'nun; Fransızca'ya Albert Camus'nün çabasıyla çevrilen, günümüzün modern klasikleri arasında gösterilen 1948 tarihli romanı Tünel kafamı ziyadesiyle karıştırdı. Döneminin tipik varoluşçu roman unsurlarını taşıyan kitabın arka kapağında "iflah olmaz aşkları, ruh tutulmalarını bilenler için" diye yazıyor. Sahi, aşk mı bu? Anlatıcımız ressam Juan Pablo Castel, sevdiği kadın Maria Iribarne'yi öldürüyor ve biz bunu kitabın ilk cümlesinden öğreniyoruz: Castel kendini bu biçimde tanıttıktan sonra kendisini cinayeti işlemeye götüren süreci anlatmaya başlıyor. Hayatı boyunca hiç anlaşılmadığını düşünerek yaşarken Maria ile tanışması ve kadının onun resminde başkasının görmediği bir detayı görmesi ile beraber anlaşıldığı duygusuna varmasını ve ona aşık olmasını, hemen ardından gelişen ve gerçeklikle ilişkisinin kopmasına sebebiyet veren marazi ruh halini, zihnini kuşatan saplantıları, kuşkuları ve en sonunda da cinayeti. Sabato; anlatıcısının yaptığı şeyi meşrulaştırmaya çalışan bir yerden yazıyor diyemem, ancak yeterli mesafeyi koyuyor mu onunla arasına, anti-kahramanı yeterince anti-kahraman mı, açıkçası emin değilim. 75 sene önce yazılmış bu metne bugünden baktığımda elimde olmadan bir rahatsızlık hissediyorum. Topluma entegre olamamış ve buradan devşirdikleri öfkeyi kadınlara yöneltmiş erkeklerin bugün bir adı bile var (incel), bunlar tekil vakalar değiller ve aşk olduğu iddia edilen hastalıklı saplantılar yüzünden öldürülen kadınların sayısı maalesef ziyadesiyle çok. Edebiyatta politik doğruculuk aramayı doğru bulmasam da, bugün artık neredeyse klişeleşecek ölçüde çok tekrarlanan bir hikâyeyi, anlatıcının kendini izah etme çabasıyla okumak epey ürkütücü oldu. Ben bu kitapta bir aşk değil, bir "tarafsız" mizojini hikâyesi okudum diye hissediyorum. Sabato'nun anlatımı, dili, üslubu nefis, onu eklemeliyim. Nitekim üçlemeyi okumaya devam da edeceğim. Ancak bu temel soru beni çok zorladı. Böyle.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
11.05.2026
Tünel
"Yaşamak, gelecekte anılar inşa etmekten başka bir şey değil." Aslen bir nükleer fizikçi olan ancak Tünel, Kahramanlar & Mezarlar ve Karanlıkların Efendisi üçlemesiyle Arjantin edebiyatının meşhur kalemleri arasına girmeyi başaran Ernesto Sabato'nun; Fransızca'ya Albert Camus'nün çabasıyla çevrilen, günümüzün modern klasikleri arasında gösterilen 1948 tarihli romanı Tünel kafamı ziyadesiyle karıştırdı. Döneminin tipik varoluşçu roman unsurlarını taşıyan kitabın arka kapağında "iflah olmaz aşkları, ruh tutulmalarını bilenler için" diye yazıyor. Sahi, aşk mı bu? Anlatıcımız ressam Juan Pablo Castel, sevdiği kadın Maria Iribarne'yi öldürüyor ve biz bunu kitabın ilk cümlesinden öğreniyoruz: Castel kendini bu biçimde tanıttıktan sonra kendisini cinayeti işlemeye götüren süreci anlatmaya başlıyor. Hayatı boyunca hiç anlaşılmadığını düşünerek yaşarken Maria ile tanışması ve kadının onun resminde başkasının görmediği bir detayı görmesi ile beraber anlaşıldığı duygusuna varmasını ve ona aşık olmasını, hemen ardından gelişen ve gerçeklikle ilişkisinin kopmasına sebebiyet veren marazi ruh halini, zihnini kuşatan saplantıları, kuşkuları ve en sonunda da cinayeti. Sabato; anlatıcısının yaptığı şeyi meşrulaştırmaya çalışan bir yerden yazıyor diyemem, ancak yeterli mesafeyi koyuyor mu onunla arasına, anti-kahramanı yeterince anti-kahraman mı, açıkçası emin değilim. 75 sene önce yazılmış bu metne bugünden baktığımda elimde olmadan bir rahatsızlık hissediyorum. Topluma entegre olamamış ve buradan devşirdikleri öfkeyi kadınlara yöneltmiş erkeklerin bugün bir adı bile var (incel), bunlar tekil vakalar değiller ve aşk olduğu iddia edilen hastalıklı saplantılar yüzünden öldürülen kadınların sayısı maalesef ziyadesiyle çok. Edebiyatta politik doğruculuk aramayı doğru bulmasam da, bugün artık neredeyse klişeleşecek ölçüde çok tekrarlanan bir hikâyeyi, anlatıcının kendini izah etme çabasıyla okumak epey ürkütücü oldu. Ben bu kitapta bir aşk değil, bir "tarafsız" mizojini hikâyesi okudum diye hissediyorum. Sabato'nun anlatımı, dili, üslubu nefis, onu eklemeliyim. Nitekim üçlemeyi okumaya devam da edeceğim. Ancak bu temel soru beni çok zorladı. Böyle.