Eserden hatırladığım bir vakayı yazmak isterim.
Padisah II. Mahmud 1810 yilinda bir gun tebdil-i kiyafet ederek Silahdar Aga ve bazi devlet erkani ile beraber Fatih Camii yakinlarindan gecerken bir ekmek firinindan ekmek alan bir kadinin "Padisahin gozu kor olsun. Bak su ekmege ve bak su ekmegi alincaya kadar cektigimiz sikinti ve zahmete!" dedigini duyar. Padisahin yaninda bulunanlardan birisi kadina "Bak a kadin, padisah neylesin, bu cektiginiz kendi alin yazinizdir. Padisahin tarlasi, okuzu ve cifti yok ki ekip bicip Allah'in kullarina vere. Bunu siz Allah'tan bilin!" der. Kadin biraz daha beddua ederek oradan uzaklasir. Bu durum padisahin cok gucune gider, saraya geldiginde Hirka-i Serif Odasi'nda Cenab-i Rabbu' I-Izzet'e dua ve niyaz edip yalvararak Ummet-i Muhammed'in rahat ve huzuru icin dua eder. Ertesi sabah Silahdar Aga'ya yuz kurus vererek kendisine beddua eden o kadina vermesini emir buyurur. Silahdar Aga ile birkac kisi yine tebdil-i kiyafet ederek o firina gelirler ve kadini sorarlar. Kalabaliktan bir kimse kadini tanidigini, fakat nerede oturdugunu bilemeyip ancak bunu mahalle ekmekcisinin bilebilecegini soyler. Mahalle ekmekcisi onlari kadinin evine goturur. Eve geldiklerinde kadinin o gun o bedduayi edip hanesine vardiginda bir goz agrisinin basladigini ve sabaha kadar iki gozunun kor oldugunu gorurler. Bu durum halkin bazi kesimine muslumanlarin halifesine bedduanin boyle sonuc verecegi bazisina da padisahin veli oldugunu dusundurtmustur.