İnsanın Anlam Arayışı
İnsanın Anlam Arayışı

Kitapyurdu Fiyatı: 179,30TL

Ürüne Git
1292Yorum
İzzet Eroğlu
Kaşif
İnsanı, insan yapan nedir?
“İnsanın Anlam Arayışı”; yaşadığımız ya da gelecekte yaşanılacak durumlara, hayat yolundaki yürüyüşümüzde karşılaşabileceğimiz çeşitli durumlara ışık tutan bir kitap. Kitapta anlatılan olaylar gerçek hayattan kesitlere yönelik şahitliklerdir. Bu şahitlikleri anlatan kitabın yazarı, ağır koşullarda sınanmış bir kişi. Bu nedenle yazarın tecrübesi; soyut değil, somut ve gerçeklere dayalıdır. Dolayısıyla bu kitap, okuyan kişi üzerinde etki bırakıyor. Yazarın kitapta yer alan şu cümlelerine atıf yapmakta yarar var: “Nöroloji ve psikoloji gibi iki alanda çalışan bir profesör olarak, bir insanın biyolojik, ruhsal ve toplumsal koşullara ne ölçüde tabi olduğunun tam anlamıyla farkındayım. Ama ben iki alanda birden profesör oluşumun yanı sıra, dört kamptan -yani toplama kamplarından- sağ çıkmış ve bu nedenle insanın düşünülebilecek en kötü koşullara bile görülmemiş ölçüde direnip göğüs germe yetisine tanıklık etmiş bir insanım.” Kamplar mı? Kampların adı “Auschwitz”. Bu kamplardaki koşullar çok kötü. Ne kadar mı? Kitabı okurken satırlarında bu sorunun açık bir cevabını bulacaksınız. Bununla birlikte kitabı okudukça, kamplardaki ağır koşullarda, hayatla ölüm arasındaki ince çizgiyi de görebilirsiniz. Kitaptan “Oturup Bavyera manzarasına, dikenli tel örgüleriyle çevrili uzaktaki mavi tepelerin çiçeklerle bezeli eteklerine bakıyordum. Özlem yüklü hayaller kuruyordum...” cümlelerini okuduğunuzda, kendi hayallerinize sürüklenip, kurduğunuz hayalleri ve umutlarınızı hatırlayabilirsiniz. Yazarın özgürlüğe kavuştuktan birkaç gün sonrasına ait bir anlatımı ne güzel: “Aklımda tekrarlayıp durduğum tek bir cümle vardı: ‘Daracık hücremden Tanrı’ya yakardım, o da bana özgürlükle yanıt verdi.’” Kitapta; özgürlüğüne kavuşan bir tutuklunun daha fazla ruhsal bakıma ihtiyaç duyduğu hatırlatması önemli bir hatırlatmadır. Kitaptan “Evine dönen tutuklu için, yaşanan onca şeyden çıkarılan onurlu deneyim, çekilen önce acıdan sonra Tanrı’dan başka hiçbir şeyden korkmaması gerektiği yolundaki harika duyguydu.” cümlesini alıntılayarak, kitapta güçlü ifadelerin yer aldığını vurgulamak istiyorum. Kitabı okuyacaklara şimdiden, iyi okumalar diliyorum.
Burcu Keskin
Bilge
“Her kim ki hâlâ yaşıyordur, o halde umutlanmak için bir sebebi vardır.”
Varoluşçu terapinin önemli isimlerinden olan Viktor E. Frankl, “Üçüncü Viyana Psikoterapi Okulu” olarak bilinen logoterapinin kurucusudur. 1945’te yazdığı bu eseri isimsiz olarak yayımlamaya karar verse de, yeterli ilgiyi göremeyeceğinden dolayı arkadaşlarının da etkisiyle adını yazmaya karar verir. "İnsanın Anlam Arayışı" üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm aslında yazarın otobiyografik öyküsüdür. II. Dünya savaşı sırasında Auschwitz’te kendisinin de içinde bulunduğu Nazi toplama kamplarında yaşananları bir psikoterapist olarak insanlara aktarıyor. Viktor E. Frankl kız kardeşi hariç tüm ailesini kaybettiği bu kamplardaki yaşamı gözler önüne seriyor. Aslında, ilk bölüm kısaca ‘Toplama kampında tutsak olan bir insan için hayat nasıldır?’ sorusuna cevap veriyor. İlk bölümü okuyan kişiler, yaşama devam edenlerin bunu nasıl başardığını merak edecektir. Bu sebeple, ikinci bölümde bir psikoterapist olarak kamplarda yaşayan ve hayatta kalmayı başaran yazarın, kendisi de dahil insanların bunu nasıl başardığını bilimsel açıklamasıyla görüyoruz. İşte bu bölümde logoterapiye göre hayatın anlamını nasıl keşfedebileceğimizi anlatıyor. En kötü şartlarda bile hayatta kalmayı başaranların örneklerini veriyor. Üçüncü bölüm 'Trajik İyimserlik Lehine' adlı bölümdür. Yazar burada acı, suçluluk ve ölüm üçlüsüne rağmen hayata evet diyebilmenin nasıl mümkün olduğunu açıklıyor. Kitaba ayrıntılı bakacak olursak, büyük bir bölümünü birinci bölümdeki yazarın toplama kamplarındaki tutsaklığı sırasında yaşadıkları oluşturuyor. Her ne kadar kendi tutsaklığı halinde etkili gözlem yapabilmiş midir diye düşünülse de, yaşanan şeyleri dışarıdan bir insanın yeterince anlaması mümkün olamayacağından dolayı kendisi anlatmayı uygun bulmuş. İlk bölüm, çoğunluk gibi beni de daha çok etkilediği için üzerinde durmak istiyorum. Yazar, kamp süresini üç evreye ayırıyor: Getirilişinin ardından başlayan evre, kamp rutinine uyum sağladığı evre, özgürleşmenin ardından gelen evre. Kampa getiriliş evresinde SS güçlerinin etkisi görülüyor. Tutsakların isimleriyle değil de numaralarıyla çağırılması, kuvvetlerine göre sınıflandırılması, güçsüz olanların ölüm fermanının verilmesini görüyoruz. Binlerce insanın ancak yüzlerce insanın sığacağı yerlere konulması, tuğlalar üzerinde birbirine sarılan insanların ağır şartlarda çok az bir beslenmeyle hayatta kalma çabalarını okuyoruz. Özellikle başlarındaki görevli gardiyanların sadistlerden seçilmesi, onların en küçük merhametlerine bile muhtaç olmaları, insanın insana verebileceği zararı göstermesi açısından önemliydi. İlginç olan şeylerden biri ise, tutsağın ne tür bir insana dönüştüğü kamp etkisinden ziyade içsel bir kararın sonucu olduğudur. “İnsan onuru toplama kamplarında bile korunabilir.” (s.77) Tabi ki yazarın itirafına göre çok az insan bunu başarabildi. Ancak, hayatın anlamını kavramak için tek bir örneğin bile yeterli olduğunu düşünmektedir. Tutsakları ölüme sürükleyen, yıkıcı etki yapan şeylerden biri de, aslında tutsaklığın ne kadar süreceğini bilmemeleri hatta sınırsız olmasaydı. Bu durum onları geleceksiz ve hedefsiz hale getirmekteydi. “Zamansal olarak tutsaklık süresinin sınırsızlığı, mekânsal olaraksa hapsedilen yerlerin dar sınırları” durumu anlatan güzel bir vurgudur. Verilen örneklere bakılırsa, tutsakların kurtulacağını düşündüğü zamanlarda istedikleri sonuca ulaşamamaları da ölüm oranlarını arttırıyor. Şartların zorluğu ölüm oranının artmasını açıklamada yeterli olmadığı gibi hayal kırıklığının da bu durumu etkilediğini görüyoruz. Günümüzde insanların birçoğu araştırmalara göre hayatında anlam arayışı içinde. Ancak, hayatın anlamını ilişkin sorunun cevabı logoterapiye göre herkeste aynı değildir. Tutsaklara bakıldığında onları hayata bağlayan şey kimisinde aile, çocuk olabilirken kimisinde yarım kalmış çalışmalar olabiliyordu. (Yazarı hayata bağlayan şeylerden biri de yarım kalmış çalışmasıydı.) Tutsaklığın son evresi yani özgürlüğe kavuşma evresiydi. Kamplardan serbest bırakılmış olsalar bile kendilerini dünyaya ait hissetmiyorlardı. Hayattan keyif almayı bile yeniden öğrenmeleri gerekiyordu. Beni etkileyen yerlerden biri de, umudunu yitirmeyip hayatta kalmayı başaranların eski yaşamlarına döndüklerinde yaşadığı hayal kırıklığıydı. Hiçbir şey bıraktıkları gibi değildi. Istırabın bittiğini düşünen tutsaklar artık ıstırabın sınırı olmadığını öğrenmişlerdi. "İnsanın Anlam Arayışı" hayatın anlamını keşfetmek ve logoterapiyle ilgili başlangıç aşamasında okuma yapmak isteyenler için iyi bir kitap olabilir. Nietzsche’den bir alıntıyla yorumumu bitirebilirim. “Yaşamak için bir nedeni olan insan her türlü nasıla katlanabilir.” Herkese iyi okumalar.
zafer saraç
Hezarfen
İnsanın doğası gereği anlam arayışı içinde bulunduğu söylemek pek de abes değildir.Bu arayışın doğal şartlarla ortaya çıkmadığını ise Frankl’ın eserinden anlaşılabilir.Fakat Frankl okunduktan sonra ayrı bir düşünce daha insanın aklında zuhur eder:İnsanın anlama giden yolda hedefine ulaşması için ruhunda tetiklenmeyi bekleyen bir yön vardır. İşte müellifi dört toplama kampından sağ çıkaran o müthiş itki yazar tarafından paylaşılmasıyla insanın içinde bir şeyler hareketlenir. İnsanın tümden çaresiz olmadığına dair yeni yeni keşiflerin önünün açılması ise öyle pek de zor değildir.Zira Frankl tarafından sunulan Nöropsikiyatrik analizler, yaşantılar ve vaka örnekleri müzmin denilebilecek sorunların çok kolay çözümlendiğini kanıtlar. Kendini deney masasına yatırarak tezini şekillendiren, teorisini psikiyatri disiplininde ekol haline getiren yazar muhakkak okunmalı… Üstelik hem avama hem de akademiye yönelen anlatım gücü yabana atılmayacak kadar şık… Hayat anlamsız olmayacak kadar manidar
thücresi
Kitapkurdu
hayatın anlamı… V.Frankl evini, ailesini, eşini, her gün beraber yemek yediği yoldaşını kaybetmiş, işkencenin, ıstırabın her türlüsünü tatmış bir psikiyatri doktoru… ölüm sadece bir adım ötesinde ve anlamsız bir emirle ne için öldüğünü bilmeyecek bir yerde; Nazi Kampında… Tüm bunlara rağmen hayata nasıl tutunduğunu tecrübelerine ve mesleki bilgisine dayandırarak anlatmış. Bir de ekol geliştirmiş, Logoterapi… Zihni karman çorman yapmadan son derece basit ve sade şekilde problem tespiti yapmış ve çözümlerini logoterapiyi esas alarak sunmuş. Bu basitlik ve sadelik kitabın değerini yüceltmiş. Ve kitapta psikanalizin handikapları da eleştirilmiş. Ve bu eleştiriler günümüzdeki psikanalistlerin yorumları ile bunalanlara nefes olabilecek nitelikte… Kısa ama son derece etkili, dili anlaşılır samimi bir eser…
micahı vuran mermi
Kitapkurdu
Bir çırpıda okuyabileceğiniz bir kitap, kamptaki deneyimleri her şeye rağmen hayata tutunması gerçekten insanı şaşırtıyor ve düşündürüyor fakat üzerine düşünmek gerekli özellikle bazı cümlelerden sonra uzun aralar vererek bitirmenizi öneririm. Mesela düşünerek okursanız kamptan çıktıktan sonra viktorun arkadaşlarının çok zor şeyler yaşadıkları için bir çiftçinin ekinlerini ezmeyi kendine hak gördüklerini göreceksiniz, bunun gibi detayları yakalamak için derin okuma yapmanızı şiddetle öneririm. Logoterapiye benim gibi önyargıyla bakanlar için de faydalı olacağını düşüyorum. varoluşsal boşluk kavramı ve dahası bundan haberi olmayan bünyeler için güzel bir başlangıç olabilir. "insanı en çok yaralayan şey (ki bu hem yetişkinler hem de cezalandırılan çocuklar için geçerlidir) fiziksel acı değil, haksızlığın, mantıksızlığın verdiği ruhsal ıstıraptır. "
Akın Algün
Dönemi yaşayan gerçek bir kişiden dinlemek neler yaşandığını daha iyi gözler önüne seriyor. Zorluklarla dolu bir dönemden geleceğe umutla bakmak, yaşamak, kaybedilen tüm değerleri bir gün tekrar kazanmak… Tabi ki tüm zorluklara rağmen yazarımız dönemin şanslı sayılabilecek kişilerindenmiş. O dönem için bu bile şans sayılabilecek nitelikteydi çünkü. Bir çok insan daha kötü acılara ve şiddete maruz kaldı. Bir çoğu da geleceği bir daha göremedi. Döneme ışık tutan güzel bir eser olduğu için okunmasını tavsiye ederim.
Arzu BİRGİN
Üstat
Nazi kampından sağ çıkmayı başaran bir psikiyatr tarafından yazılmış insanın anlam arayışına ışık tutan bir kitap.
ozsa
Üstat
Yazarın 1. Dünya Savaşı esnasında toplama kampında yaşadıklarını ve oradan sağ kurtulmasına yardımcı olan hayata bakış açısını yani hayattaki insanın anlamını yazdığı bir kitap. Yazar bu kitapta insanın zor durumlarda hatta çok zor durumlarda ilk başta şok etkisi yaşadığını ama bu şartlara bile zamanla uyum sağlayabildiğini, hayaller ve sevgi ile hayatta kalabileceğini kendi dilinden anlatmış. İşin garip tarafı kamptaki insanların özgürlüğün hayalini bu kadar kurmalarına rağmen asıl özgür kaldıktan sonra kampta yaşadıkları onca şeyin buna değer olup olmadığını sorgulamaları ve asıl o zaman travma yaşamaları. Güzel kitaptı
zynpyçdnz
Kitapkurdu
Altını çizerek okuduğum, tekrar mı okusam dediğim kitaplardan tavsiye ederim.
Hande Ergun
Kitapkurdu
kitabın en çarpıcı kırılma noktası insanın "en son özgürlüğü" kavramı. Dış koşullar bizi ne kadar esir ederse etsin elimizden alınamayacak tek bir şey vardır: Koşullara karşı kendi tavrını seçmek. En acımasız anlarda bile ekmeğini bir başkasıyla paylaşan tutsaklar insanın çevre faktörlerinin pasif bir oyuncağı olmadığının en büyük kanıtıdır. İnsan, kaderine karşı duruşunu kendi inşa eden varlıktır. Görünürde tehlikesiz ama derin bir "varoluşsal boşluğun" yaşandığı modern çağda bu metin, bir trajedinin anatomisi olmanın çok ötesinde. Yaşamın sorularına sorumluluk alarak yanıt vermemizi hatırlatan, felsefi derinliği ve berrak gözlem gücüyle bbir rehber niteliğinde...
mavi12356
Kitapkurdu
Bir otobiyografi olan bu eserde yaşamın anlamını bulmanın insan için yaşanılabilir bir süreç olduğunu ifade ediyor. İnsanın zor zamanlarda turunduğu o anlam veya sevginin yaşama azmini arttırdığını görüyoruz. Acımızın da , mutluluğumuzun da bir anlamı var. Bizler acımızda bir anlam bulduğumuzda ‘acı’ acı olmaktan çıkar. Genç veya yaşlı bir hedefe, bir amaca tutunmalıyız ki yaşamdaki anlamı da görebilelim. Ayrıca eserde yazar umudun her daim diri tutulmasını, eylemlerimizde anlamı keşfetmeyi ve sorumluluk bilinciyle yaşamamız gerektiğini söylüyor.
Arife URAN
Kitapkurdu
Okurken hem kitabın içinde hem de kendi düşüncelerinde kayboldum o kadar iyi bir kitap ki nerdeyse her sayfada altını çizeceğim sözler vardı beni etkileyen
Okur_Düşünür_Yazar
Kaşif
muhteşem bir kitap kaç arkadaşa okuttum sayamam ufuk açıcı
alper_25m
Kitapkurdu
Genel yorumların aksine ben de açıkçası öyle woow diyebileceğim bir etki uyandırmadı. İnsan elbette başına gelen her olaydan bir ders alması gerek yazar da bunları derlemiş eserde. Lakin eserde yahudilerle igili iki şey dikkatimi çekti: tamamen çökmüş, fiziksel olarak tükenmiş, umudunu kaybetmiş ve artık çalışamayacak durumda olan esirlere müslüman diyorlar kendi aralarında, bakın kendilerine bu zülmü yapanlar naziler yani hristiyanlar, normalde onları aşağılamaları gerekirken müslüman ifadesi o durumdayken bile zihin dünyalarında ne kadar iğrenç bi yere sahip ki kötü durumda olan esirlere bu yakıştırmayı yapıyorlar. Diğer dikkatimi çeken şey; bu adamlar kampa girerken insandı ama çıktıkları zaman büyük çoğunluğu artık insan olmaktan çıkmıştı. Yazar da buna işaret ediyor, adamlar zulüm göre göre artık insanlıklarını kaybetmiş her şeyi mübah gören kafaya gelmişler. Bu durum bence Filistin de bebeklerin katledilmesini çok iyi açıklıyor.
engin gokay
Kitapkurdu
Frankl’ın kitabı, suçsuz tutsaklıkta anlam bulmayı anlatır. Güç istencinin nelere mal olabileceğini ve bazılarının bunu nasıl bastırdığını gösterir. Cehennemde bile olsanız zihniniz, bir anlam yüklerseniz sizi cennete götürebilir. Cennette yaşarken varoluşsal boşluktaysanız, zihninizdeki delik size cehennemi yaşatır. Varoluşsal boşluktaki insanların bir yönelimi cinselliktir ve libido şaha kalkar. Burada aslında seks bağımlılığından bahseder. Seks, madde, alkol, sigara gibi bütün bağımlılıklar, boşluğa düştüğümüzde oluşan haz arayışından kaynaklanır. Buna kolektif nevroz der ve Freud’u yerinde eleştirir. Kısaca, varoluşsal boşluğa düştüğünüzde bunu kapatmak için yanlış şeyler denersiniz. Yanlışlar arttıkça aksini düşünemez ve bunlara yüce anlamlar katarsınız. "Modernim, özgürüm" gibi savunmalar aslında iradesizlikle başa çıkamama durumudur. Kişi yetersiz hissettiğinde beyin kendisiyle yüzleşmeyi engellemek için kibri kullanır. Beyin utançla başa çıkamadığında her zaman kibri yaratır.
Batuhan Balaban
Bilge
İnancın varlığını ve hayatımızda kapladığı yeri derinlemesine, aynı zamanda akıcı bir dille inceleyen bu kitap, çok değerli noktalara değiniyor. İnsanın tıpkı su, besin ve uyku gibi tartışılmaz ihtiyaçlarının gizli bir eşlikçisi olan inanç; diğer tüm ihtiyaçların yokluğunda bile bizi ileriye taşımayı sağlayan bir ışıktır. Bu ışık, en karanlık anlarda bile bizlere dayanma gücü verir ve yolumuzu aydınlatır. Yazar, İkinci Dünya Savaşı'nda çok ağır şartlar altında kaldığı toplama kamplarındaki yaşantılarını da aktararak bu felsefeyi somut ve etkileyici bir biçimde gözler önüne serer. İnsanın bedeninin ve aklının katlanamayacağı zorluklar altında bile anlam arayışının nasıl bir güç taşıdığını, var olmaya devam edebildiğini ve bu anlamı yitirdiğinde kişinin nasıl yok olduğunu vurucu örneklerle anlatır. Üşüyen insan, karanlığın ortasında bir ateş yakar ve etrafında toplanır. Sanıyorum ki hayat bir karanlık, yaktığımız ateş ise anlamdır.
ikosi
Kitapkurdu
Siz bitti demeden hayatta hiçbir şey bitmez. Yazar; umudun, beklentinin ve sabrın karamsarlıktan kurtulup aydınlığa ulaşmanın resmini çiziyor adeta.
TÜLAY DAVULCU
Kitapkurdu
Büyük bir heyecanla okuduğum ve bir Aile Danışmanı olarak birçok danışanıma tavsiye ettiğim mükemmel bir eser
Trueee
Kaşif
Anlam arayışında olanlara.. çok derin mesajlar sunan bir kitap
birol uzuner
Kaşif
Frankl’ın "İnsanın Anlam Arayışı" eserinde savunduğu, insanın bir makine olmadığı ve her şartta seçim özgürlüğüne sahip olduğu fikri, kendi anlattığı örneklerle temelden çelişiyor. Yazar, içsel özgürlükten bahsederken aynı zamanda açlıktan ölmek üzere olan birinin arkadaşının cesedine basarak ekmek sırasına girmesini veya gardiyanların şiddeti normalleştirip duygusuzlaşmasını anlatıyor; bu sahneler aslında insanın dış etkiler karşısında nasıl tamamen mekanik bir "nesneye" dönüştüğünün en somut kanıtıdır. Hayatın bu denli vahşi ve biyolojik gerçekleri ortadayken, her şeyi "bir amaç bul, düzelirsin" sığlığına indirgeyen didaktik üslup, gerçek bir felsefi derinlikten ziyade hayatta kalanların kendini kandırdığı pembe bir teselliden ibaret kalıyor.