Çöplüğün Generali
Çöplüğün Generali

Kitapyurdu Fiyatı: 265,20TL

33Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Çöplüğün Generali
Oya Baydar'a başlamak için yanlış bir tercih sanırım. Bir yazarı okumaya başlamadan önce bütün kitaplarını toplamaya çalışıyorum, çok seversem diğer kitapları da elimde olsun. Çöplüğün Generali'ni edinince eksik kalmadı ama dediğim gibi, yanlış bir tercih. Pek başarılı bulamadım. Dönem romanı olduğu her sayfasında hissediliyor ve anlatıyı açan, açmaya çalışan da diyebiliriz, yöntemler başarısız. Şu haliyle haber derlemesi gibi bir özelliği var. Anlattığı mevzu gerçekten önemli tabii, her gün attığımız çığlıkların duyulması gerekiyor, orası tamam ama benzer bir yarayı ele alan, yazarlığını pek sevmediğim Emrah Serbes'in Üst Kattaki Terörist nam, bu romanın otuzda biri hacmindeki öyküsünde çok daha derin bir dünya yaratılıyor, dört dörtlük. Bunun anlatım biçimine bir tık daha özen gösterilseymiş keşke. Zannediyorum ki bu gömdüğüm ikinci kitap olacak, zira edebiyatımıza değer katacak pek bir şey bulamadım. Roman içinde roman; ilk bölümde birbiriyle bağlantılı birçok insanın yaşadığı facialara hiçbirimiz yabancı değiliz. Ergenekon olaylarına benzeyen hadiseler büyük çaplı bir distopya yaratıyor; topraktan çıkan silahlar, bombalar, mermiler birçok insanın hayatını altüst ediyor. Alt sınıfın bin bir çile çeken insanı, devletin çarklarıyla da boğuşuyor bu yüzden. Bir anda ortadan kaybolan oğlunu arayan annenin yaşadıkları çok acı mesela, oğlan fabrikada işe giriyor ve ne yaşadıysa psikolojisi bozulunca çıkıyor oradan, sonra fabrikadan arkadaşları dediği tipler gelip alıyorlar bunu. Gerisi bilinmiyor. Anne fabrikanın arkasında bir çukurun başında soğuktan donuyor, çöp kamyonuna atıyorlar. Ağır bir gerçekçilik. ASELSAN'da çalışan mühendislerin intiharı birçok soru işareti taşıyor hâlâ, buna paralel. Bombalar... Çöp toplayan çocukların kopan uzuvları, kodaman ailelerde yetişen çocukların ölümü, hepsi bir. Terör sınıf ayrımı yapmadan herkesi vuruyor, bu mesaj da güzel. Depolar silahlarla doluyor, devletin üst kademelerinde dönen katakulliler sivillerin başına bela oluyor ister istemez. Bütün bunlar o dönemde yaşayan bir yazar tarafından kaleme alınıyor, bölüm bölüm. Her bölümde ayrı bir trajedi var, yazar her bölümden sonra öz eleştiri yapıyor ve yazdıklarını inceliyor. Bu fikir enteresan olsa da yeni değil, yine de yaratım sürecini irdelediğinden dikkat çekici. İkinci ana bölümde bir psikolog, bir gazeteci ve bir jeolog var. Tabii bu anlatılan trajedilerin üzerinden yıllar geçmiş, yaklaşık 70 yıl kadar. Her şey unutulmuş, o döneme dair pek bir belge yok, insanlar bu silahların çiçek gibi açtığı bölgedeki deprem süslü patlamayı -kanıt bırakmama operasyonu- unutmuş. Psikolog kardeşimiz katılacağı bir konferansa gitmek üzere hava alanına doğru yol alırken kayboluyor ve etrafı tellerle çevrili bir bölgeye geliyor. Bir şeylerden işkillenip arkadaşlarına mevzuyu anlatıyor ve oranın haritalarda dahi yer almadığı anlaşılıyor. Her yerden, hafızalardan bile silinmiş bir alan. O bölgeye gidiyorlar, psikolog bir siluet görüyor uzaklardan. Oraya tek başına gittiğinde siluetin general üniformalı yaşlı bir adam olduğu ortaya çıkıyor, ilk bölümde kolunu kaybeden çöp toplayıcısı. Parçalı roman bu çöpçü amcada, metnin psikoloğa ulaşmasını sağladıktan sonra adamı alanın ortasına dek götürüyor. Unutmamış, unutmayacak bir topluluk yaşıyor o bölgede, toplumsal hafıza kaybına uğramamış insanlar. Üfürükten bir son: Psikologta vertigo var, adam uçurumun kenarında başı döndüğünden düşüyor gibi oluyor, orada bitiyor metin. Düşüyordur herhalde. Kabaca böyle. Benim mantığıma uymayan bir iki şey var, onları anlatıp bitireceğim. İkinci bölümde teknoloji çok ilerlemiş tabii, 70 yıllık bir aradan bahsediyoruz. Psikologun ele geçirdiği ilk metindeki kelimelerin artık pek kullanılmadığından, dilin eskidiğinden bahsediliyor. 70 yıl böyle bir şey için az bir süre ki bizim üç kafadarın konuşurken kullandıkları kelimeler açıkçası 70 yıl öncesinin kelimelerinden pek farklı değil. Toplumsal hafıza kaybı dedik, tamam. Çatısı pek iyi kurulmadığı halde -Üç Maymun Virüsü diye bir nane üretilmiş, H2M3 virüsü, bu unutturmuş olayları ama virüsün hangi şartlar altında nasıl yaratıldığı tam bir muamma, alegorik bir hadise olarak görsek de metnin gerçekçiliğinin yanında sırıtıyor bu alegori- olabilir dedik, geçtik. Dili de unuttursa o zaman diyaloglar neden sırıtmıyor? Buradan açık verildi. İkincisini zaten anlatmış oldum, virüs muhabbeti. Çok havada. Distopik roman olarak edebiyatımız açısından önemli, denenmiş en azından. Konusu da mühim, unutursak yüreğimiz kurusun. Onun dışında çok bir beklentiyle yaklaşmamak lazım. Okuduğunuza pişman olmazsınız ama daha iyi bir kitap olduğunu düşünüyorsanız elinizde, onu değerlendirin derim.
HacerSC
Kaşif
"Gördüklerini görmezden gelmek bu toplumda erdem sayılan bir alışkanlık" Adı olmayan bir ülkede bilinmeyen bir zamanda meydana gelen patlamalar etrafta bulunan silahlar ve mermiler... Bu durum yazarın dikkatini çeker ve farkındalığı arttırmak adına bu konu üzerinde kitap yazmaya başlar. Ancak kitabını sonlandıramadan ortadan kaybolur. Kitabın ortasına kadar aynı karakteri ikinci kez okumuyoruz. Hatta sonra o karakterlerden bir daha bahsedilmiyor bile. Ve karakterler bize isimleriyle değil meslekleriyle uğraşlarıyla veriliyor. Ahmet değil de yazar, Ayşe değil de doktor gibi. Yazarın Notu kısımlarında verilen sosyal mesajlar ve karakterlere dair düşünceler ile aslında yazar bazı sonuçları biz okuyuculara bırakıyor.  16 yıl önce yazılmış yarı ütopik bu kitabı okurken şimdiki zamanla arasında benzerlikler bulunması insanı oldukça ürkütüyor.
Kayardı huzur
Kitapkurdu
bir dönemi ilginç bağlantılar keyifli anlatımlar düşündüren sorgulayan bir eser
Lawyer-65
Kitapkurdu
Sosyal bir gerçekliği güzel bir anlatıyla okura sunmuş yazar. Oya BAYDAR, okunması gereken bir yazar.
Silan Gokmen
Kitapkurdu
Günümüzü anlatabilen tamamen bir Oya haydar klasiği
Canan Gengönül
Kaşif
Mükemmel bir kitap okudum
manesov
Kitapkurdu
çok çok başarılı bir anlatı. okunması gereken bir roman.
meriyen
Kitabı gerçekten çok beğendim olumsuz eleştirenler haksızlık etmiş.
aural
Kitabın yarısına kadar pek anlamlandıramadan gelmiş olsam da devamı akıcıydı. Doğrusu çok keyif alamadım.
Hakan Düzenli
Kitapkurdu
İnanılmaz bir tarzda yazılmış,son bölümlerinde neredeyse hikaye distopyaya dönüşüyor. Komplo teorilerine inanmam ama bu hikaye bana oldukça inandırıcı geldi.
Yürek Çağrısı
Roman hayali bir ülkede geçiyor ama Oya Baydar; "hayal sana diyorum Türkiye sen anla" demiş... Bu kadar yeterli sanırım.
e_c
Kitapkurdu
Oya Baydar'ı bu kitabıyla tanıdım ve beğenerek okudum.
Abdullah Yılmaz
Basit ama çarpıcı gelecekte geçmiş Türkiye sini yaşıyorsunuz ve bu kadar tesadüf ölümü dedirtiyor
Kayberos
Kitapkurdu
Kitabın olayları gelecekte geçmesine rağmen günümüzdeki sorunların hala yaşanması ilginç bir tespit olmuş bence. Ayrıca kitaptaki hiçbir karakterin isminin olmaması da kitabı farklı kılan bir diğer özellik. Yani karakterleri "hoca, müsteşar, doktor hanım, genç öğretmen" gibi adlandırmış. Beğeneni kadar beğenmeyeni de olan bu kitabı okuma grubumuzda okumak için almıştık. Kitapta gömülen silahlardan, saklanan bombalardan, çöpteki mermilerden bahsediyor. Ve bu bize çok tanıdık gelebilir. Olumlu olumsuz yorumlara aldırmayın. Alın, okuyun ve sonra beğenin ya da beğenmeyin. :)
shabbule
<br />Okumaya başladığımda bir sürü soru işareti vardı kafamda .Sonra taşlar yerine oturdu.Anlamlandıramadığım bir sürü şey cevabını buldu.Ve roman gittikçe sürükleyici bir hal aldı.(Romandaki ülke nedense hiç yabancı gelmiyor) Bundan daha iyi bir eleştiri romanı olamazdı.Romanın kurgusu gerçekten olağanüstü.Ve yazarın notları da ayrı bir hava katıyor kitaba.Kısacası iyi ki okumuşum diyorum...
im.selinkoc
Oya Baydar vermek istediği mesajı gayet açık dile getirmiş.. Ancak kitabın yazar notlarından oluşan ilk kısmında bir süre sonra çok tekrara gidildiğini ve hep aynı cümlelerle eleştiri getirildiği dikkatimi çekti.. Bu durum bir süre sonra okuyucuyu sıkmaya başlıyo.. Ancak tam sıkılmaya başlanan noktada konu toparlanıyor ve son 100 ile güzel bir finale gidiyor.. Bu çok tanıdık çöplük insanları , insana hüzün veriyor..
m3sut
Kitap küçük küçük hikaye tarzı bölümlerden oluşuyor. Bu bölümler en sonunda birbirine bağlanıyor. Kitabın kurgusu ne kadar basit olsa da ilginç bir teknik ile yazıldığından dolayı okumaya değer diye düşünüyorum.
ramk
Yakın tarihte bulunduğumuz coğrafyada çöplerde, denizde gerçekten patlayıcalar, mühimmatlar bulunduğunu, askeri teknoloji üreten şirketlerin mühendislerinin birden intihar ettiğini, (?) güneydoğuda çocukların elinde top mermilerinin patladığını düşünüdüğümüzde aslında pek te kurgusal veya ironik bir roman sayılmaz. Küçük hikayelerin bağlandığı ortrak sonuçta son derece orjinal olmuş. bence mutlaka OKUNMALI.
alatris
olaylar çok basit kurgulanmış, kitabı okurken bu kadar tesadüf olur mu diyosunuz.
mustafaars
Muazzam ölçüde sürükleyici bir kitap. Bir akademisyenin, konferansa giderken yanlış yola sapmasıyla başlayan olaylar, hikayeye arkadaşlarının da dahil olmasıyla oldukça çekici bir hal alıyor... Bölümler okurken birbirinden alakasız gibi görünse de, aralarındaki bağı kurduğunda yazara hayran kalacaksınız. Sağda solda patlayan bombalar ise size oldukça tanıdık gelecek. Ayrıca kitabı bitirdiğinizde "toplumsal bilinç" üzerine de fikir sahibi olacaksınız... Mutlaka okumanızı öneririm.
1 2