1984
1984

Kitapyurdu Fiyatı: 141,38TL

Ürüne Git
8377Yorum
İzzet Eroğlu
Kaşif
Kuşatılan İnsanlık
George Orwell’in II. Dünya Savaşı sonrası yazdığı ve elli yıl sonrasının resmedildiği bir distopya ile karşı karşıyayız. Esasında eserdeki çoğu unsur günümüzde distopya olarak da kalmamış modern devletlerin yönetme aygıtına dönüşmüş durumda. Geçmişte başta kölelik olmak üzere çeşitli şekillerde insan bedenine hükmedilirken şimdi insana hükmetme sadece insan bedeniyle sınırlı kalmamakta aynı zamanda insan zihnine de hükmedilmektedir. İnsanlar artık kendilerini özgür olarak görerek gönüllü köleliğe razı olmaktadır. Gelişmiş iletişim araçlarıyla insanlara zihinsel olarak da hükmedilmektedir. Belki de insan, günümüzde geçmişle mukayese bile edilemeyecek ölçüde bedenî ve zihnî köleliğe maruz kalmaktadır, hem de kendisinin ulusal ve uluslararası insan haklarına dair belgelerle teminat altına alınan hak ve özgürlüklere de sahip olduğunu düşünerek. Eser, insanın tüm eylemlerinin takip ve kontrol edildiği bir modern devletin eleştirisi niteliğinde. İnsanlar; yaşam tarzlarından, kullanacağı kelimelere ve cümlelere kadar her yandan kuşatılmış hâlde, adeta kapana sıkıştırılmış fare misali. Hayvanlar üzerinden insan üzerinde kurulan hâkimiyeti ele alacak olursak insanın ne kadar zavallı bir konuma düşmüş olduğunu göreceğiz. Bir çiftlikteki inekleri ele alalım. Bedenlerine hükmediliyor olsa da dillerinden anlamadığımızdan ne düşündüklerini ve ne konuştuklarını bilemiyoruz. İnsanlar üzerindeki tahakkümü ele aldığımızda çiftlikteki hayvanların belki de daha iyi konumda olduğunu söyleyebiliriz. İnsanların neyi, nasıl ve hangi kelimelerle, cümlelerle düşüneceği bir merkez tarafından dikte edilmektedir. İnsanlığın karşı karşıya kaldığı bu durum, aşk dâhil hiçbir şeyin masumiyetinin kalmadığı yeni, gelişmiş araçlarla teçhiz edilmiş ve gönüllü modern kölelik düzeni. İnsanlığın belki de ilk defa maruz kaldığı geniş çaplı bu modern kölelik düzeni, eserde özellikle vurgulandığı üzere kelimeler üzerinden insan zihnine ve düşüncesine hakim olma anlayışına dayalıdır. Bu bağlamda anlatılanlar ise tarihin yeniden inşası ve yazımı, yalanın hakikat olarak kabulü, kelime dağarcığı gittikçe azalan bir dilin empoze edilmesi, farklı düşüncenin ve farklı düşünmeye giden yol ve araçların kullanılmaz hâle getirilmesi vb. Eserde, dil ve kelime üzerinden insan düşüncesine tahakküm etkileyici bir şekilde ele alınmaktadır. Bu tahakkümün boyutu da insanın kullanabileceği dil ve kelimeler üzerinden düşünebileceği alan, düşünce suçunun imkânsız olduğu bir durum olarak nitelendirilmektedir. İnsanın konuşması ile ördeğin vakvaklaması arasında kurulan bağlantı da modern otoriter devlette insan konuşmasının neye münhasır kılınması gerektiğinin bariz bir göstergesidir. Dille ilgili öngörüler eserde kısmen müsamahalı şekilde ele alınmıştır denebilir. 1984’te yapılan konuşmaların 2050’de anlaşılamayacağı öngörüsünde bulunulmaktadır. Bundan daha hızlı değişimlerin yaşandığı toplumlarda zihnin maruz kaldığı durum tahminleri zorlamaktadır. Otoriter modern sistemlere özgü olarak belirtilen özellikler dikkati çekmektedir. Piyangoda sadece küçük meblağların ödenmesi ancak büyük meblağları kazananların mevcut olmaması çarpıcı bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Dahası toplumda korkuyu hakim kılmak için Londra’nın yabancı güçler tarafından değil, bizzat devletin kendisi tarafından bombalanması da modern devlet zihniyetinin gelmiş olduğu aşama bakımından devletin yapabilecekleri arasında sınır tanımayacağının açık bir göstergesidir. Savaşın amacı yeni yerler ele geçirmek değildir. Savaş, sosyal yapıyı korumanın bir aracıdır. Devlete itaat de yeterli değildir. Devlet, vatandaşının acı çekmeden itaatli kalacağına da güvenmemektedir. Eser; dört bir yandan kuşatılmış bireyin etrafındaki tahakküm araçlarını görmesi, yaşadığı olayları farklı açılardan yorumlayabilmesi ve hayatında anlamlı olacak şeyleri sorgulayabilmesi ve benimseyebilmesi için fevkalade bir önemi haizdir.
mlatifastan
Mutlaka okunması gereken kitaplardan
George Orwell'i uzunca bir süredir okumak istiyordum. Yakın çevremden daima olumlu geri dönüşler alıyordum, sosyal medyada yazarın kitaplarıyla ilgili alıntılar okuyordum ve artık daha fazla ertelemeden okumaya karar verdim. Kitabın birinci ve ikinci bölümlerini çok beğendim ve bir çırpıda okudum. Kendimi bir anda yazarın betimlediği dünyanın içinde buldum. Bazı bölümleri günümüze de oldukça benziyordu. Büyük Birader'in gözü sanki benim üzerimdeydi. Karakterin heyecanlarına, yakalanma korkusuna adeta ben de eşlik ediyordum. Özellikle ikinci bölümde kız arkadaşıyla buluştuğu kısımları çok beğendim. Ancak üçüncü bölümde aynı heyecanı duyamadım. Biraz daha karamsar ve umudun kaybolduğu bir bölüm gibi geldi. Buna rağmen final sahnesini beğendim. Kitabı bir bütün olarak değerlendirirsem, her insanın hayatında en az bir kez okuması gereken kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Sadece yazıldığı dönemde değil gelecek dönemlerde de etkisini sürdürecek bir eser. Siz de benim gibi bir süredir kitabı okumak istiyor, ancak başlayamıyorsanız, bu pandemi dönemi tam sırası. İyi okumalar...
e8akpinar
Kitapkurdu
Tam bir distopya. Distopyanın da farklı şekilleri olduğunu biliyoruz ki bu şekiller yazardan yazara bile çeşitleniyor. Koestler'in Gün Ortasında Karanlık kitabı mesela distopyadan çok gerçeği yansıtmakla birlikte Huxley'in Cesur Yeni Dünya'sı biraz daha yumuşak bir distopyadır (ör: uyum sağlamayan tatile çıkar gibi eğitim adalarından birisine gönderiliyor) 1984 ise gerçek bir kökenden (sovyetlerden) yola çıkarak bunun muhtemel en sert distopyalarından birisini kurgulamıştır. Kitapta geçen her detayın açıklaması ve fikri altyapısı hemen verilmiştir. Tabi bunlar hikayeyi bölmekle birlikte; distopya denilen türün sadece roman olarak okunmaması gerektiği, bu türün siyaset, hukuk, ekonomi, felsefe vs gibi bir çok disiplinle kesişen ve ortaya bir fikir koymayı hedefleyen bir tür olduğu unutulmadan okunmalıdır. Böyle bakınca aslında gayet akıcı ve ilgi çekici bir kitaptır. "Distopya 101" kitabı olabilir.
f_2048
Kitapkurdu
Kitap enteresan, gerçekçi bir distopyayı konu ediniyor. Kitabın incelemelerini farklı okuyucular zaten yazmışlar, ben farklı bir konuya değinmek istiyorum. Bu kitabı üniversitede, 20 yaşımdayken okudum ve şok oldum. Zira, adeta çocukken oynadığım, favori bilim kurgu oyunum Half-Life 2'nin kurgulandığı evreni anlatıyordu. Resmi olarak hiçbir zaman doğrulanmadı ama HL 2 distopyası kurgulanırken, açıkça Orwell'dan esinlenilmiş. Yeni nesil romanların bilgisayar oyunları olabileceğini somut olarak görmüştüm.
Perzad Bayramova
Kitapkurdu
hər zaman okumayı merak etdiyim kitaplardan biriydi, okudum ve mükemmel. hərkese tavsiye ediyorum
Berkay Şenlik
Kaşif
Hayvan Çiftliği’nden sonra okuduğum ikinci George Orwell kitabı ve açıkçası ilk defa bu tarzda bir distopyayla karşılaştım. Baştan söyleyeyim; sürekli olayların birbirini kovaladığı, çok akıcı ve macera odaklı romanları seviyorsanız size göre olmayabilir. Çünkü 1984, üzerinde durarak ve sindirerek okunması gereken bir eser. Ben iki gün gibi kısa bir sürede, çok fazla sindiremeden okudum ama yine de önemli çıkarımlar yaptım. İlk bakışta komünizm ve faşizm eleştirisi gibi görünse de aslında çok daha derin göndermeleri var. İnsanların liderlerini nasıl tanrılaştırabildiğini ve iktidara gelenlerin halka hizmet etmekten ziyade “salt iktidar” peşinde koşabildiğini gösteriyor. Orwell’ın yıllar öncesinden yaptığı bu tespitlerin bugün hâlâ karşılık bulması gerçekten ürkütücü; insan ister istemez kendi ülkesini düşünüyor. Yer yer ağır ilerlese de verdiği mesajlarla bunu fazlasıyla kapatan bir başyapıt. Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşünüyorum.
Esin  Güvendik
Bilge
Aslında konusu gereği çok güzel bir kitap ama beni asla ama asla sarmadı. okumaya yeni başladığım bir dönemde bu kitap bana biraz hatta birazdan fazla ağır geldi.
Serpil Kılıç
Kaşif
1984, insanın özgürlüğünün yalnızca davranışlarının değil, düşüncelerinin bile kontrol altına alınabileceği bir düzeni anlatıyor. Kitabı okurken en rahatsız edici taraf, baskının sadece korkuyla değil; dilin, geçmişin ve gerçekliğin değiştirilmesiyle kurulması. Winston’ın yaşadığı dünya, “gerçek nedir?” sorusunu sürekli sorgulatıyor. Özellikle insanların geçmişi hatırlama biçiminin değiştirilmesi ve herkesin buna uyum sağlamak zorunda bırakılması oldukça etkileyiciydi. Ama açıkçası kitabın ilk bölümleri ve bazı kısımları bana oldukça ağır ve sıkıcı geldi. Buna rağmen ilerledikçe anlatılan sistemin ne kadar ürkütücü olduğu daha fazla hissediliyor. Finali ise kitabın bütün atmosferini tamamlıyor.Benim için 1984, çok sürükleyici bir romandan ziyade üzerine düşündüren, rahatsız eden ve bittikten sonra da akılda kalan bir kitap oldu. Özellikle özgürlük, iktidar ve gerçeğin kontrol edilmesi üzerine söyledikleri hâlâ çok güçlü.
Esra Dağ
Üstat
George Orwell'ın daha önce hayvan çiftliği kitabını okumuştum. Aynı hazzı bu kitapta da aldım. Yazar nasıl bir toplumda yaşıyorsa, iki kitapta da hep akılların kiraya verildiği hep bir zihin tüccarının insanların aklının üzerinden Egemenlik kurduğu bir ütopya tasarlamış. Bireyselliğin yok edildiği herkesin aynı düşünmeye itildiği, aynı şeyleri yapan makineleşmiş insan topluluğu isteyen büyük lokmayı yiyen totaliterler bu kitapta da hakimdi.
öğretmencell
Kaşif
Totaliter rejimlerin nasıl çalıştığını anlatan etkileyici eser. Totaliter bir rejim insanları nasıl baskı altına alır, onları nasıl izler ve en önemlisi onların beyinlerini nasıl yıkar bu eserde akıcı bir şekilde anlatılmış.
Güneş Sena Aydın
Kitapkurdu
Distopyanın klasiklerinden olduğu için okumadan önce çoğu zaman gözde büyütülebiliyor ya da okuyup yarım bırakanı çok olsa da kesinlikle sürükleyici bir eser. Herkesin okuması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum. Dünyaya ve sistemlere karşı gözümüzdeki perdenin kalkması için yol gösterici.
Hasan Ali Çalıkuşu
Kitapkurdu
Hayvan çiftliği ile beraber birbirini tamamlayan muhteşem ve düşündürücü bir distopya örneği
Büşranur Bayrak
Kaşif
Akıcı bir kitap değil ama düşündürücü bir kitap. Okurken insanı rahatsız eden ama bitirdikten sonra da uzun süre zihinde kalan eserlerden biri. Özellikle özgürlük, otorite ve gerçeklik üzerine düşünmeyi seven biri icin kesinlikle okunmaya değer diyebilirim
Edibe Aşık
Kitapkurdu
Hiç bir zaman güncelliğini yitirmeyecek olan klasik bir eser. Her toplumun kendi sistemine ayna bir eser,ironi başyapıtı diyebilirim.
yaprak ersan
Bilge
Kurgu olarak muhteşem. Kitabı bitirdikten sonra hiç bir siyasi sistemin ayrıcalıklı olmadığını anladım. Pramidin başında bir yönetici olduğu sürece diğerler insanları kendilerine mürit yapıyor, bunu kitapta oldukça güzel bir dille anlatmış.
CanipM
Kitapkurdu
Üzerinden yıllar geçse de tazeliğini kaybetmeyen hatta daha çok değerlenen elmas gibi bir eser. Kıymetini bilene..
Fatma Çiçek
Hezarfen
George Orwell’in 1984 romanı, benim için okuması oldukça zor bir deneyimdi. Hikâyeye ilgiyle başlasam da uzun anlatımlar ve yoğun fikir bölümleri zaman zaman okuma isteğimi düşürdü; hatta birkaç kez yarım bırakmayı bile düşündüm. Yine de neden bu kadar büyük bir klasik olduğunu merak ettiğim için sonuna kadar ilerledim. ​Kitabı tamamladığımda beni en çok sarsan şey, olay örgüsünden ziyade taşıdığı düşünsel derinlik oldu. Gücün yalnızca insanları yönetmekle yetinmeyip zihinleri ve doğruları bile değiştirebilmesi tüyler ürperticiydi. Karakterlerin en güvende hissettikleri anlarda yaşananlar, bu diktatörce dünyanın ne kadar acımasız inşa edildiğini net şekilde gösteriyor. ​Keyifli bir okuma süreci olmasa da anlattıklarının güncelliğini hâlâ koruması, eserin değerini anlamamı sağladı. Kitabı kapattığımda ise aklımda en çok şu sarsıcı soru kaldı: ​"Gerçeği öğrenmenin hiçbir yolu yoksa, neye inanırsın?"
Esra Beyhan
Şuan tekrar okunsa bukadar ileriyi nasıl görmüş yazar diye şaşırabiliriz.Harika bir kitap okunmalı
anne
İnanılmaz bir eser. Tüm zamanların izdüşümü. Yıllar öncesinden insanlığa bırakılmış bir rehber, bir uyarı gibi. Büyüleyici. Kitleleri ve alt sınıfları yönetmenin en kolay yolunun cehalet olduğunu belirtiyor yazar. Savaşların gün gelip sınırlar ya da toprak parçası için değil, ellerindeki gücü kaybetmemek için çıkabileceğinden bahsediyor. Dilinizden koptukça hayal edemez ve düşünemez hale gelmekten. Sonu benim için burukluktu. Ümidimi kırdı. Winston her şeye rağmen 2+2=4 diyebilmeliydi. Gerçekten uzaklaşmamak ve unutmamak için tuttuğu günlük. Belleğinde kalan birkaç parça anı. İnancı. Yazar bize keşke bir umut vadetseydi. Okuyun ve okutun.
Sidar Mertoğlu
Bilge
1984‘ü daha önce okumuş olmayı dilerdim. Kurgusu, dili ve siyasi ideolojilerin romana entegre ediliş şekli hayranlık uyandırıcı. Tarihi öğrenmek, insanı insan yapan en büyük değerlerden. Winston’ın, sürekli değişen gerçeklik karşısında günlük tutması, kendi benliğini koruma ve var olma ihtiyacından kaynaklanıyordu. Geçmişi sürekli değiştirilen bir toplumda doğruyu ve yanlışı ayırt etme mekanizması çöker; zihin sonunda kendi gözleriyle gördüklerine de inanmayacak bir teslimiyete sürüklenir. ​Kitap; kusursuz bir toplum yaratmanın yolunun sözcüklerin gücünü kırmaktan geçtiğini gösteriyor. Konuştuğumuz dil daraldıkça hayal ettiklerimiz ve hissettiklerimiz de daralacaktı. Wittgenstein’ın dediği gibi: “Dilimin sınırları, dünyamın sınırları demektir.” ​En sarsıcı detay ise baş kaldıranların beyinleri yıkanana kadar öldürülmemesiydi. Doğrudan idam edilmeleri isyana can suyu olabilirdi. Ancak direnci kırılmış ve teslim olmuş bir zihnin, artık geride anlatacak hiçbir hikayesi kalmazdı.