Edebiyat Anıları Hakkındaki Yorumlar

Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Onaylı Yorum Bu yorum, Onaylı Yorumcu tarafından yazılmıştır.
Bilgi İçin 
Edebiyat Anıları
Hüseyin Cahit'le, "Bir makaleyle akım bitirmiş," diye dalga geçerdik. Öğrenci aklı. Öyle bir şey yok tabii, anılarını okuyunca neler olmuş, hepsini görüyoruz.
Hüseyin Cahit daha pek küçükken evdeki Kerem hikâyelerini okuyor, destancılardan destan alıyor, gazavatnamelerin altından girip üstünden çıkıyor. Babasının verdiği oyuncakları elinin tersiyle itip kitaplara yumulan bir genç. Divanlara pek yüz vermiyor, daha çok Ahmet Midhat Efendi'nin romanlarını okuyor. Babası kitap okurken Hüseyin Cahit de dinlermiş çoğu gece.

"Bu gece okumalarından hatırladığım ilk romanlardan biri Felâtun Bey'le Rakım Efendi'dir. Babam, yazarı Ahmet Midhat Efendi'ye çok değer verirdi. 'Ne yazarsa iyi yazar' diye överdi. Kitabın böyle dikkatle okunduğunu, ilgiyle izlendiğini görüp övüldüğünü işittiğim kişi de, hayalimde bir yarı Tanrı gibi yücelirdi." (s. 20)

Liseye geçtikten sonra Fransızca kitaplar giriyor Hüseyin Cahit'in hayatına. Fransızca bilmemesine rağmen kitaplarla çekişerek, mücadele ederek bir şekilde öğreniyor. Okuldaki Fransızca hocaları rezalet. Devletin resmi yabancı dili Fransızcaydı o vakit, lakin II. Abdülhamit dönemi felaket olduğu için bütün kurumlar kokuşmuş durumda. Yaşlılıktan ölmek üzere olan bir adam geliyormuş derslere, uyuyormuş zaten. Sonradan tanışacağı dönem arkadaşları gibi maddi imkanları pek yerinde olmayan Hüseyin Cahit için yabancı dil, yine kitaplardan öğrenilecek bir şey.

Bir gün, yeni basılan bir kitap hakkında Recaizade'nin övücü bir yazısını görüyor ve ben de yazayım lan, benim neyim eksik diyor Hüso. Yazıyor: Nadide. Bastırana kadar bir sürü bürokratik işle uğraşıyor. Sansürden geçecek, izin alacak, bir dünya para dökülecek. En sonunda basılıyor kitap, başında da Ahmet Midhat'ın övgüsü var. Başarılı bir eser olmadığını söylüyor yazar, kötü bir Ahmet Midhat kopyası. Kitaptan bir bölüm verilmiş, felaket. Anneler, çocukları güzel yetiştirin lan falan tarzı, dönemin sosyal olaylarına yüzeysel bir bakış. Bu kadar. Nereden nereye gelmişiz, 100 yıl öncesinin edebiyatına bak. Rezil gibi.

Dönemin koşulları içinde yaşanan aydınlanma da var. Tıbbiye'de okuyan dayı oğlunun Allah'la ilgili bir iki yorumundan sonra kendi kendine düşünmeye başladığını belirten bir aydın var ortada. Düşünmek o zamanın aydını için böylesine basit şeylerden etkilenecek kadar kırılgan, değişken durumda. Toplum ve baskıcı rejim birleşince bazılarına nefes alacak yer kalmıyor. Hüseyin Cahit'in okul arkadaşı Ahmet Şuayıp hakkında söyledikleri de bunun bir kanıtı. Yasaklanan bir Avrupa gazetesini bulmak için Şuayıp ta nerelerden Samatya'ya gidip geliyor karda kışta kıyamette, gecenin bir körü.

"Şuayıp'ın on paraya satılan bir kağıt feneri vardı. Bunu giysisinin arka cebinde taşırdı. İşte o sarışın, cılız çocuk fenersiz sokaklarda, karanlıklardan geçerek bunun ışığı ile kendisine yol bulurdu. Ne anlamlı bir örnek: Tıpkı o günkü desteksiz ve yoksun kuşağın durumu. Her yan, korkunç bir baskı yönetiminin karanlığı içinde. Kendi kendisine bırakılmış, düşman sayılmış bir gençlik, öteden beriden sızan özgürlük ışıklarını kılavuz edinerek kendisine bir yol bulmak, yüce bir ereğe varmak için bütün güçsüzlüğüyle çırpınıyor... Bir gençlik ki, yurt sözcüğünü söyleyebilmek özgürlüğünden yoksun... Ama bütün bu yoksunluklara karşın o çocukların içinde sanki bir insanüstü gücün yaktığı ışık, bir ateş var: Yurt ve özgürlük aşkı. Onlar için tek dayanak ise: Gençliğin yılmayan direnişi ve iradesi..." (s. 53-54)

Mülkiye yılları... Şuayıp'la ayrılırlar ama dışarıda görüşürler, dostluk bitmez. Başka bir ülkeye gitmek, kaçmakla eşdeğer anlama geliyor, idamdan sürgüne kadar cezası bol. Mülkiye'ye yarışmayla öğrenci almayı protesto eden gençlerden mezun olurken dereceye girenler, gelenek haline gelmiş mabeyn memurluğuna alınmazlar ki içlerinde Hüseyin Cahit de var. Geçinmek için çeviriler yapmaya başlıyor genç yaşında, polisiye çeviriler. Kutuplaşma öyle bir noktaya gelmiş ki polisiye roman hastası olan II. Abdülhamit'e hizmet ettiğini düşünüp vicdan azabı duyuyor.

Yazarın basın hayatı da bu dönemlerde başlıyor, Mektep diye bir gazete çıkarıyorlar. Edebiyat çevrelerinde Cenap'ın şiirleri tutuluyor. Cenap, yazarın kardeşi Hüseyin Suat'ın yakın arkadaşı. Mehmet Kaplan'ın Tevfik Fikret'le ilgili bir monografisi var, doçentlik teziymiş. Dergâh'tan çıktı. Orada Servet-i Fünun tayfasının oluşumuyla ilgili bilgilerde sanatçıların bir araya geliş hikâyeleri mevcut, derinlemesine bilgi orada var. Bir de konuyla alakasız, Mehmet Kaplan ekolünden gelen akademisyenlerin olduğu okullarda yüksek lisans yazılı mülakatında Tevfik Fikret garanti sorulur. Bir şiiri verilir, Osmanlıcadan Türkçeye çevirirsiniz. Dönemin şartlarıyla birlikte incelersiniz, zira o dönem, akımın eserlerine sinmiştir, mutlaka birden fazla gönderme mevcuttur. Böyle bir delilik yapmayı düşünen varsa dikkat.

Mehmet Rauf'la tanışma, Mektep'e yazılmış bir mektup yoluyla gerçekleşiyor. Mehmet Rauf bodur, miyop, sevimli bir gençmiş. Hüseyin Cahit, Rauf'la Cenap'ın üsluplarını benzetir ve bunu şaşırtıcı bulmaz, yaşanılan dönemin bir sonucudur bu. Uzun uzun almıyorum, ayrıntılar kitapta.

İki sanatçıya yer ayıracağım biraz; Tevfik Fikret ve Halid Ziya. Mehmet Rauf'un Halid Ziya sevgisi dillere destan. Halid Ziya İzmir'deyken mektuplaşmaya başlıyorlar, Mehmet Rauf, Halid Ziya'yı İstanbul'a çağırıyor galiba ve Halid Ziya da geliyor. Tanışmadan önce Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit'e Nemide'yle Ferdi ve Şürekâsı'nı veriyor.

"Bunları okurken ilk duyduğum şey, tam bir şaşkınlıktı. Ben Türkçe romanları hâlâ Ahmet Midhat Efendi'nin yazıları gibi olacak, ya da Samipaşazade Sezai Bey'in Sergüzeşt'i, ya Kemal Bey'in Cezmi'si gibi olacak kanısındaydım. Oysa şimdi beni o kadar ilgilendirmiş ve büyülemiş olan Fransız edebiyatıyla yakınlık iddia edebilecek gerçek bir sanat eseri karşısında kalıyordum." (s. 88)

Hüseyin Cahit, bütün beğenisine rağmen edebiyatımızın ölmez eserleri arasında sayılamayacağını belirtiyor Halid Ziya'nın eserlerinin, oysa günümüzün sanatçıları bile Halid Ziya'nın dünyasını pek beğenirler. Selim İleri mesela, adları aklıma gelmeyen bir dünya yazar. Ya.

"Dekadanlar" tartışması, Yeni Zelanda'ya kaçma girişimi, Tevfik Fikret'in kırılgan dünyası, daha bir sürü olay. Yeni Zelanda olmayınca Manisa'da bir çiftliğe çekilme hadisesi var. İstanbul'dan çıkmak bile bir dünya bürokratik hadiseden geçiyor. İzin al, para ver, bilmem ne. Hüseyin Cahit Manisa'ya gidiyor, ortamı görüp dönüyor. Her şey süper, Tevfik Fikret cayıyor bu sefer ve yıkılan bir rüya için iki üç şiir yazıyor. Hüseyin Cahit, sanki o şiirleri yazabilmek için bir rüyadan vazgeçtiğini söylüyor Fikret hakkında.

Sansürle alakalı dudak uçuklatan ayrıntılar var ama bazı şeyler de gizli kalmış, Hüseyin Cahit belirtmemiş hiç. Otosansür gibi. Tevfik Fikret'in "hemşiresi" hakkında yazılmış bir şey yok. Yanılmıyorsam Mehmet Rauf'la evleniyordu kardeş, sonra şiddet görüp ölüyordu. Fikret'in Hemşirem İçin adlı bir şiiri var konuyla alakalı. Bir de jurnalci bazı isimler gizli, verilmemiş.

Böyle. Bir dönemin edebiyatı, sosyal ortamı hakkında güzel bir anı kitabı.
Yanıtla
1
1
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
İbrahim Şahin 10.01.2014
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın gazetecilik yaptığı zamanlar ve çevresindekilerle ilişkilerinin anlatıldığı kitap, 1900’lerin başındaki edebiyat anlayışı hakkında bilgiler de vermiş oluyor.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
Edebiyat Öğretmeni- 09.01.2013
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
bu kitap sayesinde servet-i fünun edebiyatı dönemine dair fikirleri öğrenebiliriz.ben okudum ve çok faydalandım ve her kütüphanede olması gereken bir eser.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
KY-1093813 28.09.2011
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
meşrutiyetten sonra siyasete kayan hayatını ve meşrutiyet oncesi edebiyattı kimliğini anlatan bir kitap
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
İzzet Eroğlu
25.01.2022
Hüseyin Cahit’in çocukluğundan II. Meşrutiyet’in ilk yıllarına kadar anılarını içeren eserde dönemin sosyal, siyasi, edebi ve kültürel ortamına dair önemli veriler yer almaktadır. Yazarın eğitim hayatı ve gazeteciliğe başlaması, II. Abdülhamit döneminin amansız sansürü ve Servet-i Fünun Edebiyatı ile ilgili birinci elden bilgiler son derece dikkat çekicidir. Yazarın Tevfik Fikret, Mehmet Rauf ve Halit Ziya ile ilişkileri anıları daha çekici hâle getirmektedir.
Sansürün vardığı boyut hayalleri aşan noktalara ulaşmıştır II. Abdülhamit döneminde. Tahtakurusu kelimesi “tahtın kurusun”; “halletmek” kelimesi tahttan indirmek ve “burun” kelimesi Abdülhamit’in burnuyla alay edildiği anlamında anlaşıldığından bu kelimeler sansüre tabidir ve yazarın şu cümlesi sansürün nasıl bir şey olduğunu göstermektedir:
“Ama ben İzlanda Balıkçısı’nı çevirirken coğrafyayla ilgili burun sözü geldikçe ‘karaların denizlere doğru ilerlemiş bölümleri’ diye yazıyordum.” (s. 121)
Yanıtla
0
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
serapharun
18.09.2015
Hüseyin Cahit Yalçın'ı ben bu kitabı ile tanıdım ve geç tanımış olmanın hüznünü içimde yaşadım.Çocukluğundan Başlayarak edebiyat ağırlıklı anılarına yer verdiği bu anı Kitab'ında yaşadığı dönemin zorluklarını özellikle çok az ücretlerle Çeviri ve gazete ve mecmualarda çalıştığını ayrıca uygulanan sansür politikasının işleri nereler götürdüğünü çok güzel bir dille anlatmış.
Yanıtla
1
0
Destekliyorum 
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
gülgüzeli422 19.08.2014
Küçücükken başlayan , geceleri aile büyüklerinin kitap okumalarıyla desteklenen bir edebi serüven . Mülkiye yılları , edebiyata dair bütün anıları , dönemdeki kişi ve kurumlara dair görüşlerine kadar her şeyi bulmak mümkün eserde . Özellikle Servet-i Fünun dönemine ışık tutması bakımından oldukça önemli eser. Akıcı bir üslupla yazılmış olan eseri hayranlıkla okumamak neredeyse imkansız . Zira çoğu yerde yazarla sohbet etme isteği , onun bulunduğu ortamda olma ve onlarla yazı yazmayı okudukça daha çok arzuluyor insan .
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
burakefem 28.09.2011
Edebiyatımızın en güzel anı kitaplarından biri.Meşrutiyet döneminden cumhuriyet dönemine kadar olan devrin gazetecilik,edebiyat ve siysdet kültürüne ilişkin bilgilerden ve basınımızın en usta kalemlerinden biri olan Yalçın'ın anılarından oluşan bu kitap dönemi merak edenler için önemli bir kitap.
Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
kelemek 29.07.2011
Hüseyin Cahit Yalçın, 1874' te Balıkesir ’de doğdu. “Edebiyat Anıları” Hüseyin Cahit Yalçın ’ın 60 yaşındayken kaleme aldığı, kendi gerçeğini bulma çabasının gözlendiği bir yapıttır. Hem kendini eleştirir, hem savunur. Hem birilerini suçlar, hem bağışlar. Siyasal yazarlığından sıyrılıp, kendi iç dünyasını ve yaşadıklarını anlatır.

Yanıtla
2
0
Destekliyorum 
Bildir
Ruken ZİLAN 20.05.2002
Otobiyografi türüne güzel bir örnek ..."Bende kitap merakı çocukluğumda başladı. Ayakkabı kutusu olan ilk kütüphanemde kitaplarımı biriktirirdim. Oyun ve oyuncak gibi meraklarım yoktu. Aşık Garip, Kerem Hikayeleri, Hz. Ali’ nin Savaşları gibi kitaplar benim merakım ve coşkum olmuştur. Ailece okumaya meraklıydık."
Yanıtla
3
0
Destekliyorum 
Bildir