kitabın baş tarafında mustafa balbay ve özden örnek günlükleri gün gün karşılaştırılıyor. ilginç bir şekilde birbirleriyle örtüşüyor bu günlükler.
siyasete pek aklımın ermediği 1990'lı yıllarda türkiye'nin nasıl yönetilmiş olduğunu gösteriyor hasan cemal bu kitabında. türkiye resmen asker tarafınan yönetiliyormuş yahu. daha doğrusu asker hükümete diyormuş ki; kardeşim sen ekonomiyi idare et. (tabi o da bizim sınırlarımızı aşmamak koşuluyla. gerisine karışma.) genelkurmay başbakana bağlı ama lafta bağlı. başbakan bir iş yapacakken genelkurmaydan izin alıyor. üstelik de yapılan işi aslında asker yapıyor ama sorumluluk hükümete ait. ne güzel lan. hem ülkeyi yönet hem de sorumsuz davran.
asker ülke yönetimine o kadar karışıyormuş ki; bir asker (osman özbek) bir başbakana (necmettin erbakan) kameraların önünde resmen ve alenen pezevenk diyebilyormuş. şimdi normal bir ülkede koskoca başbakana pezevenk diyen asker ne olur? en hafif ceza olarak ordudan atılması lazım. ama bizde adam terfi etmiş...
neyse işte asker türkiye'de her şeyi ama her şeyin en doğrusunu bilirmiş. adeta bir siyasi parti gibi faaliyet gösterirmiş. seçime girmeyen ama her seçimin galibi silahlı bir siyasi parti gibi. özellikle laiklik konusunda dediği dedikmiş. başbakanlar lafta başbakanmış. başbakanlar askerden izin almadan bir şey yapamazlarmış. özellikle 28 şubet dönemlerinde iyice zıvanadan çıkmışlar.
hasan cemal türkiye'nin asker sorununun aslında bir sivil sorunu olduğunu söylüyor. gerçekten de çok doğru söylüyor. askerin bu kadar siyasete bulaşmasına hiç ses çıkarmayan siyasiler bu sorunu çıkardılar. süleyman demirel, mesut yılmaz, tansu çiller. askerin müdahalelerine hiç ses çıkaramadılar. risk alamadılar hele süleyman demirel, acayip tırsıyormuş askerlerden. ama sorsalar darbeyi önledim diyor. darbeyi askerlerin her istediğine he diyerek mi önleyeceksin. e o zaman darbeye zaten gerek kalmıyor ki kardeşim. asker zaten istedikleri olmayınca darbe yapar. istedikleri olduktan sonra darbeye ne hacet.
sonra 28 şubat olmuş filan derken ara hükümet, derken dsp mhp anap hükümeti. asker yine devrede.
sonra ekonomi sarpa sarınca seçim ve 3 kasım 2002 seçimleri. tayyip erdoğa'ın zaferi. tabi tayyip erdoğan'ın zaferi aslında bu kadar basit olmamış. bir sürü ayrıntısı var. belediye başkanlığından alınması, okudğu şiir yüzünden hapse girmesi vs. vs.
ak parti iktidar olduktan sonra da asker hiç boş durmamış. daha ak parti iktidara gelir gelmez darbe tertipleri başlamış. sarıkızlar, ayışığı, yakamoz, eldiven, balyoz, irticayla mücadele eylem planı falan filan.
neyse işte 90'lı yıllardan bu yana asker hiç akıllanmadı. hep toplumu yönlendirme, yönetme peşinde oldu. hep siyasete müdahale etti. ama sonuç itibariyle hiçbir girişiminde muvaffak olamadı. 27 mayıs süleman demirel'i, 12 mart bülent ecevit'i, 12 eylül turgut özal'ı, 28 şubat da recep tayyip erdoğan'ı yarattı. her seferinde bir yeni müdahale daha yapmayı başardılar ama son olarak recep tayyip erdoğan'a fena tosladılar.
gerçi ona da yapmadıklarını bırakmadılar, 27 nisan muhtırası verdiler. eski başbakana pezevenk demişlerdi tayyip'e de adi başbakan dediler.
sonuç itibariyle türkiye'deki asker sorunu aslında sivil sorunudur. asker höt deyince pısan siyasiler yüzünden sorun olmuştur. asker ben kurdum ben yönetirim hesabı siyasete müdahale etmeye alışmıştır. alışmış da kudurmuştan beterdir.
bu arada bir de hasan cemal demokrattır filan ama 28 şubat döneminde o kadar da demokrat takılamamış. mesela erbakan seçimde birinci parti çıktığında kesinlikle iktidara gelmemeli diye düşünüyormuş. refah partisi'nin içinde olmadığı bir koalisyon istiyormuş. dinci filan değil yani. sadece askerin siyasete karışmasına karşı o kadar.