Bu kitabı, acaba Mustafa İslamoğlu’nun benim fark edemediğim isabetsiz fikirleri mi var diye alıp okumak istedim. Okudum ve gerçekten üzüldüm. Şimdi ben kendi düşüncelerimi “Hak Söz” diye adlandırırsam, düşüncelerim gerçekten “hak” olur ve karşımdakilerin tümü de “batıl” olur mu? Olay bundan ibarettir. Şunu bir kez daha anladım ki, bu gibi insanlar “Peygamberin Sünnetine” sahip çıkayım derken, peygamberin sünnetini (sahih olmayanı da dahil) “Allah’ın Sünnetinin” önüne koymuşlar ve onunla iman ediyorlar.
Kader (aslında kulun iradesi kastediliyor) konusunda tam bir bocalama ve yanlış bilgilendirme yapılmıştır. Kulun yaptığı hayır ve şerrin Allah’ın “bilgisi” dahilinde yapıldığını, dolayısıyla hayır ve şerrin de “Allah’tan” olduğuna iman etmek gerekir (Sayfa 23)! Ama Allah’ın bilgisi dahilinde yapılması, kulun hür iradesini reddetmek demek değildir (Sayfa 23)! Yani hem Allah’tan olduğuna hem de kulun iradesiyle yapmak gerektiğine inanmak gerekir, ne şiş yansın ne kebap!
Evlatlığın mahremiyeti (Sayfa 106) ve miras konusunda (Sayfa 115) İslamoğlu’nun meali ile İbn-i Kesir ve Elmalılı mealleri aynı. Dolayısıyla bu konuda söyledikleri ayet meallerine zıttır.
Kadının şahitliği konusunda söylediklerine ise çok üzüldüm. Kadının unutkanlığı veya şaşırması, yaratılışındaki eksiklikten (!) kaynaklanıyormuş (Sayfa 125). İnsaf! Ku’an’ın neresinde kadının eksik yaratıldığı yazıyor. Halbuki bu vahiy kadını yüceltmek için gelmişti. Ayrıca şahitlik konusunda iddia ettikleri gibi (Sayfa 128) ne Nur 4 ve 13. ne de Nisa 15. ayette “erkek” kelimesi, ne İbn-i Kesir ne de Elmalılı meallerinde geçiyor.
Yani bu kitap Mustafa İslamoğlu’na karşı yapılan insafsız eleştirilerden oluşuyor, üstelik İslamoğlu, “Müslüman kardeşimin 1 doğrusuna 100 yanlışını değişmem” demekteyken.