Prens Sabahattin Türkiye'nin ilk liberallerinden fakat o bir liberal olduğunu kabul etmiyor. Ona göre liberallik, masa başında çözüm arama işinden ibaret. O bu anlamda kendini daha çok bir aktivist olarak görüyor. Tüm bunlara rağmen onun görüşleri, bu günün liberalizminin temelleri durumunda.
Prens Sabahattin, 2.Abdülhamit'in yeğeni olmasına rağmen, onun istibdat yönetimine karşı çıkıyor, Fransa'ya kaçıyor ve jöntürk hareketine katılıyor. Abdülhamit'in İttihat Terakki mensuplarınca tahttan indirilmesinin ardından yeniden Türkiye'ye dönüyor. Ancak bu kez de İttihatçılar ile anlaşamadığından yeniden Fransa'ya gidiyor.
İttihatçılarla anlaşamamasının sebebi ise temelden görüş farklılıkları. Sabahattin Bey adem-i merkeziyetçiliği, yani yerinden yönetimi savunuyor. Ona göre Yemen'in sorunları ile Selanik'in sorunları aynı olmadığından, bu yerlerin merkezden yönetimi başarılı olamıyor. İttihat Terakki ise adem-i merkeziyetçiliğe soğuk bakıyor, buna izin vermek demek, tüm Osmanlı vilayetlerinin birer Girit olması demek olacağını ileri sürüyor.
Prens Sabahattin'e göre ise, kendine güvenmeyen devlet yönetimleri kontrolü elinde bulundurmak ister. Kontrol elinden gittiğinde bu vilayetlerin kendinden kopacağını düşünür. Kendine güvenen devlet yönetimleri ise, yerel yönetimlere yetki aktarmaktan çekinmezler. Çünkü gelişmenin, zenginleşmenin bu yalla olacağını bilirler.
Prens Sabahattin'in bir başka önerisi ise Teşebbüs-i Şahsi, yani bireysel girişimcilik. Ülke kalkınmasının gereklerinden biri de biriyesel girişimciliğe destek olunması.
Kitap, günümüz Türkçesine uyarlanmadığından, okumakta zorluk çekilmektedir. Yeni baskılarının günümüz Türkçesine sadeleştirilerek yapılmasının, kitabın daha geniş kitlelerce okunmasına katkı sağlayacağını düşünüyorum.