Yakup Kadri'nin yaptığı da bu iki şehri 1920-1923 arası İstanbul'unda canlandırmak. Kitabın 1927-1928 arasında yazılmış olması da önemli; ayrıntıların canlılığını bu pek geçmemiş zamanın izlenimleri sağlıyor.
Evet, mütareke yılları. İngilizler, Fransızlar, Ruslar memlekete doluşmuş. İki üç ABD'li de var. Bunlar yabancı arkadaşlar. Türklerde Sami Bey var, kızı Leylâ var, Leylâ'nın nişanlısı Necdet var. Necdet Almanya'da okumuş bir genç. İşgalcilere nefretle yaklaşıyor. Yaklaşmıyor hatta. İşte balolardır, çay partileridir, içkili ortamlardır derken böyle bir eğlence düşkünü meclis ortaya çıkıyor. Hani savaş ortamının içinde aşk hikâyesi de olsun tipinde bir roman. Bu gönül işleri boyutunun bence tek işlevi, ecnebi askerlerin ve bazı Türklerin ne kadar ahlaksız olduğunu falan göstermek. O kadar. Ülke uçuruma sürüklenirken ortalığı boş bulanlar... Ya Yakup Kadri'nin bu tip olayı sıkıntılı. Karakter değil, tip yaratıyor.
Yakup Kadri'nin ta kendisini, Necdet'in okuduğu bir kitaptan etkilenip şekillendirdiği düşüncelerinde de buluyoruz bir noktada: "Bu tamamıyla hicivci bir duygulanma değildir. Hicivci gülen, kızan veyahut hatalarımızı, kusurlarımızı acı bir dille yüzümüze vuran adam demektir. Lakin ben, bu manzara karşısında sadece iğreniyorum ve bir leş önünde burnumu tıkayıp gözlerimi kapayarak kendimden geçmek istiyorum ve bu toplulukta hâkim olan tesir de asıl budur."
Yazar bölmemiş ama romanın iki farklı bölümden oluştuğu söylenebilir. Birincisi; bu bahsettiğim leş İstanbul. İkincisinde Türk ordusunun İzmir'e doğru ilerlemeye başlamasıyla ortadan kaybolan veya Türk dostu kesilen insanların hayatları var. Böyle. Güzel tabii, klasik.
1.Dünya savaşı sonrasında itilaf devletleri tarafından işgal edilmiş bir şehir İstanbul ve ne yazık ki sadece fiziksel bir işgalden söz etmiyoruz Aynı zamanda ahlaki çöküşün ve yozlaşmanın da işgalci askerlerle birlikte şehre çöktüğü buna çanak tutan İstanbul eşrafının da resmedildiği bir dönemi okuyoruz. Yakup Kadri'nin kitaba, Tevratta bu isimle anılan helak olduğuna inanılan iki şehrin adını vermesi de tesadüf değil zira dönemin İstanbulunda bir kesim bu kadar da olmaz denilen her türlü pisliğin, çürümenin içerisinde yer alıyor. Üstelik bir tarafta milli mücadele devam ederken. İnanmış bir grup insanın Mustafa Kemal önderliğinde başlattığı direnişe minnettarım dönemle ilgili okumalar yaptıkça kendisine saygım sonsuz artıyor. Siz de okuyun araştırın lütfen. ️
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İstanbul'un işgal döneminde yaşanan toplumsal çöküşü ele alıyor. "Yaban" kadar etkileyici ve sürükleyici olmasa da, dönemin ruhunu anlamak için okunması gereken bir eser.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İşgal İstanbulu dönemi, merkezine aynı zamanda akraba olan, nişanlı bir çifti merkeze alarak aktarılmış. İlk baskısı harf devriminden önce yapılan eser, karakter derinliği ile değil batı hayranlığı ve yenilmiştik duygusunun kişiler üzerinde oluşturduğu ruh halini aktarıyor. Yüzeysel, hazza dönük, değerlerden uzak bu yaşantı tarzı, gelgit ve ne yapacağını bilmeyen insanlar üzerinden aktarılmış.
Dili sade, akıcı, dönem romanları gibi yabancı kelimelerle süslü.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kurtuluş savaşına öncülük eden Mustafa Kemal ve silah arkadaşları ile gariban Anadolu insanının mücadelesi; bir de zevki sefaya düşmüş işgal altındaki İstanbul'un ibretlik hikayesi. Okurken kanım dondu. Sadece maddi olarak değil manevi olarak işgal edildiğimizin anlatımı. Okuyup okutulması lazım gelen başucu bir kitap.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İşgal yılları…
Çürümüş, kokuşmuş kişilikler ve yozlaşmış ilişkiler.
Batı hayranlığıyla beslenen bir kimliksizlik; emperyalistlerle kurulan kirli işbirlikleri.
Leyla: "Amma da yaptınız, ha! diyordu. Haydi, Çanakkale'de yaralanmış askerler için verilen konsere çağırılmamamızı anlıyorum. Fakat Ayastefanos'taki hava gezisine ne diyelim?"
Oysa Anadolu’da yakılan ateş, her şeyi arındıran bir kudret taşıyordu.
Camil Kâmi’nin deyişiyle:
“Ateşin temizlemediği hiçbir pislik yoktur.”
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ne zaman Mütareke dönemi ile ilgili ya da fonda Mütareke dönemi olan bir roman, tarihi bir kitap okusam aklıma Halide Nusret Zorlutuna’nın kendisini meşhur eden “Git Bahar” şiiri gelir. Bu şiir 1919 yılında işgal atındaki İstanbul’a gelen bahara yazılmıştır.
“Git, git bahar, uzaklarda gül,
Denize renginden bırak hediye
Ufuklarda gezin, semaya süzül
Kalbime sokulma peymane diye,
Gördüklerim kandil…Peymane değil.”
Yazımın bu girişiyle elbette anlamışsınızdır, romanın hangi dönemi işlediğini. Roman,Mütareke yıllarında işgal altındaki İstanbul’u ve düşmanla işbirlikçi kesimi işler. Tanzimattan sonra oluşan bu kesimin yozlaşan değerlerini, alafrangalığa düşkünlüğünü, işbirlikçi burjuvaziyi yansıtır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
kendni kültürüne yabancı ve kendi kültürünü küçümseyen bir kız. Son bölümde kendi halkını hiç beğenmediğini belli ediyor. İşgal yıllarını . çok güzel anlatan bir eser
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İstanbul ve işgali harika anlatılmış. Yazarın diğer kitaplarını da sipariş ettim. Gösteriş meraklısı bir kızın ne duruma düştüğünü ve vatanını seven bir gencin aşkını kenara atıp neler yapabileceğini gösteren bir kitap.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Umduğumu bulamadım.Cok fazla tasvir yapılarak, konudan uzaklaşilmış. Akıcı bir dil yok bence. İşgal dönemini İyi anlatamadığıni düşünüyorum. Yada hocamın tavsiyesi üzerine okudum. Belki de beklentim yüksekti.
İstanbul işgal altında, itilaf devleti subayları ortalıkta gerine gerine dolaşıyor. Daha kötüsü yerli zenginlerden bir kısmı onların dostluğu ve aşkı için birbiriyle yarışıyor. Milli mücadeleden uzakta bu insanlar ahlaki olarak yozlaşmış, sefahat alemlerindeler. İçki, kumar en hafifi, dönemin lgbt arşivi gibi içerik. Sodom ve Gomore ismi boşuna seçilmemiş. Bu sınırsızlık ve düşüklüğü zor okudum. Yazar muhteşem, ben tasvir ettiği vaziyetin vehametinden dem vuruyorum.