Veda hutbesi ise ilahi vahyin bir özetidir. Ne acı bir durum ki biz bu beyannameyi Kur’an gibi rafa kaldırdık. Onu duvarla baş başa bıraktık. Belki yaldızlı bir çerçeve ile astık, evimizi, işyerimizin bir köşesine…(s.11)
Kitap, Veda hutbesinin irad edildiği yere/mekanlara götürüyor öncelikle bizi. İlk bölümde Hac ve erkanı konusunda bizlere klasik ilmihal kitapları dışında anlam ve özlü bilgiler sunuyor. Hz. Peygamber’in her zaman olduğu gibi konuşmasına dua ile başlaması nedeniyle ibadetin özü olan duanın bize sunduğu psikolojik gücünden, yaralara merhem olan etkisinden, çölde kalmış kimselere su oluşu ile dinamizm, aktiflik ve hareket sağladığını hatırlatıyor. Yine Hz. Peygamber’in geliş gayesini vurgulaması nedeniyle tevhit ve şirk konusunu da okuyucuların dikkatine sunuyor.
İkinci bölümde Hutbenin içerdiği kutsal emanetler/dinlerin ortak amacı konusu da maddeler halinde işlendikten sonra emanet, kitap ve sünnet, takva konusu yer almış. Üçüncü bölümde faiz, cahiliye, şeytan, kadın hakları, kardeşlik, kölelik, zulüm ve nesi’ (ayların yerinin değiştirilmesi) başlığı ile kitapta yer almış. Dördüncü bölümde İslam’da insan hakları anlayışı, İslam hukukunda çeşitli hak hürriyet ve eşitlikler, Medine Şehir Devleti Anayasası, sonra Veda hutbesindeki mesajlar maddeler halinde verilmiştir. Kitabın sonunda 1981 İslam Konseyi tarafından hazırlanan ‘İslam’da İnsan Hak ve Hürriyetleri beyannamesi’; BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Karşılaştırması, son olarak da ‘Veda Hutbesi’ tam metni okuyucuya sunulmuştur.
Ancak kitapla ilgili şu eleştirileri de belirtmek isterim:
a.Yazar Vehbi Ünal Bey ‘gözden geçirilmiş’ dese de bir daha gözden geçirilmeye ihtiyaç var. Çünkü fazlaca dizgi hatası, italik, yazım kuralı, numara ve sıralama hatası, devrik cümle göze çarpıyor. Ayrıca konu başlarındaki Veda Hutbesi bölümleri koyu renkli olsa daha dikkat çekici olurdu.
b. İstatistik bilgiler sürekli değişken bilgiler olduğu için verilen değerleri yıl ve zaman belirterek verilmesi daha sağlıklı olurdu.(s.96)
c.Kutsal emanetler/dinlerde ortak olan esaslar işlenirken ilk üçü başlık vererek işlenirken, son ikisi namusu ve malı muhafaza madde ve başlık olarak işlenmemiş.
Sizleri kitaptan altı çizili bölümlerle baş başa bırakıyorum:
Bugün insanımız kaybettiği değerleri, yitirdiği yerde araması gerekirken, bulmak istemezcesine başka hayaller ve rüyalar peşinde koşmaktadır. Oysa kendi kültürel mirasımızı anlayabilirsek, kendi öz değerlerimize dönebilirsek işte o zaman gerçeklerle karşılaşmış, başarıya ulaşmanın kapısını aralamış olacağız. Batı 19.yy. başlarında insan hakları konusunu yeni yeni gündemine alırken bizde insan hakları anlayışı ‘kul hakkı’ ifadesi ile yaklaşık 14 asır öncesine dayanmaktadır.(s.9)
Çağımızın en büyük problemi/ayıbı insana, insan olarak değer verilmeyişidir. Ve insanımızın da hak hukukunu bilmeden kimi zaman hak isteme adına anarşi çıkarması, kimi zaman da haksızlığa boyun eğmek zorunda kalmasıdır.(s.11)
Allah’la sözleşme, Hacerül Esved işte bu sözleşmeyi temsil etmektedir. İnsan Allah’la yaptığı fıtrat sözleşmesini(misak) ihlal etmiş ve Allah’ın sözleşme tazeleme çağrısını bir fırsat bilerek kefenini sırtına geçirip başı açık yalın ayak huzura gelip önce irfanını, sonra şuurunu yenilemiş düşmanına savaş açıp teslimiyeti kurbanıyla belgelemiştir. Şimdi ise Allah’ın evine özgürlük ve güvenlik yurduna gelip, Allah’la yeniden sözleşme yapacaktır.
Arafat, asla dönüştür. Masiyetten kaçıştır. Çünkü Arafat insanın yaratılışını ve yeryüzüne inmesini temsil eder. Arafat, mahşeri sembolize eder. Hesaplaşma yeridir. İnsan bu okyanusta hesap vermenin sancısını çekmektedir.(s.24)
Şeytan taşlamak şuursuz ve manasız bir hareket değil. Belki bunun yanında kendi nefsinde bulunan putları taşlamaktır. Azgın şeytanları temsil eden zalimleri taşlamaktır.
Dua mümine ümit, heyecan, huzur menbaıdır. Dua psikolojik bir kuvvet, sarsılmaz bir bağlılıktır. Kulun Rabbi ile baş başa kalarak dertleşmesi, O’ndan ricada bulunmasıdır. Dua, ızdırapları dindiren bir ilaç, yaraları saran merhemdir. Dua çölde kalmış, susuzluktan kavrulana sudur. Dua, dinamizm aktiflik ve yeniden harekettir. Geçmişe sorgu, istikbale çizgidir. Dua muhasebedir, yaptıklarını gözden geçirmedir. Rabbinden özür dileme, hatalarını anlama, kul olduğunun şuuruna varmadır. Dua, Rabbi katında acziyetin, Allah’a isyanın karşısında arslan kesilmenin timsalidir. Dua ile kul, acziyetin bilinci içinde hayata yeni bir adımdır. Günah işleyen kula yeni bir ümit, tevbe ve nedamet kapısıdır, hayata yeniden dönüştür.(s.25)
Dua, sorumluluktan kaçış değil, insan gücünün yetersiz kaldığı yerde sabır ve tahammüldür. Duayı kişinin çalışması ile elde edebileceği şeyleri tembellikten dolayı Allah’tan istemesi şeklinde görmemek gerekir. Hz. Ömer bir grup insana şöyle buyurur: “Sizden herhangi biriniz köşeye çekilip ‘Allah’ım bana rızık ver’ diye tembel tembel beklemesin. Pekala bilirsiniz ki; gökyüzü altın ve gümüş yağdırmıyor.”(s.26)
Sevgi alemin varlığına sebeptir. Sevgi varlığın özüdür. Yüce duyguların tezahürü olan varlığın çekirdeğidir. Sevgi özü ilahi olan kutsal değerdir. Bu öze başka bir şey kattığınız anda sevginin bu kutsal değerine düşürmüş olursunuz. Nasıl ki ibadetlerin halisi makbul ise sevginin de saf olması takdire şayandır. Bu kutsal değere en ufak bir menfaat kattığınızda hayatın esprisi yok olur. İnsanların ‘diğerine’ olan sevgisine, sevgiyi ölümsüzleştirecek şey, ruhların ülfet bulmasıdır. Yani onun ruhunda ve benliğinde kaybolmaktır. Sevgiyi hayat boyu canlı tutan veya ölümsüzleştiren şey işte budur. Yunus şöyle der: Yunus ölmüş deyu sela verirler/Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez.
Sevgi yürek işidir, yüreğin yaralanması hayat akışının sekteye uğramasıdır.
“Düşüncenin kuduz köpek gbi kovalandığı bir dünyada yaşıyoruz.” (Cemil Meriç)(s.138)
“Devlet reisi, tıpkı kalkan gibidir. Onun gerisinde savaş yapılır ve tehlike vukuunda ona sığınılır.” (Buhari, Müslim)(s.154)