İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu & İttihat ve Terakki'den Kurtuluş Savaşı'na Hakkındaki Yorumlar

denizmavi 09.05.2008
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
İnsanlarımız ne yazık ki okuyup bilgi sahibi olmak yerine, okumadan kanaat sahibi olmayı tercih ediyor. Kitap alındığında da sadece önsözü okumakla yetiniliyor.

Yazar, kitabında oldukça ilginç konulara değinmiş. Hep okuruz, "Birinci dünya savaşı sonrasında savaş suçluları tutuklanarak Bekirağa bölüğündeki cezaevine kondu" diye. Bekirağa bölüğüne toplananların nasıl bir savaş suçlusu olduğunu sorgulamayız. Ya da sorulduğunda, İttihatçı oldukları için savaş suçlusu sayıldıklar cevabı verilir. O zaman da başka bir soru açıkta kalır; "neden bütün İttihatçılar Bekirağa bölüğünde cezaevine konmadı da, sadece bazıları kondu? Diyarbakır Valisi Dr. Reşit Bey neden yakalanacağı sırada intihar etti?"

Bu kitap bu sorulara açıklık getiriyor. Birinci Dünya savaşından sonra sadece İttihatçı olanlar değil, Ermeni katliamında sorumluğu bulunanlar Bekirağa bölüğüne toplandı diyor. Eğer bu bilgi yanıltıcı ise, kitap 6 yıldır yayında, bunun doğru olmadığı ortaya konmalıdır.

Bir de şu var ki, zaten kimse Ermeni ölümleri konusuna itiraz etmiyor, sadece sayı ve yöntem konusunda anlaşmazlıklar var. Devlet kaynakları, savaştan uzak bölgelere göç işlemi yapılırken ölümlerin olduğunu ve sayıların 800 bin civarında olduğunu söylerken, karşı taraf ise, Ermenilerin ortadan kaldırılması niyetiyle göç ettirildiğini ve sayının 1.500.000 civarında olduğunu söylüyor.
İnsan öldürmek kötüdür, vahşettir. Kim, kime karşı yaparsa yapsın, sayı ne olursa olsun, bunun savunulacak, sahiplenilecek bir tarafı olamaz.

Yazar da bu kitabında savaştan uzak bölgelere tehcir savını gerçekçi bulmuyor. Hem savaşla ilgisi olmayan bölgelerdeki Ermenilerin de tehcire tabi tutulması, hem de Ermeniler için seçilen yeni yerleşim bölgesinin Halep’teki ordu kışlasına yakın bir yer olması nedeniyle bu iddianın doğru olmadığını belirtiyor.

Yazar ayrıca tüm Kuva-i Milliyenin oluşumunu, Kurtuluş Mücadelesini Ermeni katliamına bağlamış. Kuva-i Milliye’ye katılanların, Ermeni katliamı soruşturmasından kurtulduğunu belirterek, Kurtuluş mücadelesinin başarıya ulaşması, Ermeni olayları soruşturmasını ört bas edeceği için, bu uğurda mücadeleye ağırlık verilmesinin farklı yönlerinin altını çiziyor. Meclisin Ankara’da toplanmasının ardından, Ermeni olaylarının geçmişte kalmış acı bir olay olarak görülmeye başlanmasını da bunun kanıtı olarak ortaya koyuyor.

Aslında Ermeni olaylarını iki bölüm halinde ele almak gerekirken bu yapılmamış. 1915-16 yıllarında Ermenilere karşı öldürmeler sözkonusuyken, 1917 – 18 yıllarında da Ermeniler tarafından öldürülen Müslümanlar söz konusu. Yazar burada, yapılan bir katliam diğerini eşitlemez, biz sizi öldürdük, siz de bizi öldürdünüz ödeştik diyemeyiz diyor. Ya? Biz ortaya çıkacağız ve onların bize yaptığını dikkate almadan biz Ermenileri öldürdük diyeceğiz ve geçmişimizle yüzleşeceğiz. Ben böyle bir mantığı anlamakta zorlanırım. Kimin neyine hizmet edecek böyle bir yaklaşım anlayamam. Barışa hizmet etmeyeceği, en azından bizlerle birlikte yaşayan Ermenileri de rahatsız edeceği açık olan bir yaklaşım tarzı olarak görürüm.

Yazar, savaş sonrası imzalanan Sevr anlaşması ve yaşanan işgallerin, Ermeni katliamı sorumlularını cezalandırmak için olduğunu yazıyor. Kim, kimi cezalandıracak anlamak çok kolay değil. Henüz kendi ellerindeki kanları temizlememişler, başkasını cezalandırmaya nasıl kalkabilirler?

Yazar kitabında başka ilginç konulara da yer veriyor. Mesela Anadolu’da Türkler tarafından çeşitli çeteler kurulduğunu, bunların Rum ve Ermenileri öldürerek mallarını yağmaladığını, bu şekilde zenginleşen çete reisleri olduğunu söyleyerek, Topal Osman’ın da bunlardan biri olduğunu ve topal Osman’ın da savaş sonrasında Mustafa Kemal’in muhafız alay komutanlığına getirilmesinin altını çiziyor.

Son olarak yazar, kurtuluş mücadelesini İttihatçıların örgütlediğini, savaş sonrası düzenin İttihatçılar tarafından kurulduğunu, bu gerçek ortayken Ermeni olaylarının gerçek yüzünün ortaya konmasının mümkün olmadığını söylüyor.

Kitapta çok fazla tekrar da var. Bir yerden sonra, sayfalarca okumanıza rağmen hala aynı yerde dönüp durduğunuzu fark ediyorsunuz. Kitabın yeni baskılarında bunların da gözden geçirilmesinde fayda var.
Kitabı önemle okumanızı öneririm. Fakat sadece önsözünü değil, lütfen tamamını.

Yanıtla
31
2
Destekliyorum  1
Bildir
aleksm 13.04.2012
Ülkemizin insanları okumak yerine, çoğunluk ne derse onu papağan gibi tekrarlamaya meyilli çünkü kendilerinin okuma ve düşünme becerileri gerçekten çok azken, nefret ve saldırı dürtüleri çok fazla. Taner Akçam bu kitabında, resmi tarihin insafsızlıkla kendine göre kesip attığı yerleri ortaya çıkarıyor ve bunu yaparken de bizim gibi resmi tarih yazımıyla beyni yıkanmışlara ve köreltilmişlere, hem içerik hem de tarih yazmında biçimsellik anlamında ufuk açan bir eser sunuyor. Vicdanına, emeğine sağlık!
Yanıtla
7
1
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
harun_ermet38 15.03.2012
taner akçam resmi tarihin söylemlerini benimseyenler için pek de sevmeyecekleri yazarlardan biri çünkü o ermeni olayları konusuna insan hakları perspektifinden bakıyor ve onun için ölen kişnin türk yada ermeni olması hiç ama hiç önemli değil. eğer tarihimizin bu karanlık sayfasını biraz olsun merak ediyorsanız okumanız gereken eserlerden biri
Yanıtla
5
0
Destekliyorum  1
Bildir
KY-673296 10.10.2009
Ermeni meselesini en kapsamlı inceleyen kitap. ülkemizde genel inanışın veya resmi tezlerin aksini söyleyen insanları vatan haini, ajan vs olarak nitelenmesinin ne kadar dikkate alınmayacak birşey olduğunu bu kitabı okuyunca daha da iyi anlıyoruz. Gerek araştırdığı kitaplarla gerekse de incelediği arşiv belgeleri ve dönem gazeteleriyle çok iyi bir araştırma yapmış Taner Akçam. Ermeni meselesi konusunda okunması gereken temel eserlerden birisidir.
Yanıtla
6
0
Destekliyorum  1
Bildir
üMüT 17.07.2008
İlk mesajı yazan arkadaşa cevap vermek nasip oldu ama. Kitabın içeriği değil ki kendisi sadece önsözü okumuş ama ne tesadüf ki kitapta ki şu bölüm de önsözde geçiyor '' İstanbul Duruşmaları hakkındaki belgelerin çalınması ve imha edilmesi'' ki orada da belirtiyor ki bütün ülkedeki belgelerin imha edilmesi mümkün değil. Arkadaş bunun üzerine belirtmiş ki biz açtık hayır açmadık. Mevcut haberlere bakarsa MGK'nın arşivlerin açılmasının sakıncalı olduğuna dair kararı ile ilgili haberi de görebilir. Tabi görmek isteyene.

Kitabı yavaş yavaş okuyorum. Çok akıcı bir dili var. Gereksiz bürokratik ayrıntılarla boğmuyor. İlginç ayrıntılar veriyor. Ben çok beğendim. Son kitabını da bunun üstüne okucam.
Yanıtla
5
0
Destekliyorum 
Bildir
ginza 25.10.2007
Taner Akçam'ın bu kitabını 2005 Tüyap Kitap Fuarı'nda almıştım, okumaya başlaması bugüne nasip oldu. Bunu neden söylüyorum?...
Kitabın hanüz sadece önsözünü okudum, ve gerisini okumayı beklemeden yorumumu yapmaya karar verdim (içeriğini de gözden geçirdim elbette, o nedenle bu yorumu kitabı bitirmeden yapabileceğime karar verdim)
Taner Akçam geçmişimizle yüzleşmemizi, kendi sözleriyle 'Ermenilere yaptığımız soykırım'ın sorumluluğunu üzerimize almamızı istiyor. Bu şekilde tarihimizle barışır ve Ermeni toplumuyla sevgiye dayalı bir ilişki geliştirebilirmişiz. Yazar ayrıca Türk tarafının konuyu tartışmaktan kaçtığını da söylüyor. Ayrıca Sevr anlaşması'nın 230. maddesine göre , Osmanlı Devleti'nin, toprakları üzerinde savaş sırasında gerçekleşen toplu öldürmelerden sorumlu olan kişilerin Müttefik Devletleri'ne teslim edilmesi şartını da, bu anlaşmayı imzalayarak kabul ettiğini, ama 'bunun hiç bir zaman gerçekleşmediğini' söylüyor.

Yazarlık sorumluluk isteyen bir iştir-kitabı okuma ihtimali olan herkese, yani aslında dünyadaki tüm okur yazarlara karşı sorumludur yazar. Özellikle bu tür kitaplarda, bu sorumluluk had safhaya ulaşır. Ancak Taner Akçam adlı yazarımız için, anlaşılıyor ki sadece kendisine kitabı yazdıranlara karşı sorumluluğunu yerine getirmek önemli.

Tarih gerçeklere ve belgelere dayanmalı-ki bu konuyla ilgili yeterince belge de mevcut-ancak hafızam beni yanıltmıyorsa (yanıltmıyor) arşivleri açmaya ve bu konuya ilişkin tüm belgeleri Ermeni tarafıyla beraber inceleyip sonuca varmaya hazır olduğunu söyleyen Türk tarafına Ermeni tarafından gelen yanıt 'önce soykırım yaptığınızı kabul edin, sonra bakarız' olmuştu. Yani siz bu yalanımızı bir kabul edin hele, bize toprak, tazminat vb verme yoluna girin, sonra belgeleri inceleriz-soykırım olmadığı ortaya çıkarsa da...nasıl olsa ortaya çıkarmayız-zaten çıkarsa da artık kimin umurunda.

Ayrıca hatırladığım kadarıyla yine İstanbul'da bir üniversitede yapılan konuyla ilgili seminere, sadece 'Ermeni soykırımı vardır' savını savunanlar davet edilmiş, karşıt düşüncede olup da seminere katılmak isteyenlerin başvuruları reddedimişti.
Ayıca burada 3 kişinin katili bir teröristin, Belçika tarafından senelerdir bize geri verilmediği, bir başkasının bazı Avrupa ülkeleri tarafından saklanıp kaçırıldığını da hatırlıyorum...Sevr Anlaşmasıymış...

Artık tüm dünya Türkiye'yle ilgili bir komedi oynandığıın farkında. Bizim için uygun gördükleri çifte standartlılığı artık diplomasiyle saklamaya bile çalışmayan bu ülkeler, Kuzey Irak'a, PKK'ya yönelik sınır ötesi operasyona hazırlandığımız şu günlerde, belki de bugün kabul etmiş bulunacakları sözde Ermeni Soykırımı tasarılarının geçirilmesini engellemiş durumdalar. Eğer ortada gerçekten Taner Bey'in iddia ettiği ve bu iddiasını göz yaşartıcı anılarla, Ermenistan'daki soykırım anıtına hepimiz çiçek koyalım, tarihimizle yüzleşelim, Ermeni toplumuyla bu yalanı kabul ederek barışalım gibi önerilerle desteklediği gibi bir soykırım varsa, bu ülkelerin, bizim ülkemizi ve kendimizi koruma kararlılığımızdan korkup geri adım attığı şu günlerde bile bu konunun üzerine gitmeleri beklenmez miydi? Eğer bu sözde Ermeni soykırımı saçmalığı ve artık yüz kızartan (ama bizim yüzümüzü değil) yalanı, bizim dünyaya 'gelin inceleyin' dediğimiz belgelerin bile incelenmesine gerek bırakmayacak kadar gerçek ve ortadaysa, bugün neden üzerine gitmiyorlar?
Bu konu artık tam bir komedi-hem de tüm bu malum ülkeler tarafından, Ermenistan da aslında kullanılarak oynanan bir komedi. Ne binlerce yıl beraber yaşadığımız Ermeniler bu oyuna gelmeli, ne de biz geliriz. Aslında hiç bir problemi olmayan ve hala da Türkiye'de beraber yaşayan bu içiçe geçmiş iki toplumun bu kitabın yapmaya çalıştığı gibi dolduruşa gelmemeleri lazım.
Önemli olan birilerinin ne istediği değil,gerçeklerdir. Ve bu söz konusu konuda gerçekler de ortadadır. Gerçekleri reddedip, bazı nedenlerle başka şeyleri benimseyen yazarlar da zamanlarını boşuna harcamış oluyorlar...Kitabı tamamlayıp tamamlamayacağımı bilmiyorum-yazar çok fazla yorum yapmış. Bu tür laflara da karnımız tok artık. Eğer hakikaten belgelere dayanarak bu yalanı kanıtlamaya çalışsaydı (belgelerle yalan kanıtlanmaz) okumaya değerdi-ama bu şekliyle değmiyor.
Yanıtla
7
10
Destekliyorum 
Bildir