İddialı bir başlık belki ama okumaya güçlükle zaman ayırabildiğimiz bu çağda 510 sayfalık romanın kabir azabına dönmesi hiç iyi bir sürpriz olmadı benim açımdan. Üstelik Fuentes benim açımdan sürpriz beklemeden gözü kapalı ele alınacak bir yazardı; Artemi Cruz’u okumuş biri olarak. Carlos Fuentes 1928 doğumlu Meksikalı bir yazar. Birçok Latin Amerikalı yazar gibi o da devleti adına çeşitli diplomatik görevlerde bulunmuş. Söz konusu ülkelerin Türkiye’yi fazlasıyla hatırlatan siyasal düzenleri göz önünde bulundurulduğunda ilginç bir durum. Buradan yola çıkarak bir kalemde Fuentes’I bir ‘Artemio Cruz’ olarak gödüğümün ya da göstermek istediğimin düşünülmesini istemem. Gelgelelim postmodern yazarların tamamındaki -iddiasızlık hali değil de- iddia düşmanlığından bağışık kalamadığını, bunun da sert bir gerçekliğin postmodern edebiyata biraz yabancı bir gerçekçilikle anlatıldığı romanı zayıflattığını belirtmem gerekiyor. Benim daha çok rahatsız olduğum nokta, Fuentes’in ‘şu üç günlük dünyada yazacağımı yazmışım, beğenen de beğenmiş zaten, burada da kafama göre takılayım’ rahatlığıyla giriştiği sonu gelmeyen oyunlar. Çevirmen Aslı Biçen kimbilir çeviri sırasında ne taklalar attırmak zorunda kalarak- bunların önemli bir bölümünde meramın anlaşılmasını sağlamış ama binlerce kelime oyunundan büyük bölümünün de çevrilmesi olanaksız olduğunu hissedebiliyorsunuz. Bizim absürd mizahçılardan daha oyuncul; o kadar yani. Ben Meksikalıların ve edebiyat eleştirmenlerinin dışındaki kitleye tavsiye etmiyorum.