İlginç isimler verilmiş 10 öykü var kitapta. Mekanın İstanbul
olarak seçildiği ilk iki öykü birbirini tamamlar nitelikte.
Özellikle ilk öyküdeki duvarlarla çevrilmiş tozlar içindeki
terkedilmiş Beyoğlu, kara ütopyaları andırıyor ve bir o kadar da
gerçek hayatla içiçe. İsmail Güzelsoy, gerçeküstü bir kurguyla
yakın dönemlerin siyasi tarihine değiniyor. Ardından gelen
öyküler de -sonuncu hariç- yine bir bütünsellik sağlıyor.
Aslında anlatının etkisi üzerine kurulu ana tema ile bütün
öyküler bağlanıyor birbirine.
Mizahı da seviyor yazar; hikayelerde yer alan isimler sık sık
birbirine geçiyor hatta kapak fotoğrafının sahibi Osman Hat bile
katılmış İsmail Güzelsoy’un post-modern dünyasına. Metinlere,
gerçeğin kapısını açacak sırlara ve bir anlatının (müzikle
de olabilir) önemine yapılan kurmacaları sevenler için
kaçırılmaz bir fırsat “Seni Seziyorum”. Ancak kolay bir metin
de değil. Zaman zaman bir bulmacaya dönüşüyor, kimi kez yazarın
yazarken eğlendiğini farkediyorsunuz. Binbir Gece Masallarına,
Borges’e, Agatha Christie’ye göndermelerle dolu. Ama asıl
önemlisi İsmail Güzelsoy’un dili. Eski zamanları da, şimdiyi de
anlatırken hem akıcı hem de kelimeleri yerli yerinde kullanabiliyor
ve nedense eskidiği söylenen Osmanlıca kelimeleri şiirsel bir
tınıya dönüştürüyor.