Hepimizin ilk okumayı söktüğünde kendini kucağında bulduğu, edebiyatımızdaki gelmiş geçmiş en büyük hikayecilerden birinin hayatı da kısa olmasına rağmen fevkalade yoğun. Asker Ömer Seyfettin’le ilgili kısımlar özellikle bir Balkan Harbi gazisi olarak hatıraları oldukça çarpıcı. Mithat Cemal Kuntay’ın Üç İstanbul’undaki karakterlerden gibi mutlakıyet, meşrutiyet ve mütareke dönemlerinin merkezinde Makedonya ve Dersaadet’te yaşamış bir münevverin ruh yapısının, cumhuriyet devrini görmemekle beraber kurucularının reflekslerini değerlendirmek için güzel bir vesile.
Yazar dikkatli bir ustanın boya üzerine vernik sürmesi hassasiyetiyle bölümler halinde emeğini şekillendirmiş. Sanatçı biyografisi yazarlarının kolayca düştükleri, kurgusal eserlerden ipuçları bulup gerçeklere ulaşma yersizliğine fazla bulaşmadan, geniş bibliyografik malzeme tahlil ve terkipleri ile çalışmış.
Ömer Seyfettin’in en verimli çağında –zira eserlerinin çoğunu son birkaç yılda vücuda getirmiş- şimdilerde ölümcül bir hastalık sayılmayan diyabetten henüz 36 yaşında ölmesi pek hazin. Kim bilir, ölümünden sonra 25-30 yıl bir kâbus gibi irfanımızda, bizi biz yapan mukaddesatımızda devlet eliyle yapılacak tahribatı göstermeyerek takdiri ilahî ilham veren safiyetiyle “Gizli Mâbed” gibi onun çipil gözlerinde eserlerini o ânıyla sakladı.