Zamanın Farkında
Zamanın Farkında

Kitapyurdu Fiyatı: 217,75TL

Ürüne Git
74Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Zamanın Farkında
Okur olarak kendimi yaratabilmek maksat ama en önemlisi, Şule Gürbüz'ün meselesinin -olan, olmakta olan, yanlış olan ve olmayan her şey- pekliğinin sadece metinde durabilmesi, okuma esnasında haznesinden taşıp okurdaki denk haznelere nüfuz etmesi. "Karşılığını bulmak"tan bahsediyor Gürbüz, dün oturup röportajlarını okudum, dinledim, biricik derdinin karşılığı kimde varsa metnin onlara seslendiğini söylüyor. Nitelikli okur için metnin katmanları açılmaya hazır, Bacon'ın konuşturulduğu bölümlerdeki felsefi derinlik geri kalan bölümlerdekiyle paralel, o yüzden pek metin; yoğun ve bazı kapılar bilenler için görülebilir hale geliyor. Gürbüz'ün biraz yakındığı bir konu bu, marifetli okurun geçebileceği kapıların pek az açılabildiğini düşünüyor, hâlâ okurunu arıyor. Neredeyse yirmi yıllık sessizlikten sonra ortaya çıkan bu öykülerin -metinlerin de diyebiliriz, bir formun kısıtlayıcılığına gelemezler- taşıdığı yirmi yıllık çaba, tefekkür, artık her neyse, okurda biraz olsun ucundan tutulmuş felsefe, edebiyat, yaşam, bir şey arıyor. Kısacası rahatlıkla ıskalanabilir bir metin, yalnızca gören gözler için de değil ama gözün niteliğine göre açılan anlatılar var burada. Şahsen yakaladığım kadar kaçırdığımı düşünüyorum. Öyle bir paye biçmese de kendine, okurun kendini tartabileceği bir metin, tartıldım. Zamanın farkına varmak için kendini gözlemlemekten bahsediyor Gürbüz, gözün kendini gözlemlemesi için ayna, ayna-zaman ilişkisi burada belirebilir. Kendisi aynayla mesafeli olduğunu söylese de bir olma hali olarak zamanı düşünelim, zaman biçimlenerek varlıkları ve sürerliği sağlıyor, gözü ve haliyle gözün görebileceği gözü -aslında gözün kendisini- oluşturuyor, bilinç bunun bir parçası olduğuna göre sürekli bir oluşun anlatısını kuruyor Gürbüz. Özellikle ilk öyküsünde -öykü diyeyim- mesele olarak direkt var bu, Müzik Hocası'nda isimden yola çıkmak doğru noktaya götürmeyecektir bizi, Gürbüz'ün formlara olduğu kadar isimlere de karşı olduğunu düşünesim geliyor, neyse, bir müzik hocasının geçmişiyle şimdisini okumayız aslında, oluşun her anını belirli kerterizlerle -travmalar, duyguların zirve noktaları vs.- sabitleyen bir bilincin zamanın karşısındaki varlığını okuruz. Karşısında, içinde değil. Ayna-zamana geleceğim; zamanın içi dediğim şey eğer zamanın dinamikleri, kipleri, artık neleri varsa, hepsinin derlenişinden müteşekkilse durmaz bir ilerleyiş demektir bu, gözün sürekli ileriyi görmesi, lineer bir akış demektir, kronolojik bir anlatı demektir. "Yeniyetmeliğimde" diye başlıyor öykü, oysa yeniyetmelikle yaşlı başlılık arasında İslami terminolojinin baskınlaşması dışında bir duyarlılık farkı yoksa, yaşamın sunduklarının dışında pek bir şey değişmiyorsa zamanın akışkan bir şey olduğunu anlayamayız gibi geliyor bana, en azından karakter için, çünkü aynaya baktığı zaman kendinden başka hiçbir şey görmüyor ve bu bakışı gençliğinden yaşlılığına kadar koruyor. Boyhood'u anımsadım, on iki yıllık bir çekim süresi var filmin, karakterler büyüyor, yaşamları farklılaşıyor ama... nasıl demeli, o kadar da büyümüyorlar aslında. Ayna da kendileriyle birlikte değişiyor, gözü/göze hep aynı görüntüyü gösterecek biçimde kendine/kendini eğip büküyor. Bu yüzden karakterin onlu yaşlarındaki haliyle seksen yaşındaki halinin varlık ağrısı aynı kalıyor, seksen yaşındaki adamın on dokuz yaşındaki hali, düşünceleri, biricikliği kusursuz bir şekilde zamanın dışına taşıyor. "Gerçekten şu an bilemiyorum, kendi hayatım başkasının gibi geliyor, başkasınınki de benim gibi." (s. 9) Kendine ait bir hayatı olmadığını düşünen müzik öğretmeninin, eskinin Genesis dinleyeni, Peter Gabriel hayranı olan evladın, kendini gözlemleyen varlığın kendini gözlemledikçe kendi olamadığını, kendini gözlemlemekten başka bir uğraşı olmaması yüzünden kendisi dışındaki dünyayla bütünleşemediğini, iç dünyanın dışı soğurduğunu söyleyebiliriz, üstelik kendi kendisini gözlemlemesinin dışında insanların ve Allah'ın/Tanrı'nın da şahitliği var, yaşamak konusunda ağır bir sorumluluk hissediyor düşünen varlığımız, baktıkça olamıyor, bakmadan da olamıyor, ikisinin arasında bir yerde yıllar geçiyor ve hiç zaman geçmiyor. Üç öykü daha var, hatta ikisi -bence- Müzik Hocası'yla birlikte en önemli, sıkı öyküler. Benim nefesim bitti, hakkıyla anlatamayacağım için pas. Düşünmekten, not aldığım şeyleri okumaktan yeni bir şey okumaya başlayamadım dünden beri, hemen hiç olmaz bu oysaki, lakin öyküler ketledi, beş yıldan sonra ilk kez bir günü hiçbir şey okumadan geçirdim. Daha da diyeceğim bir şey yoktur. Sadece bir yazar, sadece bir metin, gerisi okurun niyetine, maksadına. Yazarın uzaylılar için yazdığını da düşünebilirsiniz, dünyayı metinleriyle ele geçirebilecek güce sahip olduğunu da.
İbrahim  Karabağ
Kitapkurdu
29.03.2026
Bir şeyler karalamaya çalışırken hiçbir şey yazamamak mı desem? Yeni bir stil yaratmaya çalışmak mı? Bilemedim. Okurluğum boyunca buğulu bir camın arkasından aklındakileri ve kalbindekileri sayıp döken yazarların sokağından geçerken hep bu soruları soruyorum kendime. Şule Gürbüz'e de o sokakta bir yer verdim. Saçmalamak ile Yazmak arasında bir çizgi vardır. Sabah İlk uyandığımızda kafamızın içinde kendini tekrar eden kalabalıklar ve şarkı sözleri saçmalıktır. Yüzümüzü yıkadıktan sonra masanın başında yazmaya başlarız. Hemde başı ve sonu belli olmayan cümleleri bir yüklemle yedirmeye çalışmadan. Heybeniz dolup taşıyordur siz koştukça her biri belli olmayan yerlerde belirsiz kişilere saçılıp dağılınca ne manası var? Eteğinde bir elmasını kime ne zaman nasıl vereceğini bilen üstadlar da var.
bibliyofila
Üstat
22.03.2026
Şule gürbüzün kitapları gerçekten çok iyi. tavsiye ediyorum
melek diler Şahiner
Kitapkurdu
ah şule gürbüz benin için bambaşka bir yazar. tüm kitaplarını okumak istiyorum
AYŞİN AĞRITMIŞ
Hezarfen
19.01.2026
Yazarın öykülerinin ortasına kondurduğu felsefi çözümlemelerini okurken dağılıyor toparlıyamıyorsunız, Zihin dağınık, fikri uçuşuyor, cümleler uzun; okuyucuya düşündüklerini yansıtmakta zorlanıyor sonunu okurken başını kaçırdığınız cümleleri tekrar tekrar okurken aslını ve anlamını kaçırıyorsunuz,
Rûhefza
Üstat
22.09.2025
O kadar severek hissederek okudum ki, harikaydı
Fulya Korkmaz
Kitapkurdu
19.09.2025
Selam. Yazarin okumakta olduğum 3. Kitabi ve diğerleri de okunası. Seyri süluk anlatımı Oldukça değerli
papatyam85
Kaşif
23.04.2025
Akıcı bir dil ile anlatımı hoşuma gitti. ilk kez okuyorum. başta biraz sıkıldım ama okudukça kendini kaptırıyor insan. düşündürücü ve herkezin kendinden bir parça bulabileceği bir anlatım.
isokor
Kitapkurdu
04.01.2025
o kadar inanarak boş yazmış ki zor bitirdim. sonunda ne okudum ben dedim hiç bir şey katmadı
umkumuncuk
Kitapkurdu
16.09.2024
Akıcı bir dili var ama kelimeleri iğneleyici.. Defresif bir kitap..
okuryazarhatun
Kitapkurdu
14.04.2022
Şule hanımın kitapları biraz ağır, okunup geçilecek türden değil
ayşe_türk
Kitapkurdu
11.09.2021
hikayeler güzel ama kolayca okunup geçilecek türden değil
Zeynep Sertkan
09.06.2021
Üslubu inanılmaz sıkıcı. Kitap elimde epey bir süründü. Hiç sevmedim.
gzdznrtkn
Kitapkurdu
04.06.2021
Yazarın dili akıcı, hikayeler sıradan değildi. Severek okudum
mete0306
24.05.2021
Okkalı sözlerle edebi yönü güçlü. Kısa hikayeler. Fena değil. Yazara ait okuduğum ilk kitabı. Belki ilerde diğer kitaplarını da okuyabilirim.
aka iko
Kaşif
11.04.2021
Yine şahane bir Şule Gürbüz kitabı. aynı sancı, aynı acı ama her defasında bambaşka anlatış.
KY-1033845
23.03.2021
Akıcı anlatımı var, yazarın üslubuna bayılıyorum.
Ümit Genç
Kitapkurdu
26.02.2021
Yazar bu romanında karakterleri derinlemesine işlemiş, gerek türkçesi gerek akıcı anlatımıyla okuyucuyu etkilemeyi başarıyor.
tuncadeniz
Kitapkurdu
17.02.2021
Kısa hikayelerden oluşan, özellikle ilk hikayelerin üslubuyla büyülendiğim kitaptır.
cucuc
Kaşif
13.02.2021
sule gurbuz un insana baktigi aciyi sevdim ilk, sonra uslubunu. takdiri cokca hak ediyor.