Gazeteciliğiyle tanıdığım Ece Temelkuran'ın okuduğum ilk romanıydı, Muz Sesleri. Romanın yoğun, süslü bir dili olmasına rağmen, boğucu değildi. Kitabı daha iyi anlamak için ve ve belkide öyle hemencik okuyup geçmemek için defalarca okuduğum sayfaları oldu. Kıyamadım yani hemen bitirmeye.Özelikle babasının Filipina'ya yazdığı mektuplarda kurulan o cümleleri hiç unutmak istemedim...
Konusu da ayrı bir çekiciydi benim için: Ortadoğu! Olaylar, yazarın 'Ortadoğunun kalbi' olarak nitelendirdiği Beyrut'ta geçiyor. Karakterler ve Beyrut'un çilesi birbiriyle özdeşleştirilmiş gibi anlatılıyor romanda. Yani; Filipina, Marwan, Setanik ve Jan'ın içinde bir de Beyrut saklı aslında. .. İki millet arasında paylaşılamayan bir şehrin çilesi, karakterlerin çilesi olmuş adeta.Yazar karakterlerden hareketle 'barış' istiyor bu romanda. O topraklarda top, tüfek ve kalaşnikof sesleri yerine Muz Sesleri duyulacak kadar sükût istiyor. Hoşuma giden bir başka şey daha var romanda, bizler Batılılar gibi çok fazla düşünmeyiz konuşurken. Ama genelde öyle anlatırız romanlarda. Sanırım Batılı gibi görünmeyi arzuladığımız için. Temelkuran, Ortadoğu'yu ve Ortadoğunun insanlarını Batılı gibi anlatma çabasına girmemiş. Ortadoğuluların yanında, mücadelerinde, bir romanla da olsa yer almış.
**dipnot: Kitabın teşekkür bölümünde Hizbullah editörünün yer alması,beni şaşırtmadı değil. Ancak o yazarın siyasi görüşüyle ilgili tabii.