Julian Barnes'dan yemek tarifi almadık da demeyiz madem! Barnes'ın "Mutfaktaki Tarifbaz" kitabı nefis (bu sözcüğü daha doğru kullanamazdım herhalde). Elbette ki bu bir yemek tarifi kitabı değil, daha ziyade yemek tarifi kitaplarına dair bir kitap diyebiliriz. Kendisini bir "tarifbaz" olarak niteleyen Barnes, bu hafif ve neşeli kitabında yemek kültürüne ve özellikle evde yemek pişirme pratiklerine dair tatlı tatlı kafa yoruyor.
Bazı kısımlar müthiş komik, sesli kahkahalar eşliğinde okudum. Bir tarifi izleyerek yemek yaparken hepimizin yaşadığı soru ve sorunlarla (ne demek orta boy soğan? neye göre orta? bir avuç fıstık tam olarak kaç fıstık eder?) her zamanki muzip üslubuyla alay ediyor.
Elbette ki yazan Barnes olunca kitap sadece hafif ve neşeli olmuyor, yine derin entelektüel birikiminden faydalanarak harika tarihi anekdotlarla süslemiş metni. Sonuçta ortaya hakikaten leziz bir kitap çıkmış. (Bu kitaptan öğrendiğim bir tuhaflık: Kazuo Ishiguro'nun "Ulusal simgeyi yemek her zaman hoşuma gider" diyerek Avustralya'da kanguru eti yemesi... Yorumsuz aktarıyorum.)
Yazar, tarif takip ederken hissettiğimiz telaş ve endişe duygusuna odaklanıyor kitap boyunca ve şöyle de nefis bir tanım bırakıyor bize: "Yemek pişirmek gereksiz telaş aracılığıyla belirsizliğin (tarifin) kesinliğe (tabaktaki yemeğe) dönüştürülmesidir."
Bu arada Serdar Rifat Kırkoğlu dışında birinin çevirisiyle Barnes okumak ne zormuş ya. Maalesef oldukça kötü bir çeviri, daha da kötü bir redaksiyon söz konusu. Okuma ritmini bozan gereksiz dipnotlara emek harcamak yerine (risotto için, penne için, "marine etmek" için dipnot vardı yahu. Bu kitabı okumaya heves eden birisi herhalde risottonun ne olduğunu ve pennenin bir makarna cinsi olduğunu filan biliyordur!) keşke düşük cümleleri ve yazım hatalarını düzeltmeye zaman ayırsaymış çevirmen ve yayınevi. Belirtmeden edemeyeceğim.
Neyse, eğlenceli ve tatlı bir okumaydı yine de. Barnes ile biraz gülüştük diyebilirim, iyi geldi vallahi.