Benim için ne olduğunu isimlendiremediğim biri, bir gün bana en sevdiğim yazarın kim olduğunu sormuştu. Hiç düşünmeden Kafka dedim. Aslında soru eksik. Yani en sevdiğim yazarla, okumayı en sevdiğim yazarın arasında fark olabilirdi. Kafka dememin nedeni ise O'nun hayatındaki sıkışmışlığı, kendi hayatımdaki sıkışmışlıkla özdeşleştirmem. Şimdiye kadar, herhangi bir tehlike karşısında hemen devreye soktuğum savunma mekanizmam vardı -siz buna isterseniz Uzay Yolu'ndaki Mr Spak'ın emriyle çalışan güç kalkanları diyin, isterseniz de kirpinin çevresine dikiverdiği trafo niteliğindeki dikenleri diyin- Ama Kafka'nın bir cümlesi bunun üzerinde düşünmeme neden oldu. Şöyle diyor Kafka, ''insan ancak olabildiğince az yalan söylediğinde olabildiğince az yalan söylemiş olur; yoksa olabildiğince az yalan söyleme fırsatını bulduğunda değil.'' Yani bizlerin bazı konularda yaptığı bu ve bunun benzeri önlemler aslında kendimizi kandırmaktan başka bir adım öteye gitmez. Bir kalenin bir sadırıya hatta bir çok saldırıya uğramadan, güçlü bir kale olduğunu nasıl söyleyebiliriz? Bir insanın, 'örs'leri tepesine tepesine yemeden, güçlü biri olduğu neticesine nasıl varabiliriz? Bunlara bazılarınız yaşamsal detaylar diyebilir ama Lichtenberg'in dediği gibi ''Dünyada en büyük şeyler, bizim hiç dikkate değer bulmadığımız, gözümüzden kaçan ve gittikçe biriken başka sebeplerle meydana gelir.'' O yüzdendir ki her nefes alışımızı en ince ayrıntısına kadar, her eylemimizi her ATPsine kadar incelememiz gerekir. Ben bütün bunların neticesinde 'engelleme'lerimi ortadan kaldırıyorum. Gerisini hayatın akışına havale ediyorum. Size bu kitabı okuyun veya okumayın gibi bir tavsiyede bulunmayı çok kayda değer bir şey olarak görmüyorum ama sadece şu kadarını söyleyebilirim: okuduktan sonra hala bir şeyleri değiştirememişseniz, bence bir kez daha okuyun; çünkü içimizde değişmesi geren çok şey var.