1963-11-22
Edebisi bol şeyleri okumak keyiflidir. Keyif vermesinin yanında bazılarının koltuklarını da kabartır.
Gerçekten incelenmeli. Edebiyat zannediyorum güzel bir şey. Zannediyorum, çünkü bir fikir sahibi değilim. Edebiyatı fikir sahibi olduracak bir şey olarak göremedim, görebildiğim zaman sanırım ciddi işler yapmaya başlayacağım. Neyse, King okumak da keyiflidir. Çok keyiflidir. Bir şey okurken zevk aldığımı hissediyorum en azından. Mesela çok saçma bir şey yapacağım; Böll olmasaydı da King ayarında başka bir yazar olsaydı, mesela Cem Akaş olmasaydı da King'ten bir adet daha olsaydı... Olmayan bir şeyden haberdar olamayacağımız, haliyle bu durumu zerrece sezemeyeceğimiz için hiçbir şey fark etmezdik, yine de böyle bir şeyin olmasını tercih ederdim sanıyorum. Adam kaç yaşına geldi, hâlâ yazıyor, inatla yazıyor. Ver ellerinden öpeyim.
Alkolik olan karısının terk ettiği edebiyat öğretmeni Jacob Epping -namı Jake- bir gün Al adlı restoran işletmecisi bir arkadaşının, işyerindeki "tavşan deliği" adlı bir zaman geçidini göstermesiyle geçmişe gider ve Kennedy suikastını önlemeye çalışır. 800 küsur sayfalık kitabı için böyle söylenebilir, lakin söylememek lazım. Döverler adamı.
King'in bazı izleklerinden bahsetmem gerek. Birincisi; unutuş izleği. Ceset'te, O'da, Rüya Avcısı'nda, başka birçok romanda onca olaya, onca korkuya rağmen insanların unuttuğunu görüyoruz. İnsanlar unutur ve acılar geçmişte kalır, öyle bir geçmişte kalır ki belki de ölüm anına kadar bir daha anımsayamayız. Çok utandığımız, çok acı çektiğimiz anlar o an için büyük bir yoğunlukla, sanki silinmeyecekmiş gibi aklımıza kazınırlar o an. Ölmek isteriz, sefil hayatımızı daha fazla sürdürmek istemeyiz. Fakat rüzgar eser, güneş doğar, bulutlar yer değiştirir ve bunlarla birlikte biz de değişiriz; unutarak. Eğer unutuş olmasaydı insanoğlunun ansızın delirmesinden daha doğal bir şey olmazdı dünyada.
İkincisi; kötülüğün bilinmeyen, anlaşılamayan izlerinin insanlardaki tezahürü. Uykusuzluk mesela, renkler. Çılgınlığın Ötesi, aklıma gelmeyen birçok roman. Kötüleşen demek istemiyorum ama başka bir kelime de bulamadım, kötüleşen karakterlerin bilinmeyen, sezilemeyen bir kaynaktan aldıkları doğaüstü güç, King'in romanlarında sanat haline geliyor adeta. Şimdi bu kitaptaki izine bakalım:
Harry'yi söylemiştim, babası cinnet getirip aileyi çekiçle katletmişti hani. Babasının adı Frank ve şu şekilde geçiyor: "Ama bu nazik adamın buz gibi gözleri vardı. Kendisine hayran hayran bakan kadınlarla -haremiyle- konuşurken gözleri maviydi. Ama kısa süreliğine de olsa bakışlarını bana çevirdiğinde griye, kar yağmadan önce gökyüzünün büründüğü renge döndüklerine yemin edebilirdim." (s. 157)
Renkler, King'te asla tekin değildir.
Kitabı okuyacaklar için sadece şunu söyleyebilirim ki böyle kitaplardan korkulmasın, kalınlığı hiç korkutmasın. Kalın kitap diye bir şey yoktur, az okuma vardır. Bir diğer şey; bir öğretmenin geçmişte beş yıl yaşayışını en ince ayrıntısına kadar görmek gerçekten keyif verici. O zamanın insanları, öğrencileri, okul yaşamı, ilişkileri ve bir sürü, bir sürü ayrıntı. Sadece bir serüven değil, yaşamı yarı yıkık bir öğretmenin hayatı anlatılan. Kahraman olan öğretmen olayı biraz can sıksa da ve sonu tam Türk filmine bağlasa da ben bir kere daha okurum bu kitabı ama muhtemelen emekli olunca. On numara kitap, ellerinden bir kez daha saygıyla öperim King Abi.