Kızıl Oda
Wells'i biliyoruz. Öykülerini bilmiyoruz. Ben bilmiyordum, görmüş oldum. Çok güzelmiş. Üç beş tanesine biraz daha yakından bakalım.
Mor Mantar Başı: Azıcık sünepe bir beyefendinin şans eseri birkaç mantar bulup yemesi, sonra kafayı yiyip karısına, sevmediği tanıdıklarına gider yapması. Komedi gibi, biraz da Stephen King'in kafayı yiyen garsonunun olduğu hikâyenin biraz daha özü, basiti. Süper.
Felaket: Çok zor durumda kalan adamın ani kurtuluşu, sürprizli. Bunu ele almamın sebebi şu:
"Bu olaydan okurların onun tamamen umutsuz olduğunu düşünmemeleri için söz edilmiştir."
Ahmet Mithat Efendi tadında bir cümle, tabii onun kadar okuyucuyla yüz göz olma olayı yok. Arada bir iki tadımlık cümle var böyle. O zamanlar bunlar mevcutmuş demek ki.
Genel olarak bakınca öykülerin bazılarında muazzam bir olaya şahit olan bir tek kişinin olayı anlatması tekniği var. Dolayısıyla gerçeklikten emin olamıyoruz. Zaten o kaygı da güdülmediği için daha güzel. Ben mesela bir adam, "Cennete gittim, şöyle şöyleydi," dese ve oraları süper anlatsa hemen inanırım. Çünkü neden inanmayayım. Yani. Winslow adlı eskici gibi bir adam var, bir öyküde kahraman kendisi fakat başka bir öyküde de adı geçiyor. Neden bu ayrıntıyı verdim, bilmiyorum. Böyle ortak kişili metinleri çok seviyorum, sanırım ondan.
Deniz Avcıları: Stephen King'in Raft'ını bildik mi? Orada bir raftta mahsur kalan gençler vardı. Burada da denizden gelen acayip hayvanlar var, onlarla mücadele. Bu da gayet güzel.
Kristal Yumurta: İşte en somut benzerliği kurabileceğim öykü bu. Clark Ashton Smith'in Ubbo-Sathla'sına gidelim. Paul Tregardis, eskici gibi bir yerde bir küre mi diyeyim bilemedim, yuvarlak bir şey bulur. Dumanlı süt rengi diye bir şey var mı bilmiyorum, onun renginde bu yuvarlak şey. Kürede bazı şekiller görür, bakar da bakar. Meğersem Zon Mezzamalech isimli bilinmeyen çağlardaki bir büyücünün hayatını yaşıyormuş kürede. Çok acayip şeyler görüyor tabii, ilk zamanlara kadar gidiyor ve Ubbo-Sathla'nın çamur deryası halindeki Dünya'da hükümranlığında buluyor kendini. Sonra ortadan kayboluyor.
Bu yumurta da şeklen aynı. Işık doğru açıda düştüğünde içinde başka dünyaların görüntüleri var. Meğer orası bir yermiş ama söylemeyeceğim, heh heh. Alın okuyun arkadaş. Bay Cave de bu yumurtaya bakıyor da bakıyor, bağımlısı oluyor derken öykü süper.
Bıçak Altında: En baba öykülerden biri de bu.
Pollock ve Porrohlu Adam: Bir lanet öyküsü, lanetten kaçmaya çalışan bir adam var. Thinner gibi. Amma lakin ki tam öyle değil; Robert E. Howard'ın Cehennem Güvercinleri öyküsünde yılan gönderme olayı vardır. Voodoo gibi işlere girip yamuk yaparsan ayvayı yersin, kıçından ısırıverir yılan. Nalları dikersin. O öykü ABD'de geçiyor, burasıysa Sierra Leone. Burada da yılan gönderme olayı var. Atalar Amerika taraflarına göçmeden buralardaki ritüellere güzel örnekler var. Bu öykü de güzel.
Örümcekler Vadisi: Yine Stephen King, Yağmur Mevsimi. Örümceklerden nefret ederim. Ürpertici.