Dağı Dağa Kavuşturan Hakkındaki Yorumlar

Anke 30.09.2010
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Sürükleyici bir anlatım, bir çırpıda okunan nefis bir kitap. Bugünlere gelirken ne badireler atlattığımızı hatırlamak için.
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
Kitapkurdu
Kitapkurdu
Bilgi İçin 
cramel 29.03.2007
Satın Alma Onaylı Bu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Savas sonrasi Ic Anadolu insani yasantisi, donemin gercekleri, sisteme karsi olmasa da zarar goreceginden korkarak daglara kacmis birinin yasadiklari ve hissettikleri, yine donemin koy cocuklarinin safligi temizligi, yalin bir uslupla anlatilmis kitapta. Sanki gercekten yasamis insanlarin hatiralari gibi geliyor okuyana... Hosuma gitmeyen tek yani (ki bunun da aslinda yazarla ve kitapla hicbir ilgisi yok), o zamanlarda da keyfe gelip havalara ates atma gibi bir gelenegin oldugunu ogrenmek oldu...
Yanıtla
3
0
Destekliyorum  1
Bildir
econozzy 10.10.2001
İç içe geçmiş birkaç öyküden ve artık geçerliliğini yitirmiş insani değerlerden oluşan romanı özetlemenin zor olduğunu söylemeliyim. 1940’lı yıllarda, Orta Anadolu’da yaşanan yokluk ve yoksulluk günlerinde, eşkiyalıktan dönme kasaba zengini ile eşkiyalığı mecburen sürdüren Osman arasında kan davasına dönüşen çekişmenin; köylünün, kasaba halkının, eşrafın ve devlet görevlilerinin de bu çekişme etrafında saf tutuşunun bir tablosunu çiziyor yazar. Öyküde yer alan tiplemelerin bireysel tarihleri sayesinde ise, gerilere; I.Dünya Savaşı sırasındaki trajik olaylara, bölgedeki Ermeni meselesine değiniyor.

Klasik gerçekçi anlatım tekniği ile, yakın tarihin gerçekçi bir tasvirini amaçlamış Süleyman Sağlam. Elbette romana giren olaylar ve oluş biçimlerinin yazarın tarih algısında bir gerçekliği var. Ne var ki, bu tarihsel geri plan oldukça tartışmalı görünüyor. Geçmiş bugünün ideolojisi ile canlandırılıyor. Yazarın “techir” yorumlarında hiçbir yenilik yok; resmi tarihin Ermeni meselesi maddesini alıp ekleyivermiş öyküsüne. “Gün geldi, devir değişti. Ermeniler azıttılar, Ruslarla bir olup Osmanlı toprağında devlet kurmaya kalktılar(...) Osmanlı zor durumlardan kurtulmak için çareyi bunları uzak topraklara sürmekte buldu” biçiminde özetlenecek tarih tezini kısa bir yazıda tartışmak niyetinde değilim. Ancak, yazarın kendi görüşlerinin doğruluğunu daha iyi kanıtlamak için, varını yoğunu terkedip Kayseri’den kaçan bir Ermeni tüccara “biz bu memlekette çok rahat yaşadık. Dediğin gibi askerlik yok, vergi yoktu. İdare bizde, ticaret bizdeydi, ama değerini bilemedik. Olan oldu, şimdi cezasını çektiriyorlar” sözlerini telaffuz ettirmesi, hem estetik hem etik sorunlar yaratıyor. Anadolunun bir çok yerinde olduğu gibi Kayseri’de de pek çok servetin kaynağında terkedilmiş dükkanlar, gömülmüş altınlar, el koyulmuş topraklar olduğunu hiç kimse gizlemediği halde, Süleyman Sağlam, kendisine emanet edilen altınları yıllarca saklayıp Ermeni sahiplerine teslim eden ama öykünün bütününüyle de organik bir bağı olmayan namuslu tüccar tipini öne çıkararak, klasik gerçekçi romanın “tip” öğesini zedeliyor. Bir öykü anlatmaktan çok, bir kentin-bir toplumun bilinç altını temizliyor sanki.
Yanıtla
6
2
Destekliyorum 
Bildir