1873 yılında, Abşeron yarımadasında Baku’ye bağlı ilçelerden Balahanı’daki petrol işletmelerinde çalışan yazarın büyük dedesi Cevat Ahundov’un işinden atılmasıyla başlıyor bu uzun hikaye. Rusya’nın ekonomik, siyasal ve toplumsal karmaşası içerisinde, devrimci düşüncelerin ve insan tiplerinin yavaş yavaş serpildiği bir dönemde ailesini güçlükle geçindiren Cevat’ın evi, oğlu Esadullah’ın doğmasıyla şenlenir. Küçük yaşta babasını kaybeden Esadullah, kısa süreli bir molla mektebinin ardından kuyumcu ustalığı sayesinde kurtulur yoksulluktan. Rusya’daki Bolşevik hareketine paralel olarak Azerbaycan’da da bağımsızlık, özgürlük, ulusal kimlik düşüncelerinin yayıldığı bu yıllarda, Çarlık polisinin baskılarına rağmen, Esad da katılır muhalifler arasına. Üstelik annesinin isteğine uymuş ve evlenmiştir de...
Romanın bundan sonraki bölümlerinde, Azerbaycanlı aydınların halklarının bağımsızlığı uğruna giriştikleri mücadeleyi anlatıyor İldeniz Kurtulan. Bir kısmı Ekim devrimine bağlanmış, bir kısmı Sovyetlerin gölgesinden rahatsız ve önemli bir bölümü de Müslüman kimliğine sarılmış aydınlar ve onların öncülüğünü yaptığı halk kitleleri, kanlı bir savaşın içine düşüyorlar. Osmanlı topraklarındaki Ermeni sorunu, Azerbaycan’a fazlasıyla yansıyor. 20.yüzyılın başlarında, halkların birbirine olan kin ve nefretini; “kudurmuş bunlar dedi. evlerin kapısını kırıp giriyorlar, herkesi öldürüyorlar.. Savaş mı bu? Evdeki çoluk çocuğun günahı ne? Bunların hepsi cani! Gözlerimle gördüm, kundaktaki bebekleri süngülediler, bu yetmedi, süngü üstünde gezdirdiler, bu vahşete akıl erdiremiyorum” tarzında cümlelerle bütün çıplaklığı ile sergiliyor yazar