Denizi Yitiren Denizci
Denizi Yitiren Denizci

Kitapyurdu Fiyatı: 210,20TL

Ürüne Git
184Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Denizi Yitiren Denizci
Noboru'nun annesi iyi geceler diliyor, odanın kapısını kilitliyor ve yatak odasına gidiyor. Noboru yangın çıkmasından korkuyor, o zaman kurtulamayacak. Anneyle araya girmiş keskin bir ayrılık. Kilidin sesi Noboru'yu evinin diğer kısımlarından, annesiyle kurmaya çalıştığı bağdan koparıyor, tek bir mekâna hapsediyor. İkincisi, annenin bekçilik etsin diye Noboru'yu evde yalnız bırakması. Sağlıksız bir ilişki geliştirdikleri ortada, babanın yokluğunda anne-oğul ilişkisinin güdüklüğü en kritik yaşlarda, Noboru'nun çocukluğunda yaratılıyor. Annesini bir "dişi" olarak görüyor Noboru, biyolojik bağ oluşmadığı için karşı cinsten herhangi biri gibi anne, kendi yaşamına dönük. Evde yalnızken işgal askerlerinin duvarda açtıkları deliği keşfediyor, annesinin odası dikizlenmiş. Noboru, bir zamanlar kendisinin yerinde iri, sarışın, kıllı bir gövdenin durduğunu hayal ediyor, o kişinin gözlerini ödünç alıyor ve annesini dikizleyenlerden birine dönüşüyor. Ağlayıp sızlanmaya geldiği zaman artık eskisi gibi çocuk olmadığını, odaya dalmaktan vazgeçmesi gerektiğini duyuyor. Noboru'nun savaş sonrası travma dönemlerinde serpilen yaşamı zaten olabildiğine kırılganken annesinin dışlayıcı davranışlarıyla bitmez bir tekilliğe boğuluyor, çarpık davranışlarını bu temele oturtmak gerek. Sonrasında annesini gözetlemeye başlıyor, kendi dünyasındaki boşluğu evinin boşluğuyla bütünlüyor, on üç yaşına geldiğinde bir parçası olduğu çetesi boşluğu büyütüyor. Savaş sonrası nesli, Avrupa'da palazlanan varoluşçulukla etkileşimli, "kendilerine ve dehalarına inanan" birkaç çocuk. Otoriteden, yaşamın büyük bir bölümünden nefret ediyorlar ve bir şeyleri değiştirmek istiyorlar. Üreme, toplum, hepsi uydurma kavramlar onlara göre. Yüceltilen bireysellik tek inandıkları şey. "Babalar ve öğretmenler, baba ve öğretmen oldukları için, bağışlanmaz bir günah işliyorlardı." (s. 15) Noboru yüreğini çapa olarak imliyor, çürümenin arasında bir sabitlik, denizin sürükleyiciliğine bir nokta. Her şey kontrol altında, öfke çok kuvvetli, Noboru eyleme hazır. Kurulu bir halde bırakayım kendisini. Tsukazaki, ticaret gemilerinden birinde ikinci kaptan. Noboru'nun annesiyle aralarında kuvvetli bir çekim oluşuyor, yemeğe çıkıyorlar, sevişiyorlar. Noboru için kutsal olan ikililerin bir parçası haline geliyor Tsukazaki; anne-Noboru ve anne-adam. Üçlenecek bir durumu ne pahasına olursa olsun engelleyeceğini söylüyor Noboru, kendi kendine. İkililer kusursuzluk demek, bozulmamalılar ama yaşamın akışı bozuma doğru uzanıyor. Tsukazaki'nin denizle olan ilişkisinin anneyle -Fusako diyeceğim bundan sonra- birlikte değişimini ele almalıyım, bir denizcinin denizini yitirmesiyle birlikte gelen facialara göğüs gerip geremediğini söylemeyeceğim ama bu konu mühim. Karaya yabancılaşma ve karayla tanışma süreci ruhunu yıpratmış durumda, bitimsiz tekrarlar "özel biri" olduğunu duygusunu ortadan kaldırmak üzereyken anneyle tanışıyor, kusursuz bir zamanlama. Başlarda uyandığı zaman kendisini gemide bulacağı inancı ortadan kalktıkça yaşadıklarının yol açtığı şaşkınlıktan da kurtuluyor, bir kadının evinde uyandı, kadın içten ve sıcak, oğlu sessiz, usul. Gemisini özlese de özleminde bir tavsama var, belki de kadın olarak düşünüp kendisini bıraktığı denizi yanlış yerde arıyordu, aradığı şey deniz değil, bir kadındı, yanlış eşleştirme yüzünden otuzlu yaşlarına geldiğinde özlemini çektiği sihirli yaşamına ulaşamayacağını düşünür haldeydi. Aradığı ideal aşkı bulamayacağını düşünüyordu, Fusako'yla seviştikten sonra bu ideal aşk fikrini ona açmamasının sebebi anlaşılamama korkusuydu ama korku da kayboluyordu yavaş yavaş. Yine de emin değildi, kadının yeterince derinlikli olmadığını, sadece bir "et parçası" olduğunu düşünüyordu. Kendisine gösterilecek incelikten başka türlü incelikler olduğunu da görecekti. Anlatı kronolojik seyrederken biraz geriye dönüyoruz, Tsukazaki'yle Fusako'nun nasıl tanıştığını görüyoruz, Noboru'nun edilgenliği onu düşünmeye zorluyor, annesiyle bu yabancı adam arasındaki ilişkinin derinleşmesini kaygıyla izliyor. Adam onun için büyülü bir dünyanın kahramanı, bitmek bilmeyen denizlerden, dünyanın öbür ucundan çıkıp gelen bir serüvenci. Üstün bir varlık kısaca; Tsukazaki'nin karaya alışamaması da tetikliyor bu üstünlüğünü, garipliği çocukların gözünde kahramanlığa dönüşüyor, ta ki Fusako'yla ilişkileri başlayana kadar. Çete toplanıyor, yaşamın anlamsızlığı üzerine rutin konuşmalar yapılıyor, bu bölümde Mişima'nın varoluş kargaşasını çözmek için getirdiği çözümü Sartre'ın kafayı kırıp sağa sola ateş açan adamının eyleminde bulabiliriz; yok etmenin ve değişime yol açmanın bir anlamı vardır, eylemler ne kadar radikal olursa olsun eylenmelidir. Aşağı yukarı böyle bir şey. "İnsancıl olmamak her biri için onur duyulacak bir özellikti." (s. 51) Küçük bir hayvanın derisini yüzerler, anlama kavuşmak için uç noktalara kadar gidebilirler. Adamla kadının yakınlaşması gözlerinden kaçmaz, adamın aslında bir kahraman olmadığı, Noboru'nun annesiyle birlikte olmak ister istemez anlaşılır. Konumunu bir anda yitirir adam, o da otoritenin, baba figürünün bir parçası haline gelir. Denizdeki maceralarını bırakıp bir kadın için karada yaşamayı kabullenecek kadar düşük bir insandır çocukların gözünde, cezalandırılmayı hak etmektedir. Noboru, çetenin Tsukazaki için hazırladığı planı uygulamaya karar verir, annesiyle Tsukazaki'yi gözetlediği anlaşıldıktan sonra. Kopma noktasıdır bu; annenin öfkesi çocuğa güç verir, yetişkinlerin patlamalarına alışıktır, kendisini asıl yıkacak şey adamın göstereceği öfkedir. Tsukazaki'nin denizden kopuşu ruhunu değiştirmiştir, haşinliği ortadan kalktıktan, denizi Fusako'da bulduktan sonra sertliği giderek törpülenir, Noboru'yu dostça uyarmaktan başka bir şey yapmaz. Noboru için Tsukazaki'yi bitiren bir davranıştır bu, yaptığı kötülüğün karşılığında her türlü aşağılamayı hak ettiğini düşünürken, aşağılamayı neredeyse özlemle beklerken affedildiğini görmek, adamı gözünde iyice değersizleştirir. Çete, hayvana yaptıklarının benzerini Tsukazaki'ye de yapmak ister, planlar yapılır. Klasik bir son aslında; Fusako'yla Tsukazaki'nin birbirlerinin korkularını törpülemeleri, yaşamlarının anlamlarını birbirlerine uyacak şekilde yontmaları tamamlanmaya yakındır, evliliklerinden önce son bir kez ayrılırlar, Fusako adamın döneceğini bilir, en azından buna inanır. Adam, çocukların davetine icabet ederek gizli mekânlarına gider, denizlerdeki hikâyelerini anlatacaktır. Geri dönüp dönmediğini söylemeyeyim. Birkaç mesele var, dokunup bitireceğim. Bir, herhangi bir konuda liste yapan insanlara korkuyla yaklaşınız. İki, çocuklar saf kötülüğün neferleri haline gelebilirler, yetişkinlerin bu mertebeye ulaşmaları zor. Üç, Mişima ne kadar çabalarsa çabalasın, birazını olsun anlatamayacağı bir karanlığa sahipmiş zamanında. Dört, varoluşun Japonlarda ne kadar uçuk bir hale geldiğini iki müntehirden, yaşamlarında dost olan ve ölümlerinde de dostlukları süren Kobo Abe'den ve Yukio Mişima'dan biliniz.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
13.05.2026
Denizi Yitiren Denizci
Of. Erkek ergenliğini Mişima kadar cesur ve iyi yazan kimse var mı bilmiyorum, sanki yok ve olmayacak. Bu güzelim kitabı sadece erkek ergenliğine indirgeyemeyiz elbette ama beni en çok vuran kısmı bu olduğundan öyle başlamış bulundum, halbuki bin tane katmanı var metnin ve hepsi birbirinden leziz. Eşini beş sene önce kaybetmiş bir kadın; Fusako, yıllar sonra bir adama, denizci Ryuji’ye aşık oluyor. Ryuji’nin denizciliği denize aşık olmasından değil, karadan nefret etmesinden geliyor ki kitap boyunca bu ikisi arasındaki farkı, bu seçimin ardındaki itkileri bolca irdeliyor ve bunun aslında nasıl bir yanılsama olduğunu mükemmelen aktarıyor yazar. Fusako’nun bir de on üç yaşında bir oğlu var; Noboru. Zaten hikâye; hayata dair perspektifini oluşturma aşamasında olan Noboru’nun Ryuji’yle ilişkisinde düğümleniyor. Başta da söylediğim gibi, bence kitabın en güçlü kısmı Noboru’nun psikolojisine dair okura sunduğu içgörü. Okuduğum neredeyse tüm Mişima kitaplarında hep aklıma kazınan, sanki bir anda bir soğuk rüzgar çıkmış gibi ürpermeme sebebiyet veren çok tekinsiz erkek çocukları oluyor. Yazarın hayat öyküsünü bilen ve Bir Maskenin İtirafları’nı okuyan kimsenin şaşırmayacağı bir durum bu elbette. Savaş sonrasının anlamsızlığı ve aşağılanmışlığında kendine bir kimlik bulmaya çalışan, Doğu-Batı savrulmasını sadece ülkesinde değil evinde dahi hisseden, kendisini çürütmekte olduğuna inandığı dünyayı yalnızca kanla kurtarabileceğine ikna eden bir erkek çocuğunun zihninin içine giriyoruz - gittiğimiz yer ziyadesiyle tehlikeli bir yer, satırlar arasında gezindikçe anlıyoruz. Bu kimlik ve erkeklik krizi anlatısını, Oidipus kompleksinin en unutulmaz örneklemlerinden birine dönüştürüyor Mişima. Kurnazlıktan değil de asıl saflığın içinden doğan kötülüğün nasıl bir cehennem olabileceği üzerine bana kocaman bir zihin egzersizi bıraktı metin. Söylenecek çok şey var yahut hiçbir şey yok, anlatmak değil de okumak lazım bu kitabı. Zaten ne desem sizi o unutulmaz finale hazırlayamam. Okuyup kendiniz deneyimleyiniz.
YsmnByk87
Üstat
23.03.2026
Denizi Yitiren Denizci, küçük yaşta babasını kaybeden Noboru’nun gözünden anlatılır. Annesi Fusako’nun denizci Ryuji ile ilişkisine tanıklık eden Noboru, onu özgürlüğün ve gücün sembolü olarak idealize eder. Deniz, onun için yüceltilmiş bir yaşam; denizci ise neredeyse kusursuz bir figürdür. Ancak Ryuji’nin denizi bırakıp karada sıradan bir hayatı seçmesi, Noboru’nun bu idealini yıkar. Hayranlık yerini öfkeye bırakır. Noboru ve arkadaşları, yetişkin dünyasını acımasız bir bakışla yargılamaya başlar. Roman, masumiyetin nasıl karanlığa dönüşebileceğini çarpıcı biçimde gösterir. Yukio Mishima, büyüme, erkeklik, otorite ve hayal kırıklığını şiirsel ama sert bir dille işler. Deniz ile kara arasındaki karşıtlık, özgürlük ile sıradanlık çatışmasını simgeler. Rahatsız eden ama unutulmayan güçlü bir roman.
Şemsi Kurt
Kaşif
23.02.2026
Sarsıcı. İnanılmaz. Ürkütücü. Bu kelimeler bu kitabı anlatmaya yeter mi? Çok mu eksik kalır? Bilemem. Tasvirleri ve gözlemleriyle öne çıkan bir yapıt. Şaşırtıcı bir gizemle yaşamın içindeki bazı kavramları sorgularken buluyorsunuz kendinizi. Çocukken okuduğum bir kitabı hatırladım istemsizce:"Çocuklar Yönetimde" Çocuk gözüyle sorgulamanın zirvesi oldu bu eser. Okurken dişlerinizi sıkacak bu kadar da olmaz artık diyeceksiniz.
Jay Gatsby
Kitapkurdu
07.01.2026
Çoğu kişi gibi benimde yazarla tanışma kitabım oldu. Betimlemelerden memnun olan yahut okurken yılmayan biriyseniz sizi memnun edecektir. Bir noktadan sonra olan olaylar ilginizi mutlaka çekecektir. Her romanda karşılaşamayacığınız yaklaşıma ve yapıya sahip.
Açık ve net birisi
Bilge
Yer yer dili ağdalı olmakla birlikte fazlasıyla ayrıntılı bir kitap. Hassas konuları çok narin bir dille anlatmış. Denize ve denizle ilgili şeylere merakınız yoksa dili inanılmaz ağır gelebilir. Meraklısına diyorum.
slnkrdmr
Bilge
02.09.2025
Japon edebiyatına bu kitap ile başlamak ister miydim emin değilim :) Kitabın akıcılığı güzel ancak beklenmeyen bir son ile sarsıldığımı söylemeliyim.
emreaykanat
Kitapkurdu
03.06.2025
Mişima'nın en güzel eserlerinden olan bu kitapta, deniz, gemiler ve okyanus seferleri hayalinin trajik işlenişine tanık olacaksınız. İyi okumalar.
sureyyaf
Kitapkurdu
28.10.2024
Kitabı Çehov'un "3 Yıl" kitabından hemen sonra okudum. Bugüne kadar uslup olarak bu derece taban tabana zıt iki kitabı peşi sıra okuduğumu hatırlamıyorum. Kendimi aşkın sorgulandığı bir dünyadan, yaşamın sorgulandığı çok farklı bir dünyada buldum. Kitaptaki sınır ötesi bazı konular sizi iliklerinize kadar donduracak, düşüncesi bile sizi çok zorlayacaktır.
kenan kaya
12.04.2024
bu adam niye erken yaşta intihar etmiş daha çok edebi eser kazandırabilirdi edebiyata
ᴠᴏʟᴋᴀɴ06
Kitapkurdu
15.11.2023
Tekrar tekrar okumak isteyeceğim kitaplardan.
tugbalear
Üstat
30.10.2023
Tüyler ürpertici bir kitap. Bir solukta okudum ve bir grup çocuğun nasıl bu kadar kötü olabileceğini ve bunu sistematik planlı bir şekilde yapabileceğini gördük. Çoğu yazarın değişmeye cesaret edemeyeceği sert bir kitap oldu benim için ve bayıldım bu kurguya. Diger kitaplarını da okuyacağım mutlaka. Yerimden kalkmadan soluksuz 3 saatte okudum. İnanılmaz sürükleyici ve derin.
osman akalın
Kitapkurdu
22.10.2023
Bana Michael Haneke' nin Beyaz Kurdele (Beyaz Band olarak da bilinir) filmini hatırlattı. Belki Haneke, Mişima' yı okumuş olabilir ama filmdeki olayların gerçek hayattan alındığı bildiriliyordu. Bu durumda Japon ve Alman toplumlarının örgütlenme refleksinden söz edebiliriz. Henüz filmi izlemeyenler ve kitabı okumayanlar için sürprizli sonlarından söz etmek istemiyorum ama benzer konuyu işliyorlar.
Sezai Aclan Ulusçu
Hezarfen
26.06.2023
Japon edebiyatının etkileyici önemli eserlerinden biri... japoncadan çevrilen kitaplarda tercüme çoğunlukla çok başarılı oluyor...
alainkaraoglan
Kitapkurdu
03.04.2023
Yazarın ikinci okuduğum kitabı. Farklı bir üslup. Tavsiye ederim
Ssl61
Kitapkurdu
14.03.2023
belki içeriğinde hikaye biraz ağır gelebilir. Fakat eserin üslubu size kendisini okutuyor.
Şeyma Keten
Kitapkurdu
02.02.2023
Dili ve anlatımındaki şiirsellik dışında beğenmedim zaman kaybıydı konusundaki vahşet kanımı dondurdu öldürmeyi olağanlaştırdıp merak uyandırdığı için çocuklar okumamalı
ilo13
Kitapkurdu
17.12.2022
Kısa olmasına aldanmayın, çok yorucu bir kitap. Japon edebiyatına giriş yapmak için güzel bir eser değil ama onun dışında mükemmel.
özer mete
12.11.2022
Farklı kültür farklı eser...
Fsnbs
Kaşif
08.10.2022
Kitabı bir kadın olarak okudum,bir anne olarak ve bir çocuk olarak... Yazarın mükemmel betimlemeleri içinde kaybolurken üç farklı pencereden de baktım. Ama Mişima'nın çocukluğunu da aramadan duramadım. Sadece yitip gitmeye başlayan Japon gelenekleri değil yitip giden bir çocuk var ortada. Hiç kavuşulamayan aşktan da önemli olan Noboru'nun penceresi... Çözüm olmak istediğiniz ama bir türlü çözemeyeceğiniz o pencere...