Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi

Kitapyurdu Fiyatı: 327,70TL

Ürüne Git
1285Yorum
tosmakangel
Kitapkurdu
19.08.2022
Tutkularından Vazgeçemeyenler
Merhaba sayın okurlar. Özellikle benim gibi kitap okumayı tutku haline getirmiş kişiler için Orhan Pamuk'un ses getirmiş eseri 'Masumiyet Müzesi' yorumuyla karşınızdayım. Neden mi böyle söylüyorum? Çünkü kitaptaki tutku derecesi, bizim içimizde barınan bazı tutkuları da hatırlamamıza vesile oluyor. İki kez 'Masumiyet Müzesi'ni ziyaret etmiş biri olarak, artık kitabı da okumanın zamanı gelmişti. Şimdi bir daha ziyaret edeceğim ki müzeyi, bu kez gezmek okuduklarımın ışığında daha anlamlı olacaktır. Romanımızın konusuna değinecek olursak, 1970'li yılların İstanbul'unda başlayan 1990'lara kadar devam eden saplantılı bir aşk kurgusu diyebilirim. Zengin çocuğu Kemal'in düzenli bir ilişkisi, güzel ve eğitimli nişanlısı Sibel ile planları varken, uzak akrabalarının fakir kızı Füsun'a aşık oluyor. Başta küçük bir kaçamak gibi başlayan bu ilişki saplantılı bir tutkuya dönüşüyor. Tıpkı izlediğimiz eski Yeşilçam filmleri tadını veren kitapta, 'zengin erkek fakir kız' klişesi öyle bir işlenmiş ki, bazen bu kadar uzamasına sinir olacağınız sayfaları yine de bitirmek hevesine kapılıyorsunuz. Roman “hayatımın en mutlu ânıymış bilmiyordum.” cümlesiyle başlar ve “herkes bilsin çok mutlu bir hayat yaşadım.“ cümlesi ile sona erer. Bu cümlelerle aslında Kemal mutsuz bir hayat yaşadığını düşünenlere gerekli cevabı da vermiştir. Normalde ben de bazı yazarlarımızı ve kitapları acımasızca eleştirebiliyorum. Müze aşkımdan mıdır nedir bilemiyorum ama bu kitaba kötü eleştiri yapasım gelmedi. Önyargılı olanlar isterlerse yine okumasınlar bu kitabı. Halbuki bir kitabı bazen üslubu ve yoğun duyguları hissettirebilmesi hatırına, kalıplarımızın dışına çıkıp okuyabilmeliyiz. Harry Potter'ları okuyup, pazarlama taktiklerine kananların bizim ülkemizde de çoğunlukta olduğuna bakın ve bizim kitabımızın da müzesi olduğu için gururlanalım. Sayın Orhan Pamuk'u böyle bir projesi olduğu ve bunu hayata geçirebildiği için tebrik ediyorum. Kitabın sonlarına doğru olan ve benim de duygularıma değen bir alıntıyı da paylaşmadan duramayacağım. "Masumiyet Müzesi'ne gelecek kalabalıklar, inşallah geçici sergilerimizi de gezecekler ve o zaman çöp evlerde, dernek toplantılarında tanıştığım İstanbullu gariban kardeşlerimin, gemi fotoğrafı, gazoz kapağı, kibrit kutusu, mandal, kartpostal, artist ve ünlü resmi ve küpe toplayan takıntılı koleksiyoncularımızın biriktirdiklerini görecekler. Bu sergilerin, koleksiyonların hikayeleri de kataloglarda, romanlarda anlatılsın. O günlerde eşyaları seyrederek Füsun ile Kemal'in aşkını huşu ve saygı ile anan ziyaretçiler hikayenin Leyla ile Mecnun gibi, Hüsn ile Aşk gibi, yalnızca aşıkların değil, bütün bir alemin, yani İstanbul'un hikayesi olduğunu da anlayacaklardır." Not: İki kez müzeyi gezdiğimi söylemiştim. Bu kez 'Masumiyet Müzesi'ne kitabın içindeki biletle girmeyi ve daha anlamlı bir ziyaret yapmayı planlıyorum. Umarım bilet hala geçerlidir. :)
Dilek Dabakoğlu
Dilek Dabakoğlu 28 Ağustos 2022
Çok güzel yorumlamışsınız..Hemen alıp okumayı düşünüyorum..Teşekkürler..
Ali Riza Malkoç
Kitapkurdu
21.04.2022
Kitabın Adı Keşke ‘Mahcubiyet Müzesi’ Olsaydı
Yazarın diğer kitaplarından ilgiyle okumuştum. Çok da tür tercihlerim arasında olmasa da “nasıl bir aşk serüveniymiş ki bu?” merakıyla bu kitabı da okuma listeme aldım. Romanın bitimindeki “aşk ve müze” başlıklı sonsöz yazısında; kitaba yapılan eleştiriler üzerine, sayın yazar şu önemli hatırlatma notunu düşmüştür: “Aşkı hepimiz kendi sınıfımız, cinsimiz, kültürümüz, ülkemiz, hatta dinimize göre yaşarız. Romandaki aşk, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, İstanbullu yukarı sınıf bir beyefendinin aşkıdır. Okurun aşk hakkındaki düşüncesinin de Kemal'inkinden daha zengin ve derin olacağını da romanı yazarken tahmin ediyordum. Roman yayımlandıktan sonra bazı okurlar Kemal'in bencilliğinden şikâyet ettiler, onun hiç de “romantik” ya da “duygusal” olmadığını dile getirdiler. Başka okurlar ise hikâye ilerledikçe çektiği acılar sayesinde Kemal'i affettiler, hatta onu "romantik" buldular. Ben bu iki duyguyu da yerinde buluyorum.” Sayın yazarın bu açık sözlü, tutarlı ve dürüst yaklaşımı övgüye değer. Okurların da tüm önyargılardan sıyrılabilmesi için, kitabı okumadan önce, bu hatırlatma notunu dikkate almalarını öneririm. Bu noktadan sonraki yapacağımız eleştiri, öneri ve gözlemlerin muhatabı yazar değil, çoğunlukla romanın kahramanları olacaktır. Çünkü yaşam tarzlarıyla rol model olarak, tercihlerimizi etkilemek isteyen özne onlardır. Romancı ise gördüğünü, gözlemlediğini, yaşadığını edebi dille bize aktaran, yorumlayan kalem ehlidir. Belki de bu tespitlerimiz, başka bir roman kurgusuna ilham kaynağı olacaktır. Öncelikle kitap okurunun birikimi, beklentisi, donanımı, profili, toplumsal aidiyeti, coğrafi konumu; her alanda olduğu gibi, kitap tercihlerine de etki etmekte ve yansımaktadır. Okurluk ve yazarlık süreci boyunca; yalnızca roman, öykü, anı ve masallara odaklananlar olduğu gibi, sosyal ve fen bilimleri ile bu çeşitliliği çoğaltanlar da vardır. Benim medeniyet anlayışım, anlam arayışım ve kültürel tercihime göre; özellikle aşk romanlarıyla ömür tüketmek, hem bireyi hem de toplumu, mutluluk ve huzur açısından yanılgıya/hüsrana sevk edecektir. Maksat yalnızca kurgu/roman okumak ise; Toprak Uyanırsa, İnsan Neyle Yaşar?, Beyaz Zambaklar Ülkesi, Don Kişot, Sofie’nin Dünyası, Simyacı, Körlük, Mutluköy, Adalet Sevdam Benim vb. eserlere mesafeli durmak da; bir yanımızı kör/topal/sağır yapabiliyor. Buradan hareketle, romanın başkahramanı Kemal Bey’in yaşam tarzı, anlam arayışı, beklenti ve tercihlerini, davranışlarını ben de itici bulanlar arasındayım. Fakat yaşadığımız yerkürede “bu tür insanlar da varmış” gözlemini yapabilmek için okumak zorundaydım. 2014 yılında aramızdan ayrılan bir fizik profesörü olan Uğur Büget’in “Rum Kızı Aliki” adlı 120 sayfalık aşk romanını daha içten, duygusal ve iz bırakıcı buldum açıkçası. Roman kurgusu içerisinde; Kemal’in tercih ve davranışlarına karşı çıkan, onu eleştiren bir karakterin olmaması; tüm olumsuz yaşam tarzının rol modele dönüşme riskini taşımakta, her karar ve uygulamasını makul, etik ve meşru kabul edilme algısı oluşturmaktadır. Sonuçta kitabın okurları arasında bu ayrımı yapamayacak ergen bir kitlenin olduğu da göz ardı edilmemeliydi. Daha realist, objektif ve toplumcu bir kaygıyla, böyle bir sorgulayan/denetleyen bir roman karakterinin olmamasını eksiklik olarak görüyorum. Bu eksikliği bir okur gözlemiyle ne kadar tanımlayabilirim/tamamlayabilirim bilemiyorum fakat kurguyu bir psikolog, bir sosyolog, davranış bilimci tahlil etseydi, umarım daha akademik düzeyde çıkarımlar keşfederdi. Elbette her bireyin yaşadığı, tattığı, özlediği, gözlediği aşk türleri çeşitlilik arz eder. Gözlem ve bilgi olmadan; bilinç, yorum ve bilgeliğin kapısı aralanmaz. Aşk deyince ilk etapta zihnimizde; ilahi, insani, cismani, nefsani, platonik, romantik, tutkusal, mantıksal, idealist vb. türleri canlanacaktır. Mademki konumuz, karşı cinsten birine olan sevgimizin aşka dönmüş halidir. Kültür, sanat, bilim ve müzikten beslenen bir okur/yazar olarak, türkü ve şarkılardan yaptığım alıntılarla, aşkı zihnimde ve gönlümde canlandırmak istiyorum: “Aşk kâğıda yazılmıyor Mihriban”; “Sana olan duyguları bir bilebilsen Anlatabilsem, belki severdin. Ah le yar yar”; “Nasıl metheyleyim sevdiğim seni, İstanbul Bursa’yı değer gözlerin”; “Tanrı’dan diledim bu kadar dilek. O yârin yüzünü bir daha görek”; “Sanki billûr bir pınar, kahverengi gözlerin”; “Haticem saçlarını dalga dalga taratmış. Tanrı bizi topraktan, onu nurdan yaratmış”; “Güzel ne güzel olmuşsun görülmeyi görülmeyi”; “Muhabbet bağına girdim bu gece”; “Yeşil gözlerinden muhabbet kaptım”; “Ada sahillerinde bekliyorum”; “Gülünce gözlerinin içi gülüyor, kendimi senden alamıyorum”; “Silemezler gönlümden, ne aşkımı, ne seni”; “Dargın ayrılmayalım, diye koştum sana dün”; “Sevmekten kim usanır, tadına doyum olmaz”; “Gitmesin gözlerinden, pırıl pırıl arzular”; “Kara gözlüm efkârlanma gül gayrı, ibibikler öter ötmez ordayım”; “Mehtaplı gecelerde, hep seni andım”; “Seninle cehennem ödüldür bana, sensiz cennet bile sürgün sayılır”; “Ben gurbette değilim, gurbet benim içimde”; “Bir ilkbahar sabahı, güneşle uyandın mı hiç”; “Aşkımı bir sır gibi senelerdir sakladım. Geceleri rüyamda ismini sayıkladım”; “Gizli aşk bu söyleyemem, derdimi hiç kimseye”; “Duydum ki unutmuşsun, sözlerimin rengini”; “Gözlerin bir içim su, içim yandı doğrusu”; “Seni görmem imkânsız, rüyalarım olmasa”... Evet, bu ve buna benzer müzik eserlerinde işlenen temalar da aşkı betimliyor, roman kurgusundaki de. Elbette buralardan beslenenlere, romandaki aşk serüveni; yavan ve yetersiz gelecektir. Mademki sıradan bir aşk hikayesi kurgulanmış; yazarın kendi tercihidir, fakat kitabın adı keşke ‘Mahcubiyet Müzesi’ olsaydı. Belki o zaman daha yüce bir aşk, kutsal bir atmosfer olduğunu keşfeder ve okurlar bu durakta takılıp kalmazdı. “Dudak, döşek, kadeh” üçgeninde dolaşan cinsel haz eksenli, cismani, yüzeysel aşk betimlemeleri; hiçbir kutsal duyguyu tutuşturmuyor, saman alevi gibi sönüp gidiyor. Kemal’in nişanlandıktan sonra, ayrıca yeni reşit olmuş bir sevgili edinmesi; her uğradığı limanda, yeni bir metres edinen doyumsuz/hovarda bir kaptan izlenimi uyandırıyor. Elbette ahlak zabıtası gibi bir görev, yetki ve fonksiyonumuz yoktur. Fakat zihinsel, bireysel ve ekonomik bağımsızlığını kazanamamış şahsiyetlerin, geçici aşk maceraları ile oyalanması, kendileri için hüsran, toplum için tahripkâr sonuçları olacaktır. Elbette insanın monoton yaşamdan sıyrılıp, sıra dışı, aykırı eylem/tercih ve yönelimleri olmalıdır. Tutarlılık, kabul edilebilirlikle buluşabilen; kültür, sanat, estetik, etik, doğal yaşam kriterleriyle tartılabilen bir tercih olması arzu edilir. “Vur patlasın, çal oynasın” formunda, hiçbir sınır tanımayan bir yaşam tarzı, Lale Devri’ne bile rahmet okutan bir yaşam tarzı, aile bağlarını zayıflatacak ve toplumda çok farklı alanlarda olumsuz etkiler/tepkiler oluşacaktır. Okuduğum bir eser bana; ruh coşkusu, sevgi atmosferi, aşk ahlakı, bilgi birikimi, bilinç enerjisi, özgüven, moral-motivasyon, yaşam sevinci, yaşatma arzusu, toplumsal dayanışma, umut, cesaret aşılıyor mu, hangi yarama nasıl bir merhem sunuyor? Bu soru ve sorgularıma cevap veremeyen bir eser; içeriği ve üreticisi kim olursa olsun, eleştiri ve önerilerimi, etik, estetik ve yasal kurallara uymak kaydı ile iletmek zorundaydım. Okurlardan dileğim, bu çekincelerimi dikkate alarak kitaptan istifade etmeleridir. Yazardan beklentimiz ise; elbette sûfi bir Kemal’in aşk maceralarını beklemiyoruz. Fakat mantık, ahlak, felsefe, bilim, dayanışma, birlikte yaşam, adalet arayışı ekseninde bir aşk romanı da kurgulayabilirse iki roman birbirini dengeler/ tamamlar diye düşünüyorum. İyi okumalar.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
13.05.2026
Masumiyet Müzesi
Masumiyet Müzesi’ni seneler önce ilk okuduğumda anlattığı aşk hikâyesine takılmıştım - daha doğrusu bu bir aşk hikâyesi mi sorusuna takılmıştım diyeyim. Şimdi dizi uyarlaması gelmeden bir kez daha okuyunca hem kendi sorumu cevaplayabildim hem de bambaşka bir yerden çarpıldım. Her şeyden önce: bu ne kuşatıcı bir romandı, hatırladım. Kaç kitap insanı böyle ele geçirebiliyor, böyle zihninin, kalbinin her kıvrımına nüfuz edebiliyor, insana bunu yapabiliyor? Bu kudrete sahip kitaplar pek az şüphesiz, Masumiyet Müzesi ise bunu -hem de birden fazla mekânizmayla- yapabilen bir acayip kitap; bazen boğarak, bazen hüzünlendirerek, bazen korkutarak; ama okura “kendinden başka bir şeyle meşgul olma” şansı vermediği muhakkak. Önce sorumu yanıtlayayım, seneler önceki Eylül bu soruyu sorabildiğine göre demek ki daha katı ve tabii çok daha tecrübesizmiş. Eylülcüğüm, bu bir aşk hikâyesidir elbette, aşkın bir biçiminin hikâyesidir yahut, zira aşkın ne çok biçimi vardır, aradan geçen zamanda bunu öğrenmiş olmana sevindim. Aşk; tutku, saplantı, arzu, öfke, haz, haset, hayranlık, intikam, gurur, dostluk ve daha nicesinden müteşekkil bir şeydir ve her büyük aşk hikâyesinin içinde miktarları değişmekle beraber bunların hepsinden biraz muhakkak bulunur. Ancak bu sefer beni asıl çarpan şey Pamuk’un üstkurmacadaki ustalığı oldu. Bu kitap şayet Füsun ve Kemal’in öyküsünden ibaret olsa; hikâyeyi Orhan Pamuk’a yazdırma, biriktirme ve müze ekseni olmasa çok daha zayıf bir metin olurdu kanımca. Kitabın sonlarına doğru yazarın dediği gibi: “müzelerin asıl konusu gurur”dur sahiden ve bu kitap da aşkın o gururlu yanına bakmaya bir çağrı bence. Tüm kitap boyunca namus, bekaret gibi başlıklar çerçevesinde kadınların gururla kurduğu ilişkiyi ve Kemal’in aşkı için yaptığı şeylerin kendisini nasıl “gurursuzlaştırdığını” okuduktan sonra meselesi gurur olan bir müzeyle öykünün bitmesinden daha tamamlayıcı bir final hayal edemiyorum. Bu kitaba dair çok şey söylendi, daha binlerce şey söylenebilir ve söylenecektir şüphesiz; benim ikinci okumadan sonraki bu sözlerim de bu koroya eklesin. İyi ki var bu kitap ve iyi ki her seferinde bambaşka bir hikâye anlatıyor.
muzır vatandaş
17.05.2022
Orhan PAMUK kitaplarını seven biri olarak bu kitabını da sevdim. Üslup akıcı ve sade. Konusu aşk. kitabın ortaları biraz sıksa da (çoğu zaman olayların aynı mekanda geçmesi sebebiyle) başı merak uyandırıcı ve sonu etkileyiciydi. Kitabın sonunda Kemalin kendisine gösterilen yıllar öncesine ait bir fotoğrafa bakarken (bakamazken) hissettiklerini anlamaya çalışmak...Yazar kitabın sonunda yazılış sürecini de anlatıyor ve bu kısmı da beğendim. Toplumumuza ve 70li ve 80li yıllara ait güzel tespitlerde var. Benim Adım Kırmızı ve Kara Kitap kadar doyurucu olmasa da beğenerek okuduğum ve okunmaya değer bulduğum güzel bir Pamuk kitabı.
Esmanur Karataş
Kitapkurdu
05.06.2024
İstanbul'un arka sokaklarında geçen ve bir aşk hikayesinin çok ötesine uzanan derin bir anlatı sunuyor. Roman, Kemal ve Füsun'un yasak aşkını merkeze alarak, 1970'lerin ve 80'lerin Türkiye'sine ışık tutuyor. Pamuk'un detaylı betimlemeleri, karakterlerin iç dünyalarını ve İstanbul'un atmosferini olağanüstü bir şekilde yansıtıyor, adeta okuyucuyu o dönemin içine çekiyor. Bazı okuyucular için bu aşırı betimlemeler yorucu olabilir, ancak bu detaylar hikayeye katmanlar ekleyerek karakterlerin yaşadığı duygusal yoğunluğu daha da derinleştiriyor. "Masumiyet Müzesi", aşkın ve kaybın izlerini bir müze gibi sergileyen, okuru hem düşündüren hem de duygulandıran etkileyici bir roman.
Sudenaz Bozkurt
Kaşif
28.05.2026
Bazı kitaplar sadece okunmaz, yaşanır. Masumiyet Müzesi tam olarak böyle bir roman. Takıntı, aşk, özlem ve geçmişe tutunma hissini o kadar gerçek anlatıyor ki okurken insan kendini Kemal’in duygularının içinde buluyor. Özellikle İstanbul’un atmosferi hikâyeye ayrı bir ruh katmış. Yer yer ağır ilerlese de bıraktığı his çok etkileyici ve uzun süre akılda kalıyor.
umena
Bilge
19.05.2026
dizisini izlemeden okumaya çalışmak için aldım umarım bir gün okuyabilirim
Beyll Akdn
Kitapkurdu
17.05.2026
Orhan Pamuk'un dili çok güzel. Hikayenin geçtiği zamanı, iletişimleri, ilişkileri çok güzel anlatıyor fakat Füsun ile Kemal'in ilişkisi bu güzel atmosferi bozuyor bence. Onlar yerine samimi ve tazeleyici bir aşkları olan, ilişkileri olabildiğine sağlıklı ve birbirlerini gönülden seven iki insanın hikayesi şu evrende geçseydi harikulade bir eser olacaktı bence. Evren çok güzel hatta mükemmel fakat Füsun ile Kemal'in hikayesi benim için hayal kırıklığı oldu maalesef
Emine Bozgeyik
Kitapkurdu
14.05.2026
Kitap güzel ancak beklentimi karşılamadı . Orhan Pamuk her şeyi o kadar çok uzatarak anlatmış ki her 70-80 sayfa da bir yeni konuya geçiyorsunuz bu da okuyucuları sıkıyor haliyle o yüzden 4 yıldız veriyorum
ozlem_86
Kitapkurdu
14.05.2026
Her sayfası her bölümüyle içimi deşen bir kitap.Tekrar tekrar okuyabilirim ve her seferinde başka duygular hissedebilirim sanırım.Bir erkeğin iç dünyasını ve gelgitlerini yine bir erkeğin ağzından bu kadar açık okumak çok sarsıcı.
yusuf kocaer
Kaşif
13.05.2026
Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi romanı, bir aşk hikâyesinden çok daha fazlası. Takıntının, özlemin ve geçmişe tutunmanın insanı nasıl yavaş yavaş dönüştürdüğünü çok derin hissettiriyor. İstanbul’un atmosferiyle birleşince insan kendini kitabın içinde yaşıyor gibi hissediyor. Ağır ilerleyen ama duygusu uzun süre etkisinden çıkmayan kitaplardan biri.
nuran_kmnds
Üstat
29.04.2026
Anlatımı güzel olsada kitabı çok sevemedim. Konu çok uzadı bence bitmek bilmedi. Orhan Pamuk sevmeme rağmen bu kitabını çok sevemedim .
Snmhll
Bilge
27.04.2026
dizisinden kaynaklı ve birçok kişinin paylaşımlarından kaynaklı beklentim yüksekti.ama tamamen popüler kültür kaynaklı şişirilmiş paylaşımlar oldugunu anladım. kemalin müze oluşturma düşüncesinden itibaren olan sayfaları atlayarak ve çok zorlanarak bitirebildim gereksiz çok fazla detaya girilmişti.sonu fazlasıyla sıktı beni malesef
Burcu Akpınar
Üstat
27.04.2026
*Masumiyet Müzesi*, aşkı yoğun bir tutku ve zamanla takıntıya dönüşen bir bağlılık üzerinden anlatırken, aynı zamanda İstanbul’un değişen toplumsal yapısını arka planda incelikle yansıtır. Kemal’in Füsun’a duyduğu derin aşk, yalnızca iki kişi arasındaki bir hikâye olmaktan çıkar; hatıraların, eşyaların ve anların biriktirildiği bir yaşam biçimine dönüşür. Roman boyunca küçük nesneler ve detaylar, geçmişin duygusal izlerini taşıyan semboller haline gelir. Aşk ile sahip olma isteği arasındaki ince çizgi sürekli sorgulanır. Yavaş ilerleyen ama duygusal yoğunluğu giderek artan anlatımıyla, okuru nostalji ve kayıp hissiyle baş başa bırakan etkileyici bir romandır.
csolak
Kitapkurdu
24.04.2026
Öncelikle kitaba, dizinin fragmanını görüp izlemeden önce okumalıyım diyerek başladım. ancak benim için hayal kırıklığı oldu. Çünkü kitapta yaşanan aşk denen şeyin "masumluk" terimine kesinlikte uymadığını düşünüyorum.. Masumiyet müzesi değilde "takıntı müzesi" , "bir obsesif kompulsif bozukluk müzesi".... gibi bir isimle çıksaydı daha çok içeriği ile örtüşürdü.. Aşk.. hele ki masum bir aşk böylemi olur.. ünlü olmak için zengin erkeği kullanmak.. ilk gördüğü anda yatağa girmek... nişanlımla evleniyip ama sevgilim kenarda dursun zihniyeti.. bunların masumlukla alakası varmı Allah aşkına.. bunun dışında çok fazla betimleme ve ayrıntı barındıran bir kitaptı.. Orhan Pamuk kitaplarını severek okudum ama bu kitap sırf ismi ile içeriğini örtüştüremediğim için beğenmedim..
burcu güven
Kaşif
22.04.2026
idare eder bir eser ama tarzınıza uygunsa okuyabilirsiniz.
Ayla Kırtay
Kitapkurdu
21.04.2026
kemalin aşkını,ilgisini, buhranlarını içimde hissettim. olay örgüsü biraz durağan sanırım eleştirilerde bu yüzden. bir insanın duygularını bu denli hissetmek bana yeni bir ufuk açtı. tekrar okur muyum evet!
Emine Yazgan
Üstat
21.04.2026
Masumiyet Müzesi’ni okudum. Aşk ve takıntı üzerinden eşyalarla hafıza anlatımı ilginçti ama hikâye uzayınca tempo düştü. Karakterler beni yeterince sarmadı. Orhan Pamuk hayranları için okunabilir
Şeydanur Keçeci
Kitapkurdu
20.04.2026
Orhan Pamuk'un okuduğum ilk romanı ve şahaneydi. Yazarın da dediği gibi aşk üzerine düşündürdü.
Nurfer Canoğlu
Üstat
15.04.2026
kitabı okudum 2. defa beğendim geçmişe hittim tekrar. Orhan Pamuk ne yazsa okurum zaten