Bela Tarr'la ilginç işlere imza attı Krasznahorkai, Man Booker'ı kazandı, karanlık işlerin döndüğü anlatılar kurdu, anlatıları için ideal üslupları ve dili buldu, böyle gidiyor. Günümüzün en önemli yazarlarından biri, Can diğer metinlerini de vakit geçirmeden basmalı, nesi varsa basmalı hatta, zorla yazdırmalı gerekirse, böyle şeyler olmalı. Kan istiyorum, ter istiyorum, iyi edebiyat istiyorum, ey! Neyse, György Korin'in hep bir sonraki adımdan anlatılan "geçmiş" yaşamına göz atalım bu seferlik, başka bir zamanda yazarın diğer metinlerine de geleceğim. Sonraki adım bir üslup izleği olarak beliriyor, zira Korin'in yaşadığı çoğu şey başkalarının şahitlikleri üzerinden kuruluyor. En başta ölümden korkmayan, ölümü umursamayan bir Korin'le karşılaşıyoruz, tren yolu civarında yedi çocuk tarafından kıstırılıyor, parasını çaldırmaktan korkmaması bir yana, durmadan, durmadan, hiç durmadan anlattığı şeyler çocukların bu deli adamı dinlemelerine yol açıyor. Kaçığın tekiymiş bu adam, saçma sapan şeylerden bahsetmeye başlar başlamaz oldukları yerde kalmışlar, kıpırdayamamışlar, adamın zihni taşkın bir ırmak gibi akmış aralarından, her bir sözcük dizginlenemeyen atlar gibi fırlıyormuş oradan oraya, kaçığın içine yıllar boyunca sinen ıssızlık, kara atmos hezeyan biçiminde belirmiş, dünyanın belirgin olmayan bir noktası söylemin süreğenliğinde parlamaya başlamış, kırk dört yıllık bir anlamlandırma çabasının sonuymuş bu, ellisindeki adam dünyanın karmaşasına daha fazla katlanamamış ve dünyanın bir karmaşa olduğunu anlar anlamaz bütün yaşamı kartondan bir yapıya dönüşmüş, evliliği "Hermes" adını verdiği bir olay yüzünden bozulmuş, çalıştığı arşivde herkes yanından uzaklaşır hale gelmiş, kendisiyle birlikte her şeyin çöktüğü duygusundan hiçbir şekilde kurtulamayacak hale gelmiş, hallere gelmiş, varoluşun halleri birbirine karşı, yeryüzü gökyüzüne karşı körmüş, bel kemiğiyle kafatası körleşiyormuş giderek, bir süre sonra düşünemeyecek, belki hareket edemeyecek duruma gelecekmiş, bunu Bölge Ruh ve Sinir Hastalıkları Dispanseri'nde söylemişler, düşüncelerinin karışacağı, iki lafı bir araya getiremeyeceği söylenmiş, yaşamının sonlarına yaklaşmakta olduğu anlatılmış, doktorlar bir sürü şey söylemişler, Korin o sırada dünyanın mevcut olmasa da dünyaya ilişkin düşünce süreçlerinin mevcut olduğunu düşünmüş, binlerce süreç varmış ve hepsi aynı boşluğa düşecekmiş önünde sonunda, düşünceleri kaybolmaya başlamış çoktan, Lethe'den bir yudum, tamam bu iş, tarihin kurmacalığına dair düşünceleri kaybolmadan önce çalıştığı işin anlamsızlığını görebilmiş üstelik, onca tarihi belgenin aslında rastlantısal bütünlerden ibaret olduğunu fark etmiş, Macar Hava Yolları'nda karşılaştığı adam anlatıyor bunu, "sonraki adım" çocuklardan adama aktarıyor bizi, anlatıcının sesi aynı olmasına rağmen anlatanlar farklı, anlatıcı bir aracı, belki de Korin'in dağılmaması için uğraştığı, yabancılaştırdığı, depersonalizasyona uğramasının ürünü bir diğer benlik, persona, artık her neyse o anlatıyor şimdi, "tarihi muhafaza ediyormuş ama gerçeği hep ıskalıyormuş", o halde başına bir silah dayayabilirmiş, dayamış ama tetiği çekememiş, ne olursa olsun hepsi birmiş, başka bir ölüm bulması gerekiyormuş, en azından ölümde bir anlam bulmalıymış, çocukluğunda içine çöken, bir daha kurtulamadığı hüzne yakışacak bir anlam olmalıymış bu, neredeyse elli yıllık bir bunaltının hak ettiği çok daha girift bir biçimmiş, Roma'ya gitmeliymiş o halde, başka yerlere gitmeliymiş, geri döndüğümüz çocuklar anlatıyor bu sefer, Korin çocuklara sigara vermiş ve hiç tereddüt etmeden evine gitmiş, malını mülkünü satıp parayı ceketinin cebine dikmiş, arşivden aşırdığı bir elyazmasını da cebine dikmiş, içini kemiren kaygıdan kurtulmak, yıllar boyunca yaşadığı dörtgenin dışına çıkmak ve insanlık için anlamlı bir şey yapmak istemiş artık, bunu uçaktaki arkadaşlarına anlatıyor olabilir, uçak bileti için girdiği sıradaki hostese anlatıyor olabilir, Korin'in kimi neye anlattığına dair bir fikri yok, şeyleri bir araya getirip anlatma yeteneği giderek azaldığı için durmadan konuşuyor, zira zamanı gelince daha fazla konuşamayacak, pek olmayan zamanı gelince, o zaman New York'a gitmeli, vizesi yoksa kısa sürede vize sağlayan bir aracıdan dünya kadar paraya hemen vize çıkartmalı, çıkartsın ve gitsin, Hermes karanlığından uzaklaşsın, kendisini Yunan tanrılarının yaşadıklarıyla özdeşleştirsin ki yitenin boşluğunu mitle doldursun, İkarus gibi uçarken kanatlarını yakmamak şartıyla tabii, sonuçta New York'a indikten ve aktarıcı yine değiştikten sonra göçmenlik bürosunda sorguya çekilmesi kanatlarını tehlikeye atsa da Büyük Plan'ını hayata geçirmek için doğru yerde, şansı da yaver gidiyor, o halde "çatlak bir bilim insanı" olarak damgalanıp koca ülkeye salınmasında bir problem yok, tercümanına telefon edip durmadan konuşması yüzünden adamı işinden etmese, koca şehirde bir başına yaşamaya çalışmasa, zaten azıcık olan parasını otellerde harcamasa ve daha da önemlisi kaygılanmasa, korkmasa, hiç bilmediği bir dili öğrense çok daha iyi olacaktı ama elyazmasından başka, planından başka bir şey düşünemiyor ne yazık ki, adamın da kovulmasına yol açıyor, kişisel ilişkiler kurulmaması gerekiyor sonuçta, Korin için bunun bir önemi yoksa da adama yardımcı olmak istediği, bir yandan da anlatmayı sürdürmek ve elyazması üzerinde çalışmak için tercümanın sevgilisiyle birlikte yaşadığı eve yerleşiyor, küçücük bir mekanda yaşamaya başlıyor, kendisine verilen aylık paranın büyük bir kısmı tercümana gitse de görece rahat bir yaşama kavuşuyor, öncekinden daha iyi durumda en azından, artık elyazmasına geçebiliriz.
Elyazmasını war and war olarak kaydediyor Korin, tercümanın yardımıyla satın aldığı bilgisayar ve internet bağlantısı dünyayı bu metinden haberdar edecek, Korin'in başka bir isteği yok. Kasser, Falke, Bengazza ve Toot nam dört yoldaşın anlatısı var bu yazmada, zamanın ve mekanın sınırlarını umursamadan dolanıp duruyorlar, Girit'te başlayan yolculuklarında Babil dilinde konuşurlarken Korin de İngilizceyi öğrenmeye başlıyor bir yandan, aralara İngilizce sözcükler serpiliyor, anlatıda hoş bir yenilik. Korin'in sürekli anlatımının sürekli anlatımı da Korin'in durumuyla bağlantılı olduğu için bu da hoş bir teknik. Neyse, dört karakter savaştan kaçıyorlar ve Almanya'ya, Venedik'e, pek çok yere geliyorlar, yol boyunca pek çok badire atlatıyorlar, bu sırada Korin metni bilgisayara geçiriyor ve en sonunda internet yoluyla paylaşmak istiyor, kendi gerçekliğinin en doğal yansıması olarak bu metni görüyor, kocaman bir kayıp olarak gördüğü yaşamını bu dünyaya sabitleyemese bile sanal dünyanın bir yerine çakmak, dikmek istiyor. İki düzlemin olaylarını birbirlerine bağlayabiliriz, örneğin dört kafadarın gittikleri her yerde farklı isimlerle ortaya çıkan Mastemann'ın anlatıcı olduğunu düşünebiliriz. Aşırı yorumdur belki ama Maste bir adam var ortada, her yere ulaşabilir ve her hikâyeyi anlatabilir, belki de karakterlerin yolculuk yapmalarını sağlayan adam da bu, her ne kadar tehditkar biri olarak görülse de devinimin bitmemesini istiyor, adamları huzursuz etme pahasına. Gerçi pek bir şeyin farkında değiller gibi gözüküyor, yaşanan ve engellenen felaketleri görüyorlar, Venedik'in bir ticaret kenti olduğunu ve paraya boğulduğunu, başka coğrafyaların kanla yıkandığını görüyorlar, kaçar gibi yolculuk etmeleri gerektiğini biliyorlar, hareketleri bitmiyor, Kasser ortadan kaybolsa da geri kalanlar ilerliyorlar, neyin neden yapıldığı, neyin ne olduğu pek belli değilse de görev tamamlanıyor, Korin'in New York'ta işi kalmıyor. Tabii bunda evi basıp tercümanla kız arkadaşını öldüren adamların da etkisi var, görünüşe göre tercüman uyuşturucu işine bulaşmış, kazandığı onca parayı yiyemeden vurulmuş, o halde zuladan haberi olan Korin eve gelip paraları cukkalasın ve Babil Kulesi'ni oluşturan onca binadan uzaklaşsın, camlardan oluşan bir eskimo kulübesini, bir sanat eserini görsün ve içine girmek istesin, her şeyden sonra. Zürih Gölü kıyısında bir adama anlatsın ne yaşadıysa, sanat eseri çok yakınında ve onu gördükten sonra yaşamaya değin bir şey kalmasın geride, dört adam da içindeyken, onu Amerika'dan İsviçre'ye getirmişlerken böyle olsun, müzeyi gece gece açtırsın Korin, bir dünya para bayılsın insanlara, eserin bulunduğu odanın duvarına kendi adının olduğu bir plaket çaktırsın, müzeye gelmeden önce de serserilerden bir silah edinsin, bir dünya para da oraya versin ama her şeye rağmen ve her şeyin sonunda var olsun, "son" gelsin. Kaçınılmaz savaşların ardından son bir savaş.
Nihayet. Zor bir metin, zorluğunca değerli bir metin, iyi bir metin. Krasznahorkai çok sağlam bir yazar. Bu kadar.
Allahım, ne kitap. Taze Nobelli László Krasznahorkai’nin edebiyatını anlatmak, tanımlamak, kategorize etmek öyle zor ki; ne zaman bir kitabıyla ilgili bir şey yazacak olsam uzun uzun ekrana bakarken buluyorum kendimi. Tüm kitaplarından sonra bana kalanın yoğun, çok yoğun bir his olduğunu fark ediyorum: hem yoğun hem kaygan, o nedenle tarifi çok güç.
Bence bu kitabının konusunun çok da bir önemi yok ama adettendir: Macaristan’da bir küçük kasabada arşivcilik yapan Korin adlı bir adam, bir ailenin evraklarının arasında eski bir elyazması keşfediyor. El yazması efsunlu gibi, öyle güzel yazılmış, öyle ele geçirici bir metin ki, Korin’in tüm hayatını değiştiriyor bu kelimeler. Savaştan kaçmak isterken başka savaşlara yakalanan dört arkadaşın efsanevi ve insanlık tarihinin farklı dönemlerinde geçen, zamandan zamana atlayan hikâyesini anlatan bu elyazmasını çalıyor ve onun yok olmasını önlemek için için internete geçirmeye, bunu da tam adlandıramadığı bir sebep ve bir sezgiyle New York’ta yapmaya karar veriyor, her şeyini satıp savurup New York’a gidiyor. Bir yandan Korin’in macerasını okurken bir yandan da o el yazmasında yazanları öğreniyor.
Krasznahorkai’nin Saramagovari dilini ne çok sevdiğimi iyice anladım bu metinle beraber. Bitimsiz cümleler, sürüsüne bereket virgüller... Bu kitapta bir de enteresan bir şey yapıyor yazar: anlatıcımız Korin olayları bize değil başka kişilere anlatıyor; evsiz çocuklara, göçmen bir kadına yahut bir restoranda tanıştığı bir adama. Yani bir anlamda anlatının anlatısını okuyoruz bize, Krasznahorkai’nin bu oyuncaklı ve özgün “güvenilmez anlatıcı” yorumu metne başka bir boyut ve lezzet katıyor.
Girit’ten Venedik’e, New York’tan Zürih’e uzanan, medeniyetimizin bir “Savaş ve Barış” değil “Savaş ve Savaş” tarihinden ibaret olduğunu, kolektif ve bireysel barbarlığın kuşatmasının yüzlerce yıldır hiç azalmadığını, esasen hepimizin fena halde lanetlenmiş olduğumuzu müthiş destansı biçimde anlatan bir büyük kitap bu. Şeytan Tangosu’na göre mesela çok daha kolay okunan bir kitap ama herkesin seveceği bir metin olmadığını da söyleyeyim, insan ancak kelimelere kendini teslim edince tadına varabiliyor.
Bulanık bir anlatı , anlaması zor , yorumlaması ondan da zor. Arşiv görevlisi Korin’in bulduğu el yazmasını sonsuzluğa erdirmek için internete yüklemek için verdiği çaba; takıntı mı, görev mi ?
Monoloğu öyle uzatıyor ki akıllılık-delilik çizgisi karmakarışık…
Umut varken yıkım da olması kaçınılmaz!
Kasser, Bengazza, Falke ve Masterka — sürekli savaşlar, kaos ve büyük tarihsel yıkımlar arasında sürüklenir durur. Her şeye şahit olan bu dört adam çöküşü, büyük bir yangını, vahşeti, savaşı görür, yaşar.
Sonunda mitolojik ve gizemli karakterler bizi karanlıklara daha çok karanlığa götürür. Şiddetin kaynağı “insan” kötülükten nasıl sıyrılır ya da bağımsız olabilir?
Yazarın eserdeki en büyük amacını; Korin’in yanlışlığa itaat etmemesinde, düşünmeyi asla bırakmamasında ve kötülüğe karşı sıradışı duruşunda öyle ifade etmiş ki kitap bitmiş olmasına rağmen zihnimdeki uğultu geçmek bilmedi…
Şaşırtıcı... başlangıcı çarpıcı. merakla devam ediyorsunuz. birden Yusuf un kuyusuna düşüyorsunuz. kuyudan çıkmak mı, nafile bir çaba. iğne ile kazılmış bir kuyu iplik iplik örülmüş taşları yazar mı deli kahraman mı...velhasıl Mısır a vali olamadım ama, kitabı bitirdim. Korin e aşık oldum. bilseydim girer miydim bu labirentlere. yaşam bir arapsaçı kabul. savaş ve savaş her daim. korin çözüyor zannediyor ya, barış için savaşmak ve savaşmamak için kaçmak gerek. satır aralarındaki mistisizmi görmedim değil. varoluş ateşinin olduğu yerde bir ağaç gölgesine sığınmak gibi. her üstadın yoluna çıkan... sözün özü kendimi içine içine çekilerek okudum kitabı. farklı bir teknik ve zor okunacak sanır insan. oysa Korin işi kolaylaştırıyor. kitabı ve yazarı tanımaya değer.
Kafası çok farklı çalışan ve zihnini alışılagelmişin çok dışında metinlerle okura açan bir yazar Krasznahorkai ve kolay okunan romanlar yazmıyor şüphesiz ama onun çok farklı dünyasını anlamaya çalışmak da muazzam bir yolculuk. Okuru baştan sona sarıp sarmalayan tuhaf atmosfer, uzunluklarına rağmen akıp giden ve size kurguyu yaşıyormuşsunuz hissi veren cümleler, yazarın etkileyici sembolleri ve zengin fikir dünyasıyla sunduğu insanlık ve dünya tarihine bakışıyla birleşince muazzam bir eser çıkmış ortaya. Çok ama çok beğendim. Krasznahorkai’yi de artık en sevdiğim çağdaş yazarlar arasında sayabilirim.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitap, bir arşiv memuru olan Korin’in bir üst geçitte yedi serseri tarafından yolunu kesilmesi ile başlıyor.Korin canını kurtarmak yerine durmadan konuşuyor anlatıyor konuşuyor
bakıldığında basit bir yolculuk süreci gibi gelse de okuyucuya sorgulamalarla sembolik anlatımı ile derin bir edebi eser çıkıyor karşımıza… önceki kitaplarında da aynı üslup vardı özellikle şeytan tangosu ve direnişin melankolisi tadı vardı bu kitapta yazarın kafası çok değişik ve farklı çalışıyor zihni Alisha gelmişsin çok dışında ve kesinlikle kolay okunun okunan bir roman değil. Yazar sonunda hak ettiği Nobel’i aldı
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Ve sonunda bu yıl hak ettiği Noel’i kazandı. En sevdiğim yönetmenlerden olan ve yakın arkadaşı olanBella Tarr ile olan işbirliği sinemada eserlerini ayrıca biz sevdirdi.
Macaristan’ın bir köyünde kendi halinde yaşayan kahramanımız delilikte gri bir nokta arasına gidip gelen kahramanımızın bulduğu elyazmalarını ve bu gemi bütün dünya anlatmasıyla başlıyor kitap. kahramanınız Amerika’ya göç Edip keşfettiği şeyleri bütün dünyaya internet aracıyla anlatmaya çalışması ve aynı zamanda elyazmalarını geçen olayları anlatarak katman katman bir boyut kazanıyor. Çok güçlü ve okulu etkisi altına alan, gizemli bir havası olan, kitapta yazar diğer kitaplar da olduğu gibi belli sembollere odaklanan ve uzun cümleler ile okuyucuyu etkisine alıyor. yazarın sizi baştan sona büyüsü altına alan atmosferi ve metnin arka planında kendi zengin fikirleriyle size inceleyen inceye mesajlar veren harika diliyle bayılacağınız bir kitap olacaktır.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kitabın arkasındaki açıklama merakımı uyandırmıştı öyle almıştım ama asla icindekiyle bağdaşmayan bir olay akışı var hayal kırıklığına uğradım resmen yarım kalmasını istemedigim için zorla bitirdim
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Modern Macar Edebiyatından bir kitap Savaş ve Savaş. Yazarımız 2015 Man Booker Uluslararası Edebiyat Ödülünü de kazanmış. Kitap, çok katmanlı olduğu için okuması da oldukça zorluyor. Bölümden bölüme geçtiğiniz de, farklı bir zaman ve mekânda buluyorsunuz kendinizi. Genel itibarı ile sevdiğim bir kitap oldu. Kitap içinde kitap tarzı okumaları sevenlere önerimdir. Okuyunuz efendim...