Türklerin islamiyetten öceki yaşam tarzlarını görebilmek için hazırlanmış güzel bir eser. Yazar, hiç bir toplumun yeni bir dine geçtiğinde eski alışkanlıklarını ve yaşam tarzlarını kısa sürede bırakamayacağını, bu hayat biçimini yeni dinine de monte ederek sürdürdüğünü belirtiyor. Türkiye'deki, dallara çaput bağlayanları, özel kabul edilen günlerde ateş yakanları, vs. şamanlıktan gelen alışkanlıkları sürdürenleri toplasanız camiye gidenlerin sayısından fazladır diyor, ilgi çekici bir tesbit. Yazar, Türklerin islamiyeti zorla kabul ettiklerini, bu yüzden eski alışkanlıklarını tekedemediklerini savunuyor, buna pek katılamadım zira; zorla din değiştiren milletlerin, bu “zor” o toplumun üstünden kalktığında yine eski dinlerine döndükleri görülmüştür, halbuki Türkler tekrar şamanlığa dönmemişlerdir. Her çok tanrılı dinden tek tanrılı dine geçiş aşamasında eski alışkanlıkların da hemen terkedilemeyip yeni dinde yaşatıldıkları muhakkatır, alışkanlıkların yerini akıl ve mantık almaya başladıkça bunlar terkedilmektedir. Ayrıca yazar, Türklerin İslamiyet öncesi yaşamında kadın erkek eşitliğinden söz etmekte, islamla birlikte bu eşitliğin yok olduğunu savunmaktadır. Öte yandan da islamiyet öncesi yaşam tarzında on tane karısı olan erkeklerden bahsetmektedir, bu bir çelişkidir ve yazarın burada cinsel eşitlikten neyi kastettiği anlaşılamamaktadır. İlk kez bu eserde Yahudi Türkler kavramıyla karşılaştım (Hazar Türkleri), bilindiği üzere Yahudilik İbrani ırkı ile sınırlı bir din olduğundan Türkler arasında Yahudiliğin nasıl yayıldığı da ayrıca eserde belirtilmemektedir.