O Gün İçin Bir Şemsiye
O Gün İçin Bir Şemsiye

Kitapyurdu Fiyatı: 130,00TL

23Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
O Gün İçin Bir Şemsiye
Yürümek iyi bir iş değil, iyi olsa şemsiyeliğinden pek de memnun olmayan adamımız zannediyorum ki nesneleri, anıları, insanları ve yaşamını birbirine karıştırmazdı. Anlatıcı olarak kendisinin hikâyesini dile getirir, bu iyi değildir. "Hayatımın, hayatımın bir incelemesine dönüşmesinden hoşlanmıyorum." (s. 155) Bir şeyin güzelliğini düşünmenin o güzelliği örselemesinden nasıl kaçınılacak, idrak etmeden yaşamanın bir olasılığı düşünme yetisinden uzağa düşmekte yatıyor bu, evet ama toplum böyle bir yaşamı istemiyor, toplum insanı bilincini koruması yönünde zorluyor, aksi halde parmaklıklar ardına atıyor ve diyor ki, "Sen bu halinle işime yaramazsın, bu tür maddeler kullanmamalısın." Madde kullanmak. Bir olasılık, tehlikeli olanından. Adamımız tehlikeden biraz uzak, herhangi bir şey kullanmıyor. Kırk altı yaşında. Ayakkabı denetçisi. Giydiği ayakkabılarla kentte dolanıp duruyor ve hissettiklerini raporlaştırıp işverenine teslim ediyor. İşi bu. Ölümden uzak, ölümle bir işi olmasa da adım adım yaklaşan bir karanlık var, bu onu çabalayan birine dönüştürüyor. Çabalamayı bırakırsa delirir, bazen delirmeyi çok istiyor ama yaşamı, dünyayı her şeyiyle, olduğu gibi kabul edemiyor bir türlü, kabul edebilseydi, işte o zaman delireceğini düşünüyor. Ölümü olduğu gibi kabul edemiyoruz, yaşamı da aynı şekilde, tam bir yalınlığı deliliğin yüzlerinden biri olarak görüyoruz. Hızlı geçişlerden bahsetmem gerekiyor, mutsuz olduğu zamanlarda mutluluğu arayan adamı hatırlıyorum, yaşamın olağanlığındaki detayları fark ederek yırtıyordu mutsuzluktan. Ha, neydi, aslında yavaş yavaş kayışı koparıyordu ama mutluluğun derecesi arttıkça önemsizleşiyordu bu. Her zaman izlenecek bir şeyler, düşünülecek bir şeyler vardı, burada da var. Adamımız yürüdükçe okul çocuklarını görüyor, okul çocukları üzerinden kendi yaşamını biçimliyor ve havada süzülen bir kağıt parçasına takılıyor bu kez, kendi yaşamının uçuculuğuna bağlanıyor, her şey birbirine bağlanıyor ve bütün bunlar, nesnelerle düşüncenin iletişimi çizgi üzerine çizgi çekiyor, çizgiler koyuruyor ve derinleşiyor, yüzeyde iz bırakmaya başlıyor ve daha derine işliyor. Daha derine, adımlar sürdükçe. Adamımız yürüyor, başka hiçbir şey yapmıyor. Tanıdıklarına rastlıyor, yirmi yıl öncesinin arkadaşları, sevgilileri, tanıdıkları, nefret ettikleri, hepsi şehrin bir yerinde karşısına çıkıyor ve hepsiyle bir şekilde iletişimini sürdürüyor. Onların yaşamlarını hatırlıyor, ne iş yaptıklarını biliyor ve yalanlara başvurarak hepsini anlatıyor. Doğruları aralardan seçebiliyoruz, isteğince. Dalgıç gözlükleri yüzünden terk ettiği ilk sevgilisi, mekanik bir sevişmenin sonunda dükkânından çıktığı kadın, yeşillendiği bir başkası, hepsinin bir noktada birbirine bağlanabilmesi adamın düşüncesini sürüklüyor, düşünce peşte bir sürüngene dönüşüyor, üç kuruş paraya yapılan işin asıl getirisi düşünceler ve delirmekten biraz daha uzaklaşmak oluyor. Üç kuruş, "dünyada kendi icazeti olmaksızın dolanan bir adam" için gayet yeterli ama kendisini terk eden sevgilisinin istekleri için acınası ölçüde yetersiz. Kadın, adam için ortak hesaplarında bir miktar para bırakmış, adam bu paraya dokunmak istemiyor. Başkaca, çocukluğunu hatırlamak istemiyor, çocukluğunun bir anlatıya dönüşmesini istemiyor. Bunlar izlek. Genel olarak hatırlamamak istiyor ve en büyük yardımcısı yürümek, yürümezse hatırlayacak. Yürümekle ilgili onca kitap okundu, yürümekle kaybolmak arasındaki bağlantıları hatırlayın. Solnit'in anlattıklarını, Le Breton'u ve Gros'u hatırlayın, sonra yürümeye başlayın ki hatırlamayın. Yürümek, evet, ilk adım hatırlayıştan gelir, ikinci ve sonrakiler unutuştan. Düşünce panayırı, oradan oraya atlayışlar ve pek çok sokak, adımlanacak yollar düşüncenin sokaklarında filizleniyor önce. Martıların sokaklarının uçuşta filizlenmesi gibi. Ailenin attığı ilk tohuma da bir yerde rastlıyoruz; öpülmeye isteksiz bir annenin babayı ve diğer erkek kardeşi itmesi de bu sokakların ortaya çıkarken çarpılmasına yol açtığı bariz, adamın karşılaştığı onca kadın, ulaşılmazlar topluluğu olarak hep bir adım ötede duruyor. Küçük kıçını bir güzel çavuşladığı kadın bile ulaşılabilecek bir yerde değil, bir insanın diğerine dokunamayacağının farkında bu adam, Ishiguro'nun hiçlik zeminini hatırlıyorum hemen. Derinlik sandığımız şeyin yoklukta beliren bir yanılsama olduğunu anlamıyoruz, yokluğa daha da fazla kapılıyoruz, ötesinde hep bir şeylerin olduğunu düşünüyoruz ama sonsuz bir düşüşten başka bir şey yok. Her insanın kuyuluğu bu nafile çabada beliriyor. Kendisini terk eden kadına, Lisa'ya yaklaşmaya çalışan adamın başına sadece "yaşamın geldiğinden" haberi çok sonra olacak, her şey olup bittikten sonra. Öğrencileriyle baş edemeyen Lisa, malulen emekli olup kafayı kırınca yapacak hiçbir şey kalmıyor. Bu şeye benziyor; bir ânın hayatımızın en güzel anı olup olmadığını, o an anıya dönüşmeden bilemeyiz, dolayısıyla o ânı hiçbir zaman yakalayamayacağız, yakalar gibi olacağız ama bunun boşa çabalamak olduğunu bileceğiz. Bunu bir kere anladıktan sonra -yine an- gideni rahat bırakabileceğiz, yoksa omuzda bir çöküntü olarak kalacak. Sadece yürümek, sadece akış, tercihlerle beliren düzen, sürüklenilen kaos, Genazino yine biraz kül, biraz duman bırakıyor geriye. Yine denizin sakin hakikatini aradım bugün, dalgaların gelişini ve gidişini Calvino'dan başkası anlatmamalı belki ama Genazino'nun "yaşayan" insanlarından başkası da sezdirmemeli.
hsabah
Üstat
17.01.2026
Sıradan, huzursuz ve kırılgan bir birey; belki de biraz tutunamayan. Herkese her şeye karşı mesafeli, eyleme geçmekte zorlanan ama eyleme geçerken hesaplı. Hayata dair öyle büyük emelleri olmayan, sanki hayata yetenekli (çünkü insanlar ondan bir şeyler beklemekten vazgeçemiyor) ama tembel ve kabullenici… Genazio’nun o soğuk anlatımı her cümlede kendini hissettiriyor. Daha önce okuduğum kitaplarında bulunan o karşı çıkış dili bu kitapta daha bir kabulleniş halini almış sanki kitabın isminin metaforik göstergesi de bunu vurguluyor. Kitapta ısrarla süren bir ceket fırlatma eylemi var, acaba Genazio neyi işaretlemek istemiş hayat ile ilgili ben az buçuk kendimce zihnimde oturttum ama size de bir soru kalsın. Kitapta ayrıntılara dikkat etmek gerekiyor. Usul usul akıp giderken öyle bir depara kalkıyor ki anlatım şaşıp kalacaksınız. Selametle.
Doktorus
Hezârfen
22.05.2025
Enfes kitap!
seydaakasap
Kaşif
27.03.2025
Rastgele aldığım bir kitap henüz okumadım ama göz gezdirdiğimde dilinin akıcı olduğunu söyleyebilirim
malleiru
03.03.2025
beni pek içine çekmedi malesef. başka bir kitabını okumuştum beğenmiştim o yüzden beklentim yüksekti ama karşılamadı beklentimi
su karak
Bilge
20.12.2024
Bu kitap benim için vasatti.Karakterle bağ kuramadım.Başka kitaplarını okumadan dili için yorum yapamam
spekertan
Kitapkurdu
23.11.2023
Yalnız ve kendi içinde çokça düşünmeye ve varoluşun sorgulamaya yönelen karakterin iç sesini okuyacağınız satırlar.Sağlam bir kurgu,olay örgüsü ve son bekleyenlerden değilseniz okuyabilirsiniz.Çağdaş Alman edebiyatı için güzel bir eser.
baristurkel
Kitapkurdu
16.10.2023
Bence mükemmel bir kitap. Jaguar'ın bırakın vasatı, iyi kitabı bile zor denk geliyor.. Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk ile tanıştığım yazarın okuduğum 2.kitabı, diğerlerini de okumak için sabırsızlanıyorum.
personalı
Kitapkurdu
13.03.2022
"İnsan birisine fazlasıyla yaklaştığında yeni bir kimlik oluşuyor" diyor yazarımız. Kitap boyunca karakterimiz kendini insanlarda bulmaya ve anlamlandırmaya çalışıyor.
Nudem Zana
Kitapkurdu
31.12.2021
Wilhelm Genazino ile tanışmayı Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk kitabı ile yapmayı planlarken O Gün İçin Bir Şemsiye kitabı ile oldu ilk tanışmamız. İyi de oldu, bu kitabı da zevkle okudum. Sırada Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk var.
Melisa Parlak
Kitapkurdu
24.05.2021
Wilhelm Genazino, okuru için bir yürüyüş rotasına portal açıyor. İşi ayakkabı test etmek olan anlatıcı, gündelik hayatın detaylarından geçerken kimine unuttuklarını hatırlatıyor, kimine ise henüz farkına varmadığı noktaları gösteriyor. Çevirisi pek güzel. Tadımlık alıntılar: “Benim gibi, hayata icazet vermeden yaşamak zorunda kalan birisi, kaçış sebepleri yüzünden vaktinin çoğunu yollarda geçirir ve bu nedenle ayakkabılara büyük bir önem verir.” s. 68 “Tüm hayatın yekpare tuhaflığı içimi sarıyor yine.” s. 65
Emre Karakuş
02.04.2020
Düz sade bir kitap ekstra birşey beklemeyin.Tabi zevkler ve algı değişkendir.
sedat dil
Kitapkurdu
04.03.2020
Genazino'nun ikinci kitabıydı. O olağan akıştaki nüansları, detayları, insanları gözlemleme becerisi ve bunu da cümlelere dökerken, kendinin geçmişteki anılarıyla yer yer bağıntı kurması... Genazino hakikâten müthiş.
Ahmet Şinoforoğlu
Kitapkurdu
13.01.2020
Diğer kitabı Aşk Aptallığı da güzel. Tavsiye ederim
A. A
Üstat
23.12.2019
Oldukça derin etkileyici bir anlatımdı severek okudum.
ışıl aktaş
Kitapkurdu
22.02.2019
yazarın en sevdiğim kitabı olabilir bu,çok popüler olan mutsuzluk zamanlarında mutluluk kitabını bunun kadar sevmedim diyebilirim,farklı bir hikaye içsel yolculuklar kendini hayatını tanıma sorgulama süreci çok farklı şekilde anlatılmıştı yazarın üslubunu bu kitapta daha iyi oturtabildim kendimce
Arthur02
Kaşif
22.01.2019
Varoluşçuluğun şaha kalktığı, okunası güzel bir roman
pyrzz
27.06.2018
Yazarın varoluş gibi derin ve karmaşık bir konuyu bu kadar sade ve akıcı şekilde aktarabilmesi takdire şayan.
kitapkurtçuğu123
Kitapkurdu
07.06.2018
kitap gerek konu gerek anlatım itibari ile güzel fakat çok fazla eski Türkçe kelime ve anlatım bozuklukları var. çeviriden kaynaklı. ama yayınevinden kaynaklı hatalar göz ardı edilirse okunmalı!
metinyilmaz
Kitapkurdu
28.09.2017
Wilhelm Genazino'nun okuduğum diğer kitabı Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk kadar olmasa da okumaya değer bir kitabı.
1 2