Vefatından sonra yıllardır topladığım kitaplarına yöneldim ve Bauman okurken yaşadığımı yaşadım; dünya biraz daha aydınlık bir yer haline geldi.
"Artık gitme zamanı. John Lennon'un anlattığı çilek tarlalarına. Ya da belki Mojave Çölü'nün ıssızlığındaki Bağdat Cafe'ye. Her yolcu kendi yolunda gerek. Cümleten iyi yolculuklar!" (s. 170) Son paragraf. Geçtan'ın son kitabı bu, öngörülen yolculuğa çıkmadan önce bir veda. Rastgelelik bundan kaynaklanıyor sanırım; kendini "meraklı kedi" olarak gören Geçtan, Moğolistan'ın güneyine gidip şaman kültürünü yakından incelemek istediğini, psikanalizin kökeninin animayla yakın ilişkiler kurduğunu söylüyor ama yaşlandığı için gitmeye gücü yok, üzüntüsü derin. Çıkabileceği son yolculuğa çıkıyor, geçmişine gidiyor ve öğrencilik yıllarından bugüne, kişisel tarihini dünya tarihiyle birleştirerek anlatıyor.
Ellili yılların Amerika'sı. İnternliği için pervaneli bir uçakla İstanbul'u geride bırakıyor Geçtan, mezun olduğu geceyi ve İstanbul'da kalanları hatırlıyor, yıllar sürecek bir serüvene atılıyor. Bürokratik problemlerden bezdiği zamanlar tahribat yaratmış durumda, "sistemle ilişki deliyi idare etmektir" sözü soğukkanlı bir mücadeleyi anlatsa da zaman zaman deliden daha deli olmanın gerekliliğini de hissettiriyor. "Çocuk varoluşu" kavramı üzerinden kendini biçimliyor Geçtan; sistem bir çizgi üzerinde yürümeyi emrederken bu varoluşta her yönde hareket edilebilir. Yaşamın izleği, anıları okurken bunu akıldan çıkarmamak gerekiyor. Bu yüzden müzeleri ya da tapınakları gezmek yerine oranın insanları ve yaşantıları arasına karışabilmeyi yeğlediğini söylüyor Geçtan, yaşamın yollarını çoğaltmak için.
ABD'nin siyasi, toplumsal ve bireysel paradigması yaşamları alternatifsiz bırakıyor, çizginin dışına çıkabilmek için aydınlanma yaşamak, radikal kararlar vermek gerekiyor, Geçtan tanıdığı insanlardan ve devletin mekanizmalarından bunu çıkarmış. Amerikan Rüyası'nın yeni yeni palazlandığı yıllarda bacağından sayısız kurtçuk çıkarılan adamı gördüğünde sistemin ne kadar acımasız olduğunu anlıyor, memlekette işin bu noktaya gelmesine asla müsaade edilmezmiş çünkü. Herkes güler yüzlü, iletişim kurmak için elverişli ama her şey yüzeysel, derinleşilmiyor. Bunun arkasında yorucu ve uzun çalışma saatlerinin de etkisinin olduğu duyarsızlaşma var, milyonlarca insan tüketmek üzerine kurdurulan yaşamlarını yüzeyle yetinerek sürdürüyor. Kapitalizmin yarattığı simülasyon dünyasında, yani Steven Wilson ne güzel söylüyor: "And the dreams that you will have are public domain." Toplumun hayal dünyası sadece ve sadece sahip olmak üzerine. Otomobil, ev, sevgili, daha üst model, daha geniş, daha iyi. Her şey sonsuz bir arayışa dönüşüyor, tatminsizliklere. Baudrillard'ı anıyor Geçtan, haliyle. Horney'yi anıyor, çağımızın nevrotik insanından ötürü. Rogers'ın kişilik kuramından çocukluğu, ergenliği ve yetişkinliği birbirine bağlayıp aileyle, özellikle anneyle ilgili meselelerden narsisist, borderline kişilik bozukluğundan mustarip, karar alamayan, aldığı kararın arkasında duramayan, paylaşmayan insandan bahsediyor ve bu konuları toplumsal çarpıklıklara denkliyor. Demokrasi dersinden çakmamız, tiranlara ihtiyaç duymamız bu bireysel çatlaklardan doğuyor ama Geçtan umutlu, pagan inanışlar dünya üzerinde var olduğu müddetçe insanın umudunu kaybetmemesi gerektiğini söylüyor.
Farklı bölümlerde psikanaliz üzerine görüşler, anılar ve incelemeler mevcut, ben sadece ilginç bulduğum yerleri alıp bitireceğim.
Elvis'in yeni yeni çıktığı yıllarda ABD'de olan Geçtan, bu çılgınlığa şahit oluyor ve tipsiz bir oğlanın kral olma yolunda ilerleyişini yakından izliyor. New York'un civcivli ortamında keşfedilecek onca sokak, müzik, yaşam var ve merakla gözlemliyor, merak ettiği şeyin peşinden koşuyor Geçtan. Yanlış metro güzergahını kullandığı için Harlem'i boydan boya yürüme hikâyesi var, ayağının dibine atılan bira kutularından başka bir nesneyle hemhal olmamasına kendisi de şaşırıyor. Irkçılık olaylarına çok şaşırıyor ve siyahi bir kadının yanından kalkıp otobüsün arka koltuklarına gitmesine çok üzülüyor, travmatik bir tecrübeymiş.
Yves Montand'ın New York'taki gösterisinde okuduğu Nâzım Hikmet şiiriyle ilk kez bir Nâzım şiirini duyuyor Geçtan, Fransızcadan üstelik.
Ünlüler. Gore Vidal, Anthony Quinn, Katharine Hepburn, Gary Cooper, Bette Davis bir şekilde iletişim kurduğu veya gördüğü ünlüler. Marilyn Monroe'yu gördüğünde, "varolamama pırıltısı" dediği bir şeyin farkına varıyor, sanki bir başkası olmaya çalışan ve hapsedilmiş ruhların parıltısı dolduruyor ortamı. Cahide Sonku'da da varmış bu, o da "ay çarpmasına" yol açarmış.
ABD'de, İstanbul'da Konya'da, İzmir'de ve Ankara'da yaşanmış bir sürü hikâye, elli yıllık psikanaliz birikimiyle bütünleşmiş bir yaşam, hem de ne yaşam!
"Rastgele Ben", uzun yıllardır merak ettiğim bir kitaptı ve sonunda bu yıl okuma şansı bularak Engin Geçtan adıyla da yakından tanışma fırsatı yakalamış oldum. Kitabı genel olarak sevdim, özellikle 1960'lı yılların Amerika'ında edindiği izlenimleri ve deneyimlerini ben de geçen yıl neredeyse birebir Kanada'da yaşadım diyebilirim. Türkiye'ye dönme kararı alma konusunda da Engin Geçtan'la benzediğimizi fark ettim ve büyük bir keyif alarak okudum... Konyalı olduğum için yazarın Konya'dan bahsettiği sayfalar da enteresandı benim için. :)
ABD'den sonra Türkiye'ye dönüşüne kadar tüm hayatı film şeridi gibi anlatmış. Çok keyifli bir o kadar bitmesin istedim. Yazar benim için çok özeldir. Mutlaka okuyun...
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir kitabın içinde gezmek, insan ruhunun derinliklerinde dolanmaktır. Peki, bir psikiyatristin zihin labirentlerinde dolaşmak nasıl bir deneyimdir?
Ellili yılların ortasında genç bir hekim olarak Amerika'ya adım atan Geçtan, bize sadece mesleki deneyimlerini değil, aynı zamanda dönemin Amerika’sının canlı ve renkli bir tasvirini sunuyor. Seyahatler, farklı ülkelerden meslektaşlar, etnik gruplar, inanç sistemleri ve yaşam biçimleriyle dolu bir mozaik karşımızda duruyor.
Amerika'daki ilk mesleki deneyimlerin ardından, Türkiye'ye dönüşü ve burada başlayan klinik çalışmaları, akademik hayatta karşılaştığı zorluklar ve psikiyatrist kimliğinin oluşumu, Geçtan’ın derinlemesine ve samimi bir dille anlattığı konular arasında. Her bir bölüm, bir dost sohbeti sıcaklığında ve samimiyetinde yazılmış, ancak bir o kadar da profesyonel ve bilgece. Geçtan, kendi mesleki yolculuğunu anlatırken, toplumsal dinamikleri ve psikolojik süreçleri de derinlemesine inceliyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Şunu artık fark ediyorum ki Engin Hoca’nın bir kitabı ismi ne kadar farklı gözükürse gözüksün, bakıldığında ne kadar farklı gelirse gelsin okunduğu zaman insanın inşallah kendine pay çıkarabildiği bir kitap oluyor.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bazı kitaplar vardır 200 sayfa okursun ama içinde bir şeyler öğrenme adına 10 sayfa bile bulamazsın.
Ama bu dr başka biri her satırının altını çizmeden düşünmeden dahası düşüne, düşüne kitaplarını bir türlü bitiremezsin.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Kullanılmış tek bir kelime bile insanın içine işliyor. Yazarın hayatından etkilendiğimizden değil, kendimizi bulduğumuzdan. İnsan öyle de böylede yaşıyor. Yaşamayı öğreniyor.