Ungenach
Ungenach

Kitapyurdu Fiyatı: 67,93TL

Ürüne Git
13Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Ungenach
Bernhard'ın kendisine verilen ödüllerden birini almak için gittiği bir kentin soğukluğundan, bunaltısından bahseder gibi anlattığı Chur'da Karl'ın notlarını okuyor, not alıyor Robert -anlatıcı-, ABD'de kimya profesörlüğü yapıyor, Stanford'a yıllar önce gitmiş, üvey kardeşi Karl'ın Afrika'ya gitmesi de kendine öykünülmesinden, uzaklaşılması gereken bir yer var, Ungenach birden fazla boğultuya yol açabilecekken kendini kurtaranların doğduğu yer, karakterler bir bataklıktan kurtulur gibi kurtuluyorlar oradan, balçığa batmış bir halde, üstten baştan atılamayacak bir kir, ruha sinik. Külçe gibi bir metin değil bu, parçalanmış. Chur, Ungenach, ABD, Afrika, Karl, Robert, noter Moro. Moro berjere oturuyor ve konuşuyor, eleştirilen bir karakter Moro, kimsenin gerçekte öyle konuşmadığı ele alınarak, oysa Moro Ungenach'ın eskilerinden, ailesi Robert'ın ailesi tarafından yüzyıllar önce kabul görmüş, Ungenach'a yerleşilmiş, noterlik nesiller boyunca devam etmiş, sahiplik toprakların genişletilmesiyle birlikte sürmüş ama bir son bulacak artık bu, Robert kendisine miras kalan toprakları paydaşlar arasında dağıtmak istiyor, Karl'ın ölümünden sonra tek vasi olarak. Avukatın yorumlarının öyle olur muymuşluğunu geçersek aynı topraklarda doğmuş, aynı deliliği paylaşmış iki insanın konuşmaları doğal bir akışta ilerliyor, başka türlüsü mümkün değil, zaten konuşma -işteşlik- yok, Moro anlatıyor, belki sayıklıyor, Karl'ın söylediği gibi beş para etmez bir şekilde devam ediyoruz, kafamızın yerinde olup olmadığını bilmeden, milyarlarca insanın arasında, koca tarih çağları hızla akıp giderken. "Kafamız bir totolojinin mantıki sonucu..." (s. 10) Her şey doğanın içinde normal, doğa anormal bir durum yaratmaz, insan kendi normları içinde yaratır, doğaya göre hiçbir şey anormal değildir çünkü doğada olan her şey normaldir, Karl'ın ölümü, Robert'ın Ungenach'ı dağıtmak istemesi, aileden kurtulmak, mekândan kurtulmak, "kuşak sürrealizminin doğa sürrealizmi kisvesinden" kurtulmak Moro için hepsi akıl almaz bir dağıtımı engellemeye çıkıyor, doğrudan bir çaba olmasa da böylesi bir bütünü parçalamak, dağıtmak, yok etmek büyük bir olay, ülkenin en büyük olaylarından biri, mekânla bütünleşen varlığı yok etmeyi de içeriyor, Moro da bu yok olacakların içinde, ailesi ortadan kalkacak, Robert'ın ailesi olan Zoiss güruhu burayı genişletmek ve hareketlendirmek için çok şey yaptı ama her şey boşluğa vardı, yazılamayan bir metin, hiç yazılmayacak bir metin ve bir metnin yazılabilirliğiyle yazılamazlığının yarattığı yılgınlık gibi, Moro'ya göre yoğunlaşmanın, tekilleşmenin varacağı nokta, devrimci bir doğa anlayışı ortaya konması gerekiyor ve Robert bunun için uğraşıyor, Bernhard'ın münzeviliğini andırır bir durum, Ungenach insanı bir başına bırakmıyor, evler, hükümetler, politikacılar, hepsi bir çoğulluk olarak beliriyor ve insana rahat vermiyor, bir avuç toprakla bir politikacı aynı nefreti uyandırabiliyor, Robert'ın gidişini biraz da buna bağlıyor Moro, parlak zihinleri kaçıran bir siyasi anlayış ülkeyi çoraklaştırıyor, Ungenach'ın yıkılışını bu çoraklaşmaya bağlıyor Moro, bağları sıkı tutuyor ve Robert'ı anlıyor ama yine de bir parçası Ungenach'ın ortadan kalkmamasını istiyor, kendini bulabileceği bir yer kalmayacağı için, gidemediği için. Yok oluştan önce son bir hatırlayış, Moro hatıralarını bir bir ortaya dökerken Robert'ın ne yaptığını bilmeyiz, Moro'nun konuşması bitmeyecek gibidir, tarihten onca insanı çıkarıp masaya koyar, ormanlarda yapılan yürüyüşler, evlerde geçirilen onca zaman, bir daha hiçbir zaman o biçimde ortaya serilmeyecektir, zaman sürdükçe eskitmeye devam edecektir, Moro şimdiden eskimektedir, kendi gibi eskiyen sosyal ve politik kurumları da dibe çekmekten imtina etmez, tek bir delinin peşinden gidilmesini sağlayan demokrasiyi, Kilise'yi, pek çok şeyi eleştirir, aptallığın ürünleri olarak görür. Utanmazlık bir biçim olsaydı kilise veya meclis olurdu, insanın devam etmesini sağlayan şey bu utanmazlık, her şeyin utanmazlığı. Moro'nun bahsettiği aile fertlerinin rezilliklerini hatırlayan Robert, bir zamanlar en yakınında yer alan insanların rezilliklerini hatırlar hatırlamaz Ungenach'ın bir an önce dağılmasını ister, hiç zaman kaybetmeden. Karl'ın mektuplarına geçtiğimizde Robert, Afrika ve kişisel yenilgiler karışımıyla karşılaşırız. Robert kadar zeki değil Karl, Afrika'ya gitmesi ABD'ye gidememesinden ve Ungenach'tan kaçmak istemesinden ötürü, zira Ungenach'tayken bir yargıya varmanın imkansızlığı, söylenenlerin anlamsızlığı ortaya çıkıyor, oradan uzaklaşılınca anlamın izini sürmek, hiçe varmak daha kolay. Tekrar Ungenach'a. Bir gün dönmek için gidiyorlar, gidişlerinin tek sebebi bu. Ruha sinik. İşverenine yazdığı mektupta Afrika'ya dönemeyeceğini söylemesi, görev süresini yakması, işinden olması, cezalandırılacak olması, herhangi bir şeyin pek bir önemi yok, Ungenach çağırıyorsa orada olmak zorunda. Babanın ölümüyle birlikte yüzleşmenin ağırlığı artıyor, evdeki nesnelerden düşünce yığınları oluşuyor, kitaplar görülünce önceki iki yüzyılın doğurduğu metinlerin işe yaramazlığı kesinleniyor örneğin, gerçekliğe dair hiçbir şey yok, Robert'ın düşünceleri de yer buluyor hemen, gerçekliğin bozulmasından o da mustarip, Karl için pek bir teselli yok burada. İçsel süreçler, Bernhard'a göre anlatılması gereken tek şey. Kimsenin bilmediği bir şey, insanın kendini bütünüyle ortaya koyması, kendiyle birlikte herkesi ortaya koyması, ışıkların altında herkesle birlikte, yaşanan her şeyle birlikte durması, anlatmaya değer başka bir şey yok. Karl ve Robert için kısa bir çıkışsızlık, kısa bir anlatı. Bernhard.
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
Ungenach
Yıl bitmeden bir Thomas Bernhard okuyayım dedim, minik romanı Ungenach’ı aldım elime. Kötü bir roman asla değil bu ama Bernhard edebiyatına göre biraz vasat diyebiliriz. Bernhard yine huysuzluğunu ve huzursuzluğunu birilerinin ağzından anlatmayı seçiyor. Amerika’da yaşayan akademisyen Robert, babasının ve üvey kardeşi Karl’ın ölümünün ardından mirası paylaştırmak için ailenin Ungenach’taki devasa orman arazisine gidiyor. Kitap, miras paylaşımından sorumlu avukat/noter Moro’nun monoloğu ve sonrasında da ölen Karl’ın kimi gönderilmiş kimi gönderilmemiş hüzünlü mektupları ve anlatıcımız Robert’ın aralara giren kendi yılgın iç sesinden oluşuyor. Tabii tüm bunlar olurken Bernhard bize göç etmeye, aidiyetlere, kimliğe, adalete dair bir sürü soru sorduruyor. Sanki kısa felsefi denemelerin kurmacayla birbirine bağlanması yoluyla oluşturulmuş gibi bir roman bu. Mesela şöyle pasajlar okuyoruz: “bugün ne çekiyorsak aklın elinden çekiyoruz, yoksulluktan değil ve yaşlılık gençliğin tersi, ki ben gençliği tamamen doğal bir kendini beğenmişlik olan, itici bir şey olarak tarif ediyorum... umarsızlığa kapılmamak için hangi yana bakmalı? Bu, sizin yaptığınız sevgili Zoiss, bu da bir pes ediş ve ihtimal ki çok daha utandırıcı... çünkü bu paylaştırma, bu, gördüğüm kadarıyla, akıl almaz boyutlarda bölüştürme... çünkü bu gelişme, toplumsallaşma, devletin ve de dünyanın bu şekilde miskinleşmesi de aynı biçimde absürd... çünkü sosyalizm ve komünizm peşinde hep birlikte telef olacağız, tıpkı kralların ve krallıkların peşinde telef olduğumuz gibi, çünkü telef olmak mecburiyetindeyiz... çünkü her şeyin sonuçta varacağı yer orası, çöküş...” Ezcümle; okuması zor, derdi çok, okurdan efor isteyen, küçücük hacmiyle kocaman sorular soran bir kitap kendisi. Arka kapaktaki şu alıntıyı da ekleyip bitireyim, çünkü bu tam bir Bernhard pasajı: “Hepimiz bir felaket halet-i ruhiyesinde yaşarız. Yapımız anarşiye eğilimli bir yapıdır. İçimizdeki her şey sürekli kuşkunun gözetimindedir. Ortada eblehlik olsun ya da olmasın, her şeyde katlanılmazlık vardır. Temelde dünya, ne açıdan bakarsak bakalım, katlanılmazlıktan ibarettir.”
Emre Sevilmiş
Hezarfen
Diğer romanlarına göre edebiyatı daha zayıf. Çember cümleleri henüz yok.
UgurSakalli
Kitapkurdu
Thomas Bernhard’ın okuduğum ilk kitabı. Sanırım kitabın derinliğine dahil olamadım. Bittiğinde aklımda hiçbir şey kalmamıştı. Beğendiğimi söyleyemeyeceğim.
efesane
Kitapkurdu
Ungenach Bernard'ın sonsuz öfkesinin yine ait olması beklenen ama onun yerine bitimsiz bir öfke duyduğu değerlerden ve onun bir alegorisi olan topraklardan kurtulmaya çalışan başkarakerinin hikayesini anlatan yine dopdolu harika bir kitap.
karaademmm
Bilge
“ … tabii ki her şey size ve tabii ki üvey kardeşiniz Karl’a bırakıldı… üvey kardeşiniz Karl’ın ölümünden sonra da vs…” (s.36) “ … derken üvey kardeşiniz Karl’ın ölümünden sonra tek varis siz kaldınız…” (s.36) • Kurgulanmış olanı sevmiyordu Bernhard. Eserdeki kurgusu yukarıdakilerle sınırlı. Büyük bir miras kalıyor kahramanımıza. Ufak bir kısmını kendine ayırıp diğerini aile fertlerine taksim etmek yoluna gidiyor. “ … ümitsizce çabalayışımızın beş para etmediğini bilmemize rağmen…” (s.9) • Anlatıcı, Noter Moro ve Üvey kardeşi Karl. Konuşacaklarımız var her biriyle. Avusturya, kimlik karmaşası, maddi beklentiler ve hesaplaşmalar. • Bernhard’ı biliyorsan zaten seveceksin. Yoksa zor. Buyurun.
cosmicomic
Kitapkurdu
Bernhard ile tanışmamış okurlara başlangıç için tavsiye etmem ama birçok kitabını okumuş ve sevmiş biri olarak anında sevdim. kendimle özdeşleştirdiğim ve üzerine düşündüğüm bir sürü cümle buldum. yapısal olarak diğer okuduğum eserlerine benzemiyor, aslen biraz daha düzenli ve daha kendine özgü olan kitaplarının aksine tek bir bakış açısından yazılmamış. Bernhard sevenlere kesinlikle tavsiye ederim.
Black509
Kitapkurdu
İnce bir kitap olmasına rağmen, içerik olarak kalındır. Bernhard'a yeni başlayanlar için değil, ortasında olanlar içindir kitap.
KY-2477827
Thomas Bernhard kadar yaşadığı coğrafyadan/ülkeden ve onun kültürel mirasından nefret eden yazar var mıdır bilemem... Ungenach'ın "zor" bi' kitap olduğunu düşünüyorum. Diğer kitaplarını okurken bu kadar zorlanmamıştım...
Sekhmet Tr
İncecik fakat Bernhard severler için neredeyse her paragrafta düşünülecek, çizilecek cümleler ve fikirler barındırıyor. Yazarın her kitabı ayrı efsane.
captainfuture
Beklediğimin de ötesinde. Çok sevdiğim bir yazar. Hiç hayal kırıklığı yaşatmamıştır. Mutlaka okunmalı.
uyumsuzhuysuz
Yorucu , yorarken tat veren bir Thomas Bernhard klasiği. Hızla haz arasında tükenen modern insanın durumunu özetleyen bir ifade ile yazar kitapta diyor ki; " Hız hummalarında acılar çekiyoruz, anlıyor musunuz, ama bu kafamız yerinde demek değil, yerinde değil demek de değil... kafamız yerinde mi değil mi bilmiyoruz... ". Modern insanı, Avrupa'yı tanımaya devam etmek isteyenlere öneririm.
Deruni Kadim
Kitapkurdu
Dİğer eserlerine nazaran biraz da kasvet yüklü bir eser..