Geçmişi kurmak için sonsuz seçenek var, her an farklı bir şeklini oluşturabiliriz. Sahilde oturmuşuz, dalgaların düzensizliğini anıları karman çorman etmede kullanmışız. Düzensizlik, yaşamın kalıplaştırmasına bir karşı çıkış. Bilinçaltımızın en çok ihtiyaç duyduğu. Bilinenden farklı bir baba, hissedilenden bambaşka bir acı yaratabilir. Güneş batıyorsa sarıya boyanır. Ayın görünmediği bir gecenin daha karanlık olduğunu -bahsettiğim şekilde de- hissetmişsinizdir. Bilinç ve dibi çok acayip bir şey, her renge boyanabilir. Sırıtmaz. Süt içer, bomba yer, sevdiklerinizi özenle saklar.
Müller'in kadın kahramanı bir tramvay yolculuğunda. Etrafındaki insanları gözlemliyor. Ardında kalanların kendisini izlemesine dayanamayıp o da geriye bakıyor sürekli. Tramvay insanları ve bilinç akışı. Bunlar yolculuğun sonlanacağı yerin, içinde yaşanılan toplumun ve iktidarın etkisiyle karanlık, duygusuz. Duygusuzluk çokça. Anlamsız bir yolculuk, salıları, cumartesileri ve perşembeleri yapılıyor. Saat tam onda, Albay Albu'nun sorgulaması başlayacak. Öylesine sorulan sorular, omuzları süslü bir adamın mekanı daraltan bakışları. Geçmiş nasıl hatırlanabilir bu durumda? Soğuk, donuk, şimdinin sıkıntısına gömülü.
Çavuşesku'nun eşi olan hanım -şimdi adına bakmaya üşendim, şaşırtıcı değil- idam edilmek üzere götürülürken, "Ben sizin annenizim, yapmayın evlatlar!" diye bağırıyordu. Mother Russia evlatları açlıktan, soğuktan kırılırken ağlıyordu. Ağlıyor muydu? En büyük faşiklerin anneler olduğunu kim söylemişti? Babalara yol açmaları onları suçlu yapmıyor, sessiz kalmaları yapıyordur belki. Baba dehşeti varken bir şey söylemek zor. Çavuşesku'nun Romanya'sında bir tramvay hiçliğe gidiyor. Yoksulluktan hiçliğe. "Savaş her zaman olacak, diye güldü kundura tamircisi, ama burada, bizde değil. Ruslar anlaşmalarla bizi avuçlarının içine aldı, onlar gelmez. İhtiyaç duydukları her şeyi Moskova'ya yollatıp bizim tahılımızı, bizim etimizi yiyor onlar. Açlıkla kötek de bizde kalıyor. Kim işgal edecek bizi, masraftan başka bir şey değiliz. Her devlet, bizi almadığına sevinir, Ruslar bile." (s. 27) Belki de bu yüzden anlatıcının vatmanın cebindeki kruvasanlara takması. Üç kruvasan, bunları ne ara yiyor bu adam, sen bilmiyorsun anlatıcı ama merak ediyorsun, her an aklında. Sorgulanmaya gidiyorsun, gitmezsen evinden alırlar, sonrasını düşünmek bile istemiyorsun.
Anılar paramparça, zamandan zamana yolculuk ediliyor. Lilli, anlatıcının yakın arkadaşı, yaşlı bir askerle Macaristan üzerinden kaçmaya çalışırken yakalanıp öldürülüyor. Yaşlılardan hoşlanıyor Lilli, gençlerin hoyratlığı onlarda yok. Üvey babasıyla ve birçok erkekle birlikte olması bu yüzden. İnsanın aşık olma kapasitesine güzel bir örnek; aşkın çabuk bitmesi ve tekrar bulunması için yaşıyor. Bitişine hayret ediyor da başlamasının güzelliğinden gözleri parlıyor. Vurulduğu sırada da parlıyordu.
Anlatıcı, çalıştığı tekstil fabrikasında pantolonların arka cebine İtalyanca "Evlen benimle!" yazıyor. İtalyan erkeklerinin zengin ve yakışıklı olduğunu duymuş, şansını deniyor ama zamanında birlikte olduğu iş arkadaşının kıskançlığı tutuyor, ihbar ediliyor. Bütün tatava bu yüzden. Albayla yüz yüze gelmesi, yolculuklar... Kafesten kaçmaya çalışırken daha küçüğüne giriyor. Yazık ki geçmişinde mutluluk yok; askere giden eşinin babası tarafından taciz edilmesi, boşanma aşaması, bir sürü dert. Peter'la tanışınca yaşamın sorumluluğunu paylaşma duygusundan, daha çok da sevilmenin tatlı uyuşukluğundan ikinci gün adamın yanına taşınıyor. Olabildiğince mutlu. Şu yolculuk da olmasa... Aklını yitirmeye yakın, iyi ihtimal. Ölüme yakınlığı daha iyi bir ihtimal ama saçmanın içinde sürdürülen yaşam mücadelesi. Onurlu bir mücadele, zevkli. Camus diyor. Gerçi intihar etseniz sizin veya Camus'nün çok da derdi mi, değil.
Faşik rejimden kaçan Herta Müller, bu dünyada yaşamaya çalışan insanların hikâyelerine dokunuyor, benzer umutsuzluklar, küçük hesaplar falan. Böyle. Kendinizle karşılaşırsınız, iyi bir şey. Bazı günler, o ağır günler, değil. O günlerden birini okuyun, alın bunu.
Bu kitabı sevemedim ben, olmadı. Ama “kötü kitap” demiyorum, “ben sevemedim” diyorum açıkçası. Hiçbir şekilde içine giremedim, zihnimde bir imge bırakmadı, anlatıcıyla bağ kuramadım. Öncelikle bu kadar depresif edebiyata yokum sanırım. Büyük bir iç sıkıntısı duydum okurken, fazla acımasız, fazla soğuk. Anlatıcının duyguları (neydi ki onlar?) bir türlü geçemedi bana. Aralarda güçlü cümleler, sarsıcı tespitler filan var ama genel olarak fazlasıyla karanlık; mutsuz insanlar geçidi gibi bir kitap. Dili çok yalın ama rahatsız edici bir yalınlık. Çavuşesku dönemi Romanya’sının mutsuzluğu ve zulümlerine şahit oluyoruz, bu açıdan ilginç olmakla beraber genel olarak yavan, kuru ve yorucu buldum. Maalesef.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
derinlikli bir kitap. bir yandan tramvay yolculuğu, öte yandan anılar… biz de anılara dalmaz mıyız yolculuk yaptığımızda. günlük hayatın içinden çıkmış gibi. tavsiye ederim
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir kadının bir günlük tramvay yolculuğunda aklından geçen anılarını, karşısında biri varmışcasına ve sansürsüz aktardığı, akıl sağlığını zorlayıcı sürükleyici bir eser. Geçmiş, şimdi, ve gelecekle ilgili farklı görüşler doğuran ve onları yönetmenin kolaylığı ve zorluklarını görebilirsiniz okurken.
“ Kimi şeyeler, ancak konuşulunca kötü olur.”
..
“ 'Çok nehirlerden geçmişsin bugüne dek.'
Güldüm.
'Çok nehirde boğuldum.’”
Kesinlikle Herta Müller okunması ve okutulması gereken bir yazar.
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Akıcılık ve anlatım konusunda oldukça başarılı, sıkılmadan okuyacağınız bir kitap. Zaman zaman bazı sözleri aklınıza gelip sizi tekrar sonu olmayan düşüncelere yönlendirecektir. Oldukça güzel
Satın Alma OnaylıBu ürün yorum sahibi tarafından satın alınmıştır.
Bir sonraki sayfaya geçmekte çok zorlanacağınız, okuduklarınızı anlamak için bir kaç sayfa geri bile gidebileceğiniz ama hem anlatımı hem çevirisiyle dolu dolu bir anlatım görebileceğiniz bir kitap.