Gömülü Dev
Gömülü Dev

Kitapyurdu Fiyatı: 253,00TL

Ürüne Git
139Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Gömülü Dev
Ishiguro'nun hatırlayış ve unutuş üzerine kurduğu meseleler her bir metninde farklı bir biçimde ortaya çıkıyor. Günden Kalanlar'da geçmişin kişisel kurulumlarının gerçekliği kırdığı noktayı görürüz, Avunamayanlar'da şimdiye taşınan acıların geçmişte farklı kişiler tarafından yaşandığını görürüz ki karakterler aynıdır ama olaylar başkalarının başından geçmiş gibidir, Beni Asla Bırakma'da gerçeklikte kurulan alternatif yaşamların keşfiyle ortaya çıkan yıkımı görürüz, yazarın diğer metinlerinde de aynı izlekle farklı kurguların içinde karşılaşırız. Sağlam damardır, belki de günümüzün hızlı, hıphızlı yaşantısında anlatılması gereken başlıca konulardan biridir bu. Ishiguro'nun sadece bu izlekle kalmayıp iki farklı damardan daha beslenmesi, metinlerinin altlı üstlü kurmacalığını daha da değerli kılıyor bana göre; Öksüzlüğümüz'ün savaş ortamında gördüğümüz unutuşun bir nimet olduğunu söylemek mümkün, kültürel farklılıkların tehlikeli bölgesinde insan topluluklarının bir arada yaşayabilmesini sağlıyor unutuş, gördüğümüz kadarıyla tehlikenin tekrar belirmesine rağmen çatışma boyutuna varmamasını sağlayan şey, kaynağı utanç, pişmanlık, ne olursa olsun unutuşun ta kendisi. İnsanlar acıların tekrar yaşanmasını istemedikleri için çözülmemiş meseleleri olduğu gibi bırakıyorlar. Karşılıklı yapıldığında kan dökülmüyor artık, iyi ama taraflardan birinin yarası henüz soğumamışsa, o zaman tehlike varlığını sürdürüyor. Gömülü Dev, Öksüzlüğümüz'ün Britanya'da geçen, metaforlarla dolu bir versiyonu olarak görülebilir. Unutuşun üzerinden geçen onca yıldan sonra uzun sürecek bir arayışın başlaması, yolda karşılaşılan insanların anlatıyı derinleştirmesi, belirsizliklerin yavaş yavaş kaybolması ve hikâyenin finalde tamamlanması gibi ögeler Ishiguro'nun sevdiği işler zaten, bu metni farklı kılan şey, hikâyenin Romalıların geri çekilmelerinin az ertesinde, Britanya'nın efsanelerle dolu fantastik bir çağında geçmesi. Romanı bir fantazyaya çevirmiyor bu, günümüzde anlatılacak bir hikâyeyi söylencelerle besleyerek daha büyülü, heyecan verici bir hale getiriyor. Açıkçası şimdinin sönük insanlarının yerine Sir Gawain'in yaptıklarını okumak, Merlin'den bahsedilen bölümlerde heyecandan şöyle bir titremek çok daha keyifli. Çünkü Merlin -Taliesin olanı, bard- büyük bir büyücüdür, metinde de ara sıra bahsi geçecek Lord Arthur'un has hocasıdır. Yuvarlak Masa Şövalyeleri, Avalon ve bir iki yerde ortaya çıkan Kharonvari kayıkçı derken kaptırır giderdim ama bu bir fantastik metin değil, bir Ishiguro metni, Ishiguro da kurmacanın retoriği konusunda çok yetkili bir abi olduğu için şirazeyi kaydırmıyor, fantazyayla asıl meselesini tam dengede tutuyor. Dahi iddia edeceğim; Ishiguro okumaya başlamak için en uygun metin budur. Tarih bilmek gerekiyor biraz, dönem hakkında biraz bilgi vereyim. Romalılar dev bir duvar örmelerine rağmen akınlara engel olamayınca, barbar kabileler de merkezlerini iyiden iyiye tehdit etmeye başlayınca adayı bırakıp geri dönüyorlar. Britonlar, efsanevi liderleri Kral Arthur'un da yardımıyla bir müddet egemen güç haline gelseler de Germenlerin adaya gelmesiyle işler değişiyor, Angllar ve Saksonlar doğu kıyılarında koloniler kuruyor, içerilere doğru ilerledikçe kurdukları köylerle yerlerini sağlamlaştırıyorlar. Sonrasında hakimiyet onlara geçiyor, Normanlar adaya akın üstüne akın yapana kadar mutlak üstünlük onlarda kalıyor. Saksonların giderek çoğalıp Britonları alt edecekleri zamanın biraz öncesinde kuruyor anlatısını Ishiguro, Norveçlilerin bahsi az çok geçiyor gerçi. Bu noktayı merak ettim; o zamanlar gerçekten de "Norveçliler" olarak mı adlandırılıyorlardı, yoksa çevirmenin tercihi mi acaba? Orijinal metne bakmak lazım, Ishiguro'nun sağlam bir araştırma yaptıktan sonra metnini yazmaya başladığını düşünüyorum. Söylencelere de hakim olduğunu sanıyorum, Keltlerin doğaüstü varlıkları pek ortalarda gözükmüyor ama elde bir ejderha var, insan yiyen devler var, dev köpekler var. Adanın folkloru çok zengin, Ishiguro bu zenginliği sislerin arasına müthiş gizlemiş. Sisi bir metafor olarak değerlendirirsek unutuşun izi olarak görürüz, gerçeklik olarak gördüğümüzde olağanüstünü saklamak için kusursuz bir perde olarak yayıldığını anlarız. Şöyle bir mekan, tek bir alıntıyla fikir vermeye çalışacağım: "Irmaklarla bataklıkların üzeri, bu topraklarda hâlâ varlığını sürdüren yamyam devlerin ekmeğine yağ süren dondurucu sislerle kaplıydı." (s. 7) Anlatının böyle bir atmosferde kurulacağını anlarız, sonrasında Axl ve Beatrice çıkar ortaya. Yaşlı bir çift. Yaşadıkları köyde pek rahat değiller, kullandıkları eşyaların mülkiyetleri topluluğa ait olduğu için geceleri mumsuz kalıyorlar, mum yakmalarına izin verilmiyor. Daha da kötüsü, geçmişi unutmaya başlıyorlar. Çocuk sahibi olup olmadıklarını bile unutacak noktaya geldikleri zaman tek oğullarını görmek üzere yola çıkmaya karar veriyorlar. Oğlan uzakta, bir iki günlük yolculuk kadar. Yaşlı olmalarına rağmen, yaşadıkları topluluğun da unutma salgınına yakalandığını gördükleri zaman vakit kaybetmeden yola düşüyorlar. Kendi tarihlerine de bir yolculuk bu; eğer Ishiguro'nun karanlık noktalarını yavaş yavaş aydınlatmasına aşinaysak başta anlamsız gelen bazı diyalogları, ayrıntıları aklımızda tutup parçalar yerine oturdukça yerli yerine koyuyoruz. Dolayısıyla yavaş yavaş belirmeye başlayan geçmiş, bahsettiğim bağımsız parçaları da içine alacak şekilde genişliyor, yolculuk boyunca bu genişlemenin gösterdiklerini iyi takip etmeliyiz. Beatrice'in bildiği bir Saxon köyünde geceleyecekler, sonraki gün dağlardaki bir manastırda geceleyecekler, sonrasında oğullarına kavuşmak için bir kayığa binecekler. Plan bu, yolda karşılaştıkları insanlar ana hatları bozmasa da yolculuğu oldukça heyecanlı bir hale getiriyor. Öncelikle dişi ejderha Querig yüzünden unutuş dalgasının giderek yayıldığını öğreniyorlar, bir lanet gibi çökmüş bu mahluk. Sonrasında bir dev tarafından ısırılan Edwin ve onun koruyucusu, sıkı bir savaşçı olan Sakson Wistan çıkıyor ortaya. Bu iki karakterin belirmesiyle birlikte Briton-Sakson savaşı, sonradan edinilen kimliklerin değişimi gibi konular, Ishiguro'nun özellikle üzerinde durduğu düşünsel temeller çıkıyor ortaya. Wistan, Britonlar tarafından büyütülmüş olsa da geçmişteki katliamları bir türlü unutamıyor, ejderhaya rağmen. Sir Gawain dahil olmak üzere kendine yer bulan bütün ana karakterlerin geçmişte dost veya düşman olarak karşılaşmışlıkları var, yeri gelince birlikte kılıç sallayıp yeri gelince birbirlerine kılıç çeken bu insanlar, yolculuk boyunca yavaş yavaş anımsamanın büyüsü altına giriyorlar ve yoldaşlıkları kimliklerine yeniliyor, geçmişin savaşları bireysel olarak canlanıyor. "Ishiguro Belirsizliği" diye bir şey üfüreceğim; bu belirsizlik sırıtmaz. Gizlenmez de, sadece hemen anlam veremediğimiz bir anlatı parçasıdır. İyi bir okursak aydınlık halini sezdirir. Ve her zaman, istisnasız bir şekilde, çözüleceğini belli etmeden çözülür. Ishiguro'nun pek çok niteliğini sayabiliriz; o çağın karakterlerini müthiş bir gerçekçilikle konuşturur, son derece uygun sıfatlar ve hitaplar kullanır, uzamı son derece sade bir şekilde kurar, bir sürü şey söylenebilir ama bu belirsizlik olayı bence onun zirve noktasıdır. Diyeceğim ki pek az örnek vardır böylesi kusursuz çözülen ve etkileyen. Axl'la Beatrice'in çocuğu örneğin, okursanız anlarsınız, böylesi etkileyici bir hatırlama -okur için etkilenme diyebiliriz- zor bulunur. Tanrı'nın işlevinin sorgulanması da önemli bir yer tutuyor, o zamanın mitleşmemiş dini konusunda soru işaretleri daha az olmasına rağmen daha vurgulu. Dönemin insanının daha materyalist olmasına bağlayabiliriz, özellikle savaşın içinden gelenlerin kötülüğü engelleyemeyen bir Tanrı'nın bir kenara atılmaya değer olduğunu söylemeleri son derece anlaşılır. Bir de şey, yine çeviriden kaynaklı olup olmadığını bilmiyorum ama anlatıcı ara sıra kendini gösteriyor, "Bizim köylüler" diyor mesela. Nasıl anlatıyorsun acaba, serbest dolaylı mısın? Sen bir köylü müsün, yoksa anlattığın için bize tanıdık geldikleri için, kendini de bizden/okurdan saydığın için mi öyle diyorsun? Bu bir, ikincisi de bir meyhaneden mi, kafeden mi ne bahsedilirken -kafe diyelim- mekanın "çağdaş" kafeler gibi olmadığı söyleniyor. Çağdaş kafe? Anlatıcıyı o zamanın insanı olarak görsem çağdaş kafeler gözümde canlanmayacak, çünkü o zamanın kafeleri hakkında hiçbir fikrim yok. Eh, günümüzün kafelerinden bahsettiğini hiç düşünmüyorum zaten. Gevezelik bir yana, sanırım Ishiguro'nun en tuttuğum metni bu oldu. Birincisi, unutuşun hem bir nimet, hem bir lanet olarak farklı biçimlerde belirmesi. İkisi zaman zaman birbirine dönüşebiliyor. Bu dönüşümü Briton-Sakson mücadelesine uyarlarsak, bizdeki Doğu-Batı meselesine denk gelecek biçimde düşünebiliriz, aslında birbirine dönüşebilen, en azından anlaşılabilecek biçimde düşünülebilen ögelerin arasındaki mücadeleyi ortadan kaldırmanın ve tekrar ortaya çıkarmanın insana bağlı olduğunu görürüz. Ejderha gibi bir korku kaynağının sadece korktuğumuz için o şekilde algılandığını düşünebiliriz, bana bu anlatıda insanlara verilmiş bir hediye gibi geldi ejderha. İyileşmek için unutmak istiyoruz ama unutmanın sınırları kesin olmadığı için unutmak istediklerimizin yanında unutmak istemediklerimiz de gidiyor. Gitsinler. Bunlar elleriyse bunlar da gitsin. Cendrars en güzelini söylüyor; evini bırakıp yola düş, eşini bırak, çocuğunu bırak, sadece git. Ishiguro, mon amour.
Ender Atakan
Ender Atakan 28 Şubat 2021
Mehmet Utku bey, siz yazar mısınız? O nasıl bir kitap yorumu, hayran kaldım. Çocuklarıma kitap okumayı nasıl sevdirebilirim? Tavsiyenizi alabilir miyim?
RubarArenBaran
Kitapkurdu
22.05.2026
Unutmak ve hatırlamak kavramlarının insanoğlunun tarihi kadar eski olan iki kavram olduğunu iliklerimize kadar işleten Kazuoya sonsuz minnetle.. Yazar bu kavramları felsefik bir yaklaşımla ve masalsı bir anlatımla ele almış. Kitabın başında bu da nesi diye durup düşünüyor insan fakat kitap ilerledikçe ustaca dokunuşlarla muhteşem bir ikilemde bırakıyor bizi. Unutmak olmasaydı hatırlamak bu kadar kıymetli olur muydu? Hatırladıklarımız bizi hayata bağlarken unutmanın da bu bağlamda hatırlamaktan aşağı kalmayan yönünü yine ustaca anlatıyor yazar. Unutmanın sis metaforuyla anlatılması ayrıca güzel olmuş tabii ki bir canavarın bu olgulara bu şekilde soyut bir şekilde müdahil olması yine planlı bence. İshigironun bu kadar sabırla okuyucuyu müthiş bir yolculuktan geçirmesi tarifi olmayan bir duygu. Arthur döneminden kalma bir şövalye, Roma dönemi, rahipler, canavarlar.. Yazar sizi yirmi birinci yüzyılın kalabalığından alıp orta çağın münzevi yaşamına götürüyor.
Miss.Saraç
Kaşif
19.05.2026
Yazarın okuduğum ilk kitabı, oldukça beğendim anlatım dilini. Geçmişi unutmaya sebep olan sisin, ortadan kaldırılmasıyla yeniden canlanan anıların acı mı tatlı mı olduğunu, sana nasıl duygular yaşattığını tekrar hatırlamadan bilemezsin. Gömülü dev bence, kitaptaki yaşlı çift üzerinden zamanla birbirimize olaylar karşısında verdiğimiz tepkileri ya da unuttuğumuz duyguların içimizde ki gömülü oldukları yeri gösteriyor..
Aykut Güngör
Üstat
22.02.2026
Çok severek okuduğum romanlardan. Ayrıca yazarın Uzak Tepeler, Günden Kalanlar kitaplarını da okudum.
Huzur&Toprakta
Kitapkurdu
06.11.2025
Üzeri küllenen anılar, iyisiyle kötüsüyle rüzgar estikçe hatıralarda canlanan anılar. insanı bir türlü bırakmayan içini kemiren anılar. insanoğlunu bir türlü bırakmayan geçmişini farklı bir dille kaleme alınmış bir eser.
beril36
Kitapkurdu
15.09.2025
keşke kötü şeyleri gerçekten unutabilsek. Ama kötülükleri unutmamalı affetmemli bence
dreamlifes
Kitapkurdu
30.09.2024
Her şeyi unutmak istediğim bir zaman da her Şeyi unutan yaşlı bir çiftin edebi, masalsı yolculuğunu anlatan bu kitaba denk geldim. İshiguro'nun bütün kitapları ayrı bir alem bence. Ama bu kitabın yeri bende başka.
semtor
Kaşif
12.05.2024
Unutma hatırlama, geçmiş bugün üzerine bir kitap. Derinliği olan ancak bundan dolayı da zor okuduğum bir kitap. Sonu ise benim için belirsiz olarak bitti. Sanki kitap bitmedi gibi geldi bana.
GULSEN KARABOĞA
Kitapkurdu
05.05.2024
Okurken biraz zorlandım. Kurgu akmadığı için sanırım. Ama yarım da bırakmadım.
Venessa50
Kitapkurdu
27.11.2023
"Katliam üzerine kurulmuş bir barış nasıl ebedi olabilir ?" "Acaba anılarımız olmayınca aşkımız da mecburen solup gidecek mi ?"
cucuc
Kaşif
27.09.2023
ishigura, en değer verdiğim yazarlardan. Bu kitabı da daha önce okuduğum kitaplardan. kutuphanem için aldım.
Mavi ..
Kaşif
27.09.2023
karakterlerin hitap şekillerine takıldım. onun dışında eser çok hoş
Vahap Tuğba Çanak
Bilge
24.08.2023
Zevkle okudum,ilginç bir konusu güzel bir anlatımı var.Tavsiye ederim.
Pembepatili
Kitapkurdu
18.06.2023
kitap ilk okumaya başladığımda çok merakımı uyandırdı, ortalara doğru biraz bir sonuca baglanmadigi için sıkmaya başladı, kitabın sonu ise benim için biraz hüzünlü ve belirsiz bitti, üzerine uzun süre dusunulebilecek, derin bir kitap bence
Hilal Karabulut
Üstat
15.06.2023
İlk okuduğum kitabı keyifle okudum
Ismail Berkok ÇETİNKAYA
Kitapkurdu
Olayları kendiniz gibi yaşıyorsunuz.Tavsiye ederim.
Kuboa3
Bilge
15.02.2023
Finali belki daha iyi olabilirdi. Onun dışında hikayesiyle diyologlarıyla ve karakterleriyle merak uyandıran kendini okutan bir kitap.
burçin
Kitapkurdu
27.12.2022
Bu yazarın tüm kitapları gibi bu da okunası.Sakin ama okutan kitap.Çok hoş
naakoc
14.12.2022
çok beğendim. sosyal medyada çok övülmüştü. bu sebeple aldım okudum . iyiki de okumuşum.
smz.n
Üstat
12.08.2022
yazarın okuduğum ikinci kitabı oldu, öneririm