14Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Taş Uykusu
Toplu taşıma araçlarındaki tiplerden yola çıkarak bir şeyler yazmaya bizde Halid Ziya başlamış olabilir. Onun zamanında tramvay vardı. Hayat-ı Şikeste hikâyesinde yanlış yöne giden bir tramvaya binen kızla bu kıza yardımcı olan adamı anlatır. Başka bir hikâyede tipten tipe atlayarak kişilerin ruh hallerini, hayatlarını yüzlerinden okur adeta. Bu konuları muhtemelen bir tramvay yolculuğunda, onca yüzü inceleyip nasıl bir mevzu çıkaracağını düşünürken buluyordu. Tam hatırlamıyorum, kaynak da İstanbul'da kaldığı için bakamıyorum ama kendisinin şuna benzer bir sözü vardı: "Bana bir tramvay dolusu insan verin, size bir roman yazayım." Eh, böyle bir şeydi. Aristo söylemiş gibi oldu ama anlayın işte. Aynı sıralarda Hüseyin Rahmi de yazıyordu, Şık'ın girişindeki tramvay sahnesi efsanedir. Vapurlu bir hikâyesi de var, Ada Vapurunda, o da oldukça komikti. Yani o zamanlardan toplu taşımadaki tiplerden yararlanarak üretilen metinler mevcuttu ve gayet başarılıydı bunlar, günümüze kadar daha kaç metin vardır böyle. Aslı Tohumcu'nun toplu taşıma deneyinde bütün karakterler sırayla anlatıcı oluyor. Her birinin iç dünyasına odaklanabiliyoruz, böylece Türkiye'nin kişisel ve sosyal çöküntüsünü falanını filanını görebiliyoruz. Otobüste vs. insanlara bakıp "bunların hayatları nasıl lan acaba" diye düşünmüşünüzdür illa. Şimdi aynı taşıttayız, aynı manzaraya bakıyoruz ama düşündüklerimiz, düşüneceklerimiz çok farklı. Nereye gidiyorsunuz, ne derdiniz var, kimsiniz? Beş dakika sonra birbirimizi bir daha görmemecesine, görürsek de hatırlamamacasına ayrılacağız. Hayat akıp gidecek. Bu kitapta, yolculuklarda hayatlarını merak ettiğiniz kişilerin bir bölümü, birtakım düşünceleriyle birlikte dondurulmuş, muhafaza edilmiş. Bu açıdan, yani anlatıcının kişi kişi gezmesinden ve karakterler ele alınırken ortaya çıkan üslup değişiminden bahsediyorum, başarılı bir metin bence. Farklı sıkıntıların bir süre sonra birmiş gibi algılanmasını sağlıyor bu anlatıcı değişimi. Korkutucu bir şey; onca farklı yaşamın aynı noktada birleşmesi, bunlardan kurtuluş yokmuş gibi hissettiriyor. Kurtuluşun olmadığı yerde de şiddet doğuyor haliyle. Arka kapakta "Türkiye'nin şiddet yüklü yüzü" deniyor bu çıkmaz için. Şiddet, şartlar uygun olduğunda kolaylıkla ortaya çıkan bir şey. Savaş gibi. El bombasının pimini çekeriz, karşı tarafa sallarız. Elimizdeyken bir nesnedir sadece, bütün olağanlığıyla basit bir eşya gibi. Attığımız zaman sadece sesi gelir bize, öbür tarafıyla karşıdakiler ilgilensin. Şiddet de böyle. Sinirleniyoruz ve olağan hareket ediyoruz. Bize göre. Bu olağanlık tekme olur, yumruk olur. Bunu da bunları yiyen düşünsün. Bu insanlar eve ekmek götürmeyi, kocadan yenecek dayakları düşünürken erdemli bir insan olmak bunun neresinde kalacak? Kalmayacak bile. Şoförle başlıyoruz. Şoför, metni de yolculuğa çıkartan dayımız. Yaşadığı bildiğimiz bir bunaltı: Aynı duraklar, aynı insanlar, her şeyin tekrar etmesi. Üstüne akbil basmadan geçenler, beleşçiler vs. derken kayışı koparmamaya çalışıyor. Kişilere ayrı ayrı değinsem bu yazı destan olur. Bir iki anlatayım. Polis olmak isteyen, polis olunca istediği kızı elleyebileceğini düşünen bir genç. Karısının sertliğinden bezmiş, evden ayrılmış, oğlunu görmek isteyen bir adam. Kendi çocuğunu öldüren, olaya şahit olan kızını da öldürmeyi düşünen başka bir adam. Kocasının tecavüzüne uğrayan bir kadın. K. adında gizemli bir adam. Beş on kişi daha ekleyin böyle. Kadro sağlam yani, dertler şelale. Şiddet, Aslı Tohumcu'nun özellikle üzerinde durduğu, başarıyla normalleştirdiği bir olgu. Bütün kişisel facialar için. Trajik değil, yıkıcı değil, su içmek gibi bir şey, basit. Korkunç tabii ama bu normalleşmenin sonu daha da korkunç, belki de bir sonu olmadığı için. İlerleyen bölümlerde şiddetle ilgili bir bölüm var, küçük bir kısmını alıyorum: "Ara sıra karşımızdakini yok etme arzusu duymamız tamamıyla normaldir. Ama bunu eyleme dökmemiz başka faktörlere bağlıdır; sosyal ve ekonomik şartlara." (s. 76) Final tam bir kaos, malumu ilam. On numara.
jason_freddy
Üstat
29.06.2020
aslı tohumcunu daha önce yok bana sensiz hayat kitabını okumuştum beğenmiştim o yüzden aldım
C.canik
Kitapkurdu
05.09.2019
İlgi çekici bir konu, günlük tarzda bir dil, kolay okunan fakat çok karakter barındırmasından ötürü biraz zorlayan ve kısa sürede bitirilmesi gereken bir kitap. 2 saatlik bir yolculukta iyi gider sonra olanları düşünürken sağınızda solunuzda oturanları izlersiniz keyifli olur.
Ulysse
20.12.2018
Yazara başlamak için ideal bir kitap.
Edebiyat Mutluluktur
Aslı Tohumcu'nun naif kitabı.. Hoştu.
Ayşe Can
Kitapkurdu
06.07.2018
Aslı Tohumcu çocukluğum ve yetişkinliğim arasında yaptırdı bu otobüs yolculuğunu.
ışıkta yürüyen kız
Kitapkurdu
konusu ilgi çekiciydi çok çok beğenmesemde tavsiye edebilirim
Özle_m_im
03.04.2018
Arkadaşımın tavsiyesiyle okudum. Beni düşündüren bir kitap oldu..
evinnn
Kitapkurdu
12.01.2018
Otobüsler be hayatlar... ilgi çekici bir kitaptı
FİDAN
22.09.2017
bir arkadaşımın tavsiyesiyle aldığım ve beğendiğim bir kitap.
ezginur0101
25.04.2017
Hergun eziyetini cektigimiz otobusler ve okuduktan sonraki bakis acimizin degismesi..
portakallı turta
23.04.2017
Yok Bana Sensiz Hayat kadar başarılıydı diyemeyeceğim. Kalemi okutuyor ancak.
aural
08.02.2017
Mutlaka hepimiz yolculuk esnasında diğer yolcular hakkında kendimizce hikayeler yazmışızdır. En azından benim yaptığım bir durum. O nedenle eğlenceli bir eser, keyifle okudum. Tavsiye ederim "Ne de olsa hepimiz aynı yolun yolcusuyuz."
DerinceDerin
17.04.2016
Rutin bir yolculuğun içinde sessiz fırtınalar kopan kafaları anlatan bir kitap.Aslında en az bizimde düşündüğümüz hatta belki çokça kendi içimizden tekrar ettiğimiz olayları karşı taraftan dinlemek... Bildiğimizi hatırlamak gibi...