Kireç Ocağı
Kireç Ocağı

Kitapyurdu Fiyatı: 178,75TL

20Yorum
Mehmet Utku Yıldırım
Kitapkurdu
Kireç Ocağı
Persona. Yazlıkta kadın diğer kadına aynı anda iki benliğe, çok benliğe sahip olmanın zorluğunu anlatır ve her şeyin komediden ibaret olduğunu söyler, tutunulan fikirlerle yapılanlar bir olmalı yoksa insan parçalara ayrılır, insan parçalı ve karbon bazlı yaşam formudur, incelendiği kadarıyla budur, bir yaratıdır, başkalarınca yaratılır, kendini birleştirir, bulunduğu yer mühim değildir, coğrafya değişir, yolculuk haricinde de değişir, dünya değişen bir varlıktır, yaratı değişen bir varlıktır, yaratının alacağı biçimlerin sınırı yoktur, öyleyse yaratıyı yaratmanın özünde ne yatar, düşüncenin maddeleştirme dürtüsüne karşı konamayacak kadar çekici ne vardır, düşünceler meta-yaratılar mıdır, yaratılar düşünce halinde daha mı maddeseldir, böylesi bir çıkmazı bir kireç ocağında çözmeye çalışmak Konrad'a, tekerlekli sandalyeye mahkum eşine, civardaki insanlara kalmıştır ki ne anlatıldıysa çevredeki insanlardan ve sigortacı olan anlatıcının öğrendiği kadardır, dolaylıdır, ilk ağızdan duyulmayandır ki Konrad anlatmak yerine İşitme nam incelemesini yazmayı, yazmaya çalışmayı, kireç ocağına kapanıp kağıtları önüne çekerek yazmak için kıvranmayı tercih edecekti, daha önce hakkı verilerek anlatılmamış, hiç anlatılmamış, hep anlatılmış ama hakkı verilmemiş bir konuyu kağıtlara dökmeye çalışacaktı ve başarısız olacaktı, düşündüğü ölçüde de başarılı olacaktı, çok fazla bilgi, çok fazla teori, çok fazla çıkarım fışkırmak için bir kanal arayacak ama bulamayacaktı, bütün şartlar sağlanmış olmasına rağmen kapalı kalacaktı, üç veya dört katlı evin her yanı siyaha boyanmış olmasına rağmen, kapıya gelenler geri çevrilmesine, mektuplara cevap verilmemesine, izole bir yaşam sürülmesine rağmen bir yol bulamayacaktı, yol çoktan aranmıştı, Konrad eşiyle neden evlendiğini bilmemesine rağmen evlendi, muhtemelen hasta olan kadının kendine muhtaç olacağını düşündü ve egosunu dürttü, ailesinden görmediği ilgiyi görecekti, yarım kalan eğitimini kendi imkanlarıyla, kendi öfkesiyle tamamlayıp eşinin kendisine muhtaç olmasını da kendine ekleyerek istediği gibi yaşayacaktı, hayatının en güzel yıllarını kendi istediği gibi biçimlendirecekti, otuzundan ellisine kadar yollara düşmeyip yazacaktı, yazmaya çalışmadığı söylenemez, gittikleri ülkelerden biletler, broşürler birikti, tekerlekli sandalyeye bağlı olan kadın iyi bir gezdirildi ama inceleme bir türlü yazılamadı da ne oldu, bir kentin aşırı sıcağı, bir diğerinin gürültüsü, bir diğerinin insanı, bir diğerinin kokusu bunaltılara yol açtı da ne oldu, Konrad yeğeninin fahiş fiyata sattığı kireç ocağına kapandı, eşinin yeğenine satmaması için baskı kurmasına rağmen satın aldığı kireç ocağına kapandı, yıllar boyunca bankadan aldığı borçlarla ayakta durarak kapandı ki nihayetinde banka, polis, resmi görevliler, adaletin temsilcileri, kokuşmuş ve kurtulunması gereken adaletin temsilcileri kapıya dadanınca, kapıyı yıkarcasına çalınca, kapının açılmayacağını bilmezcesine çalınca Konrad'ın son bir kez masaya oturması gerekti, elde silah, elde mürekkep, eşe birkaç kurşun, yakışıklı bir cinayet, kadının kurtuluşu, Konrad'ın da, belki de yıkımın tamamlanışı beş yıllık bir zaman almadan önce Konrad'ın eşsiz deneyi çıldırışlarının bir yanını oluşturdu ki günlerce, aylarca hep aynı sessiz harfleri, hep aynı sesli harfleri eşinin kulağına bağırdı, fısıldadı Konrad, hep aynı harfler ve hep aynı tepkiler, yıllar boyunca sürdü bu, kadının kaçışı yoktu, kocasının deliliğine bir süre boyun eğdi, uzunca bir süre boyun eğdi ve ortaya kendi deliliklerini sürdü, artık giyemediği elbiselerini giydi, eski fotoğraflara baktı, üstleri başları yırtık pırtık olmasına rağmen Konrad'a eldiven örüp söktü, bin tane eldiven örüp tam sonuna gelmişken hepsini söktü, hep aynı sesleri duymaktan yaşamını söktü ve söylentilere göre ölmek istediği için Konrad onu vurdu, söylentilere göre Konrad çocukluğundan beri kireç ocağında oturmak istiyordu, sosyal yaşamdan tamamen yalıtılmış ki insan insanlarla sadece kirlenir, insan başkalarıylayken hiçbir zaman kendisi değildir, kendi başınayken bile kendi olmayabilir, kendimiz nedir, nasıl biridir, belki bunların bir sabiti olarak incelemesini yazmak istedi Konrad, dış doğadan korktuğu ölçüde iç doğasını yansıtmak istedi, gönüllü çalışma zindanında insanların nasıl duymadığını, nasıl anlamadığını anlatmak istedi, mobilyaları ve objeleri yanlış yere koymak istedi, hiçbir şeyin yeri belli değildi, bir süre sonra yeri belli olmayan şeyler satıldığı zaman, para giderek suyunu çektiği zaman bir dertten kurtulmuş oldu Konrad, eşyalardan kurtulmuş oldu ve boş duvarlara, boş odalara bakarak evin boşluğunu teyit etmek istedi, yüzlerce kez odalara girip çıktı, kireç ocağının boşluğuna emin oldu ve daha da boşaltmak için duvarları siyaha boyadı, eşi Kropotkin'den nefret ederdi ama Konrad'ın okumak istediği başka bir şey yoktu, bazen eşinin istediği kitabı okurdu ama bazen, deneylerden sonra, yemekten sonra, yazamadığı incelemeyi yazmayı yeterince düşündükten sonra, yazmanın, yaratmanın imkansız olduğunu anladıktan sonra, uygun zamanın hiçbir zaman gelmeyeceğini anladıktan sonra eşine kitap okudu, onu giydirdi, besledi, yaşattı ve öldürdü, incelemenin yerine eşini koydu, insanları koydu, ne gördüyse onu koydu çünkü bir insanın yaşamı da sanat eseridir ve sanatını mutluluktan uzak bir zirveye koydu Konrad, çocukluğunun duygusal boşluğunu bu sanatla yaşattı ki çocukken bir şeyler eksikse yaşamın geri kalanında da bir şeyler eksiktir; babanın yokluğunda erkeklere nefret duyulabilir, annenin yokluğunda terk edilme kaygısı doğabilir, insanlar sevilmeyebilir çünkü bütün sıkıntının kaynağı insanlardır, mutluluğun pek bir önemi yoktur, bir ağaç mutludur ve bakıştığı insan da mutlu olabilir, öyleyse bir insandan neden mutluluk beklenir, insan neden sosyal bir varlıktır, sosyal bir varlık olmak zorundadır, iletişim kurabilmenin doğrulardan ve yalanlardan ibaret olması sosyalliğin bir yaratısı mıdır, insanın bir yaratısı mıdır yoksa Avusturya'nın o çokça bahsedilen çürütücü havası mıdır, pencereden bakınca pek fark edilmiyor, Konrad'ın fark edecek bir alımlayış biçimi yok, Konrad yazmak zorunda, annesine, babasına, eşine, Avusturya'ya, doğaya, bankaya rağmen yazmak zorunda, kendine rağmen, deliliğine rağmen, deliliği yaratan doktorlara rağmen, kendisini sürekli rahatsız eden insanlara rağmen, onlara çoğu zaman hayır der, hayır, beni rahatsız etmiyorsunuz, hayır, sizin yarattığınız huzursuzluğun yardımıyla düşünebiliyorum, yazmanın o kadar önemli olduğunu düşünmüyorum, aslında düşünüyorum ama siz olmasanız düşünmeyecektim, o zaman var olunuz sayın insanlar, size sonsuz lanet, bu başyapıtı bitiremememin altına imzanızı atın, yakışıklı olsun, koyduğum noktalardan sonra gelen devam cümleleri, koyamadığım noktaların sebebi, cinnetim sizin eseriniz, ben sizin eserinizim, beni sizler yarattınız, sağ olun, alkışlar benden. "Fakat Konrad'ın söylediğine göre, biri ona eşlik etse bile insan yalnız başına ilerlermiş, yalnız başına ve gittikçe büyüyen bir yalnızlığa doğru ilerlermiş. Ve gittikçe büyüyen bir karanlığa doğru yalnız ilerlermiş, çünkü düşünen insan daima gittikçe büyüyen karanlığa doğru yalnız başına ilerlermiş." (s. 55)
Eylül Görmüş
Kitapkurdu
07.05.2026
kudretli bir metin bence bu...
“İnsanlarla münasebetimiz olduğunda akıllı insanlarla münasebetimiz olmuş olmuyor, insanlar akıllı olduklarını iddia ediyorlar ama akıllı değiller, insanlar bir şeyler bildiklerini iddia ediyorlar ama hiçbir şey bilmiyorlar, insanlar her şeyi yalnızca iddia ediyorlar.” Bu cümleyi önüme koysalar, kim yazmış sence bunu deseler, soru çoktan seçmeli olmasa bile hemen Thomas Bernhard diye yapıştırırdım. Edebiyatın en güzel huysuzu, en iyi homurdanan yazarı, takıntıları en sevilesi olanı. Saplantı. Bu kitabı herhalde tek kelimeyle tarif etmem gerekse bunu seçerdim - gerçi Thomas Bernhard külliyatının tamamını bu kelimeyle özetlemek mümkün olabilir. Saplantılı karakterleri büyük bir saplantıyla yazıyor Thomas Bernhard ve ben kendisinin boğucu metinlerini çok seviyorum. Sonunu başından öğrendiğimiz bir hikâye öğreniyoruz. Bir kireç ocağını mesken tutmuş, orada yaşamakta olan Konrad, karısını vuruyor. Kaç kurşunla vurmuş, planlayıp mı vurmuş aniden mi vurmuş, pişman mı olmuş tatmin mi, bunları bilmiyoruz. Zira Bernhard’ın sürekli “diyor Wieser, diye anlatıyor Fro” diye aktardığı türlü anlatıcılarımızın beyanları birbiriyle epeyce çelişkili. Emin olduğumuz tek şey şu; Konrad saplantılı bir şekilde bir işe tutulmuş: “işitme” üzerine bir inceleme yazmak. Ve fakat asla yazamıyor. Henüz kafasında olduğu için “bilim” kategorisinde olan, kağıda dökebilse bir “sanat eserine” dönüşeceğini iddia ettiği işitmeye dair bu inceleme için her şeyden vazgeçmiş, engelli eşi üzerinde türlü deneyler yaparak güya incelemesi için veri toplayan Konrad, kendini işitemez ve göremez bir halde buluyor nihayetinde. Bernhard’ın erken dönem eserlerinden biri bu kitap ve zor bir metin, zira bazen 1 sayfa süren cümleler var, paragraf yok, sayfalar dolusu sayıklama okuyoruz. Ama işte sayıklamanın da edebi olanı var hayatta. Konrad’ın sayıklamalarının içinde hayata, kusursuzluğa, sanata, gözleme, takıntıya, bireyselliğe, mülkiyete ve yalnızlığa dair çok şey saklı. Çok boğucu ama tam da bu boğuculuğundan ötürü kudretli bir metin bence bu. Herkese önermem ama Bernhardın manyaklıklarına dair görece fikri olan okurlar sevecektir bence. Mesela ben. :)
Hatice Vançin
14.01.2025
Beni biraz buhrana sürüklemiş olsa da çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu
Selman Bayrak
16.10.2024
Bernhard dan okudugum ilk eserdi. kelimenin tam anlamiyla bir carpma etkisi yaratti bende. herseyiyle kendini kitaplarinda yansitan bir yazar goruyoruz
bademşeker
Kitapkurdu
09.02.2024
Akıcı bir kitap mı? Kesinlikle hayır. Konudan kopartacak kadar yorucu bir anlatımı vardı. Yazarın düşünce yapısına ilginiz varsa okuyun..
Sezai Aclan Ulusçu
Hezarfen
17.08.2023
Ucuzayiyenler kitabıyla ayni teknik kullanılarak yazılmış başarılı bir eser... ancak anı ve otobiyografik erken dönem romanlarını daha çok beğeniyorum
AYŞİN AĞRITMIŞ
Hezarfen
04.08.2023
Bernhard'ın şimdiye kadar okuduğum kitaplarında gözlemlediğim ( Bitik Adam, Kireç Ocağı, Beton) kendini insanlardan soyutlamış bir roman kahramanın psikolojik çözümlemeleri üzerinden ilerliyor,her biri ayrı bir kurgu ile romanın içine sizi çekiyor.
fikrimincegulu
Kitapkurdu
13.04.2023
Beyin yakan bir Bernhard kitabı.. Zaten hangi kitabı kolay ama tuhaf bir şekilde okuyucuya okuma hazzını yaşatan da bir yazar. Okumayinca özlüyorsunuz
İzel
23.12.2022
Kitaptaki yazım dili sıkıcı gelebilir. Hikayeye tam girecekken sıkılıp kitabı bitirememe durumu olabilir.
Nevin Adalı
10.07.2022
Yazardan ilk olarak bunu okumayın derim. Ben diğer kitaplarını daha çok sevdim. Biraz iç karartıcı.
kitapseverkz
07.05.2022
Başlamadım daha öneri üzerine aldım
belkısbalcı
Kitapkurdu
27.09.2021
Yazar ile tanışma kitabım iyi ki tanışmışım. Sonrasında hemen Sarsıntı kitabını da aldım , okumak için sabırsızlanıyorum.
freestate
23.10.2020
Thomas Bernhard'ın çok kıymetli bir eseri, okunmalı.
slckrmn
Hezarfen
08.09.2020
olumsuzluk umutsuzluk yazarı gibi Thomas bey, biyografisini okursanız da zaten başka türlü bir şey çıkması beklenemezdi herhalde, aslında bu kültür bizde arabesk olarak var Thomas bey Alman Arabesk Felsefesi yapmış bir anlamda genel olarak bu tarzı tüm kitap ve şiirlerinde görmek mümkün, bu tarzı sevenler için iyi okumalar,
eren6565
Kitapkurdu
13.08.2020
mekanın ruh kazanması insanın ruhunun dışa vurumu kireç ocağı bernard okumak kolay değil ama ayrıcalıktır
seyesla
18.06.2020
bernhard tarzına alışmamışlar için güzel bir başlangıç kitabı
Deruni Kadim
Kitapkurdu
01.07.2019
Sıkıcılık umutsuzluk karamsarlık gibi kötücül duyguları o kadar incelikle işliyor ki bernhard edebiyatın bu yüzden sanatların en cesuru olduğunu kanıtlıyor bize
hoyloyloy
21.07.2017
Yarısını geçtim ama çok sıkıldım. Ama başlamışken bitireceğim.
Xerias
13.06.2016
Anlamak için vakit isteyen, mümkünse tek seferde okunması gereken bir eser. Yazın konuya uydurulmuş. Paragrafların olmayışıyla fikirlerdeki karmaşıklık, okuyucunun konuyla daha iyi empati kurmasını sağlamış.
brachium
Kitapkurdu
05.05.2016
Açıkçası bir parça hayal kırıklığına uğradım. Bazı olaylar kendini çok fazla tekrar ettiği için sıkıldım diyebilirim. Ancak konusu ve dili güzel.